Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarların en sessiz gecelerinde bile fısıldanan bir köy varmış: Berrak Pınar Köyü. Bu köyün en akıllı, en saf yürekli, en meraklı delikanlısı da herkesin tanıdığı Keloğlanmış. Ama bu masalda Keloğlan’ın başına öyle tuhaf işler gelmiş ki… Anlatması bile bir başka macera imiş.
Bir Gece Gelen Esrarengiz Işık
Bir akşam, köyün üstünde ay tepsi gibi dururken, Keloğlan evinin önünde oturmuş annesinin ördüğü sepetleri sayıyormuş. Tam o sırada, pınar tarafından ince, titrek bir ışık belirivermiş. Ne yıldız ışığına benziyormuş, ne de köylünün yaktığı kandillere.
Keloğlan merakına yenik düşmüş:
“– Anam,” demiş, “şu pınarın oradan niye ay ışığı gibi bir şey yükseliyor?”
Anası omuzlarını silkmiş.
“– Oğlum, gece gece pınarda kim ne arasın? Sakın ha uzaklaşma!”
Ama merak, Keloğlan’ın kalbine kurt gibi düşmüş. Anası uyur uyumaz sessizce dışarı çıkmış, pınara doğru yürümüş.
Ay Işığı Yolunun Doğuşu
Pınarın kıyısına varınca bir de ne görsün? Ay ışığı, suyun yüzeyine düşmüş ve ışık, suyun üstünde sanki bir yola dönüşmüş. Pırıl pırıl parlayan, göğe doğru kıvrılıp giden bir yol…
Keloğlan şaşkın şaşkın:
“– Ben böyle şey görmedim,” demiş, “Ay ışığı yol mu olur?”
O sırada suyun içinden bir ses yükselmiş: ince, zarif, sanki rüzgârın şarkısı gibi:
“Ay Işığı Yolu yalnızca temiz kalplilere görünür…”
Keloğlan irkilmiş ama korkmamış. Cesaret denen şey bazen meraktan gelirmiş.
Pınarın Perisi
Sudan bir peri çıkmış. Saçları gece gümüşü, gözleri ay damlası gibi parlarmış.
“– Ben Pınar Perisi Selinta,” demiş. “Gökyüzündeki Ay Sarayı karanlık bir büyüyle mühürlendi. Ay Sultan’ı, kötülüğü seven Gölgeler Efendisi esir aldı. Ay ışığı sönmeye başladı. Eğer Ay sönerse geceler bir daha hiç aydınlanmayacak.”
Keloğlan anlamış ama şaşırmış:
“– Ee peri bacı, ben ne yapayım ki?”
Selinta gülümsemiş.
“– Ay Işığı Yolu seni çağırıyor. Sadece sen yürüyebilirsin.”
Göğe Uzanan Macera
Keloğlan derin bir nefes almış, ay ışığından oluşan yola adımını atmış. Bir anda hafifleyip su damlası gibi yükselmiş, köyü kuş bakışı seyrederek göğe doğru çıkmış.
Yol boyunca:
– Işık kuşları
– Gümüş yapraklı ağaçlar
– Sessiz şarkı söyleyen rüzgârlar
ona eşlik etmiş.
Ay Vadisi ve İlk Sınav
Yolun sonunda Ay Vadisi diye bir yer varmış. Vadinin ortasında dev bir saat taşı duruyormuş. Selinta’nın sesi rüzgârla gelmiş:
“– Bu ilk sınavın. Ay Vadisi’nden geçmek için kalbinle yolu bulacaksın.”
Vadide üç yol varmış:
- Altın pullarla kaplı parıltılı yol
- Gümüş taşlarla dizilmiş orta yol
- Karanlık, gölgeli bir yol
Keloğlan bir an düşünmüş:
“– Ne altın, ne gümüş… Ben gölgeye basmam; ama karanlıktan korkarsam bu iş olmaz.”
