Bir zamanlar, dağların arasına saklanmış, berrak sularıyla parıldayan büyülü bir göl vardı. Bu gölde türlü türlü hayvanlar yaşardı: neşeli kurbağalar, meraklı balıklar, şarkı söyleyen kuşlar… Ama hepsinden farklı olan biri vardı: Konuşan Kaplumbağa Tortu.
Tortu’nun kabuğu yaşlı bir ağacın gövdesi gibi desen desen, gözleri ise derin bir bilgelikle parlıyordu. O, sadece konuşabilen bir kaplumbağa değildi; aynı zamanda doğruyu söyleyen, sabrı öğreten ve herkese yol gösteren bir dosttu.
Her sabah gölün kenarına gelir, suya yansıyan güneşi izler ve gelen geçen hayvanlarla sohbet ederdi. Küçük hayvanlar onun etrafına toplanır, anlattığı hikâyeleri dinlerdi.
Bir gün göle yeni bir misafir geldi: Pırpır adında genç bir tavşan. Bembeyaz tüyleri ve hızlı ayaklarıyla dikkat çekiyordu. Ama en çok dikkat çeken şey, durmadan övünmesiydi.
“Ben en hızlıyım! Rüzgâr bile beni yakalayamaz!” diye bağırıyordu.
Hayvanlar önce hayranlıkla baktı, sonra bu övünmelerden sıkılmaya başladı. Tortu ise sessizce onu izliyordu.
Bir gün Pırpır, Tortu’nun yanına gelip alaycı bir sesle sordu:
“Sen gerçekten konuşabiliyor musun? Ve insanlar seni neden bu kadar dinliyor?”
Tortu sakin bir şekilde cevap verdi:
“Çünkü ben konuşmadan önce düşünürüm. Her sözün bir değeri vardır.”
Pırpır güldü:
“Ben düşünmeden de kazanırım! Hızım bana yeter!”
Tortu başını hafifçe salladı:
“Bazen hız, insanı hataya götürür. Önemli olan doğru zamanda doğru kararı verebilmektir.”
Pırpır bu sözleri pek ciddiye almadı.
Ertesi gün gölde büyük bir etkinlik düzenlendi: Bilgelik ve Cesaret Yarışı. Bu yarış sadece hızlı koşmayı değil, dikkatli olmayı, sabretmeyi ve doğru seçimler yapmayı gerektiriyordu.
Yarış başladığında tüm hayvanlar heyecanla izliyordu. Pırpır bir ok gibi fırladı. Tortu ise ağır ama kararlı adımlarla ilerledi.
Bir süre sonra yarış yolu ikiye ayrıldı. Bir tabelada şöyle yazıyordu:
“Kısa Yol: Hızlı ama riskli”
“Uzun Yol: Güvenli ama sabır ister”
Pırpır hiç durmadı:
“Ben riskten korkmam!” diyerek kısa yola daldı.
Ama kısa yol düşündüğü kadar kolay değildi. Önce dikenli çalılardan geçti, sonra kaygan taşların üzerinden atladı. En sonunda büyük bir çamur alanına geldi. Hızını kesmeden koşunca… şlop! diye çamura saplandı!
Ne kadar çabaladıysa da çıkamadı.
Bu sırada Tortu uzun yolu seçmişti. Yol uzundu ama güzeldi. Kuşlar ona şarkı söylüyor, hafif rüzgâr yolunu serinletiyordu. Yorulduğu anlar oldu ama hiç pes etmedi.
Yolda küçük bir karınca grubunun su birikintisinde mahsur kaldığını gördü. Durdu, onlara yardım etti. Biraz zaman kaybetti ama kalbi huzur doldu.
Sonunda bitiş çizgisine ulaştı. Yarışı kazanan Tortu oldu.
Bir süre sonra Pırpır da çamur içinde, yorgun ve üzgün bir şekilde geldi. Başını eğdi:
“Ben sadece hızlı olmaya güvendim… Ama düşünmeden hareket ettim.”
Tortu ona yaklaştı ve nazikçe konuştu:
“Hız bir yetenektir, ama akıl ve sabır birer hazinedir. Eğer onları kullanmazsan, hızın seni yanıltabilir.”
Pırpır derin bir nefes aldı:
“Ben değişmek istiyorum. Bana yardım eder misin?”
Tortu gülümsedi:
“Elbette. Öğrenmek isteyen herkes değişebilir.”
O günden sonra Pırpır artık eskisi gibi aceleci değildi. Koşmadan önce düşünür, karar vermeden önce etrafına bakardı. Tortu ile birlikte göldeki küçük hayvanlara yardım etmeye başladı.
Bir gün küçük bir kuş yuvasından düşmüştü. Pırpır hemen koşmak istedi ama durdu, düşündü ve dikkatlice hareket etti. Kuşu incitmeden yuvasına geri koydu.
Tortu gururla baktı:
“İşte gerçek hız bu… Hem hızlı hem doğru olmak.”
Göldeki tüm hayvanlar artık sadece hızlı olanı değil, sabırlı ve akıllı olanı örnek alıyordu.
Ve Tortu’nun sözleri gölde yankılanmaya devam etti:
“Doğruyu bulan, en hızlı olandan her zaman öndedir.”
Masalın Öğüdü
Sabır, dikkat ve doğru karar verme; sadece hızdan çok daha değerlidir. Düşünerek hareket eden her zaman kazanır.