Karanlık yola girmiş. Bir anda karanlık canavarlar fısıldamaya başlamış. Ama Keloğlan kalbinden bir türkü söylemeye başlamış:
“Karanlıkta korkmam ben,
Yolum aydın gönlümden…”
Türkü duyulunca karanlık erimiş, yol aydınlanmış.
Ay Sarayı’na Varış
Ay Sarayı bembeyaz mermerlerle yapılmış, kubbeleri yıldız ışığı gibi parıldarmış. Ama sarayın kapıları zincirliymiş.
Bu kez kapının ardında Gölgeler Efendisi belirmiş. Siyah sislerden oluşan, gözleri ateş gibi bakan bir varlıkmış.
“– Sen de kim oluyorsun, çıplak kafalı köylü? Ay benimdir artık!”
Keloğlan hiç geri adım atmamış.
“– Ay herkesindir. Ben köylüyüm ama yüreğim bana yeter.”
Gölgeler Efendisi büyük bir gölge yılanı göndermiş. Keloğlan da cebinden ne çıkardı dersiniz? Anasının ona yemesi için verdiği köy çöreği!
“– Al bakalım,” demiş, “Gölge olsan da açsın herhalde!”
Yılan çöreğe bakmış, ilk kez gölge iken kokuyu almış, şaşırmış. Bir ısırık alınca gölge bedeni ışığa dönüşmüş ve yok olmuş.
Gölgeler Efendisi öfkeden kükremiş. Ama Keloğlan’ın kararlılığı Ay Sarayı’nın içindeki büyüyü kırmış. Ay Sultan serbest kalmış. Elini kaldırınca Gölgeler Efendisi bir duman gibi dağılıp kaybolmuş.
Ay’ın Dileği
Ay Sultan, gözleri gece incisi gibi parıldayan zarif bir kadınmış.
“– Ey Keloğlan,” demiş, “Cesaretin ve temiz kalbinle göğü kurtardın. Dile benden ne dilersen.”
Keloğlan biraz düşünmüş:
“– Sultanım, benim dileğim köyümün bereketli olması, anamın yüzünün gülmesi.”
Sultan gülümsemiş.
“– Dilediğin olsun.”
Ve Keloğlan’ı ay ışığından bir buluta oturtup köyüne geri göndermiş.
Köyde Yeni Bir Sabah
Sabah köylüler bir bakmış ki pınarın suyu daha berrak, tarlalar daha verimli, havada hafif bir ay kokusu var.
Keloğlan’ın anası onu görünce:
“– Oğlum sen nereye gittiydin?” diye sorunca Keloğlan gülmüş:
“– Anacığım,” demiş, “Ben de bilemem. Ama ay ışığı yolu vardı sanki…”
O günden sonra her dolunayda Ay’dan ince bir ışık köye düşer, Keloğlan’a teşekkür edermiş.
İşte böylece Keloğlan’ın Ay Işığı Yolu’ndaki macerası dilden dile, rüzgârdan yıldızlara kadar yayılıp bir masal olmuş.
Keloğlan ile Ay Işığı Yolu – Devam Masalı
Bölüm 2: Yıldızların Kayıp Nefesi
Ay Sarayı’ndan döndükten sonra günler sakin geçmiş. Fakat bir gece gökyüzünde tuhaf bir şey olmuş: Yıldızlar tek tek sönüyormuş!
Keloğlan bunu görünce ürpermiş. Tam o sırada evinin penceresinden incecik bir tıslama sesi duymuş.
“Keloğlan… yardım et…”
Keloğlan dışarı çıkmış, bahçede minicik bir yıldız parçası bulmuş. Bir avuç içi kadar, ufacık ama hâlâ parlıyormuş.
Yeni Kahraman: Miniyıldız Lira
Parçacık birden konuşmuş:
“Ben Miniyıldız Lira… Yıldızlar nefesini kaybediyor. Çünkü Yıldız Rüzgârları esmekten vazgeçti. Onları yöneten Rüzgâr Velhası, karanlık bir kutuda hapis…”
Keloğlan şaşkın:
“– Yahu, gökyüzü dertten geçilmiyor… Ama tamam, gidelim!”
Miniyıldız Lira Keloğlan’ın avucunda parlamış ve ikisi bir anda yıldız ışığından oluşan bir kasırgaya binip göğe yükselmişler.
Bölüm 3: Rüzgâr Velhası’nın Esir Sarayı
Göğe vardıklarında yer gök birbirine karışmış. Hiç rüzgâr yokmuş, bulutlar gökyüzünde sanki donup kalmış.
Keloğlan gemiye çıkmış. Bir kürek aramış, bulmuş, ama kürek ne işe yarar rüzgâr yokken?
Tam umutsuzluğa kapılmış ki bir ses duymuş:
“– Kürek değil gönül gerek!”
Bu sözler koca sakallı, incecik ama ışık gibi parlayan bir ihtiyardan gelmiş. Adı Bulut Bilgesi Tiron’muş.
Yeni Kahraman: Bulut Bilgesi Tiron
Tiron, Keloğlan’a durumu anlatmış:
“– Rüzgâr Velhası’nı esir alan Sis Lordu Zornan, yıldızların nefesini çalıp karanlık bir ordu kuruyor!”
Keloğlan yumruğunu sıkmış:
“– E yeter gayri! Ay’ı kurtardık, yıldızları da kurtarırız!”
Bölüm 4: Sisler Ormanı ve Ayna Labirenti
Miniyıldız Lira yolu aydınlatarak Keloğlan’a rehberlik etmiş. Üçü birlikte Sisler Ormanı’na girmişler.
Ormanın merkezinde Ayna Labirenti varmış. İçeride her yansıma Keloğlan’ın farklı hâlini gösteriyormuş:
– Korkak Keloğlan
– Tembel Keloğlan
– Kibirli Keloğlan
– Üzgün Keloğlan
Miniyıldız Lira fısıldamış:
“Yansımaların seni kandırmasına izin verme. Doğrunu hatırla.”
Keloğlan türküsüne başlamış:
“Ben kendimi bilirim,
Gönlümde doğrular durur.”
Türkü duyulunca aynalar çatlamış, labirent yol verivermiş.
Bölüm 5: Rüzgâr Velhası’nın Zindanı
Zindanın önünde Sis Lordu Zornan bekliyormuş. Vücudu tamamen dumanlardan, gözleri kor gibi yanıyormuş.
“– Yine mi sen Keloğlan?” diye gürlemiş.
“– Ay’ı kurtardın, yıldızları kurtaramazsın!”
Keloğlan hiç korkmamış.
“– Olmaz deme Zornan, ben derim ki olur!”
Zornan dev bir sis ejderhası çağırmış.
Keloğlan cebinden ne çıkarır dersin?
Ay Sultan’ın ona hediye ettiği Ay Tozu Kesesi!
Ay tozunu ejderhanın üzerine serpiştirmiş. Toz ışığa dönüşmüş, sis ejderhası dağılmış.
Zornan ise karanlık bir çığlık atıp yok olmuş.
Rüzgârların Dönüşü
Zindanın kapıları açılınca içerden göz kamaştırıcı bir rüzgâr yükselmiş. Bu, özgür kalan Rüzgâr Velhası imiş.
Velhas Keloğlan’ın omzuna dokunmuş:
“– Sen dangalak görünürsün ama yüreğin göklerden daha geniş!”
Samimice gülmüşler.
Rüzgâr yeniden esmeye başlamış. Bulutlar dans etmiş. Yıldızlar nefeslenmiş, tekrar parlamaya başlamış.
Miniyıldız Lira büyümüş, gökteki yerine dönmüş.
Sonuç: Keloğlan’ın Gökteki Ünü
O günden sonra Keloğlan’ın adı sadece köyde değil,
Ay Sarayı’nda, Yıldız diyarlarında, Rüzgâr Vadisi’nde
dilden dile anlatılır olmuş.
Her dolunayda Ay’dan, her esen rüzgârdan bir teşekkür gelirmiş.
