Bir varmış, bir yokmuş…
Uzak diyarlarda, Ayışığı Vadisi adında bir yer varmış. Bu vadi öylesine güzelmiş ki, geceleri ay gölün üstüne gümüşten bir yol çizer, rüzgâr çiçeklerin arasında masal söyler, ağaçlar bile birbirine fısıldaşırmış.
Bu vadide, yüreği kocaman bir kız yaşarmış: Safinaz.
Safinaz, köyde herkesin yardımına koşan, ama en çok da doğayı korumayı seven biriymiş. Kırık kanatlı kuşları sarar, susuz kalmış çiçekleri sular, yaşlı ağaçlarla konuşurmuş.
Bir gün, vadinin üstünü simsiyah bir sis kaplamış.
Sisin içinden, Karanlıklar Lordu Azuron adında bir büyücü çıkmış. Azuron’un amacı, Ayışığı Vadisi’ni karanlığa boğmak, insanların kalbinden umudu çalmakmış.
Azuron’un büyüsü o kadar güçlüymüş ki, gökyüzündeki ay bile görünmez olmuş.
Ve Safinaz’ı, vadinin koruyucusu olduğu için, Kristal Kule adındaki yüksek bir dağın tepesindeki cam bir odaya hapsetmiş.
Günler geçmiş… Ayışığı Vadisi sessizliğe gömülmüş. Kuşlar ötmez, sular akmaz, insanlar gülmez olmuş.
Ama herkes bir şey biliyormuş: Safinaz yaşarsa umut da yaşar.
O sırada, köyün küçük çobanı Emir, Safinaz’ı kurtarmaya karar vermiş. Yanına sadece bir ışık tohumu almış — Safinaz’ın bir zamanlar ona verdiği, “Bu tohum karanlıkta bile ışık olur” dediği bir tohum…
Emir, ormanları geçmiş, sisli yolları aşmış, sonunda Kristal Kule’ye varmış.
Kulenin kapısı devasa bir ışık bilmecesiyle korunuyormuş.
“Geceyi kim doğurur?” diye sormuş kapı.
Emir biraz düşünmüş, sonra tohumun içine fısıldamış:
“Gecenin anası, sabırdır.”
Kapı parlamış ve açılmış.
İçeri girince, Azuron’un yankısı duvarlarda dolaşmış:
“Küçük çoban, umudu aramak cesaret ister ama onu taşımak yürek ister!”
Emir korkmamış. Tohumu avucunda sıkmış ve kalbinden geçenleri söylemiş:
“Safinaz’ın kalbi karanlıktan güçlü!”
O anda tohumdan saf bir ışık yükselmiş. Tüm kuleyi sarmış, cam duvarları eritmiş, Safinaz’ı özgür bırakmış.
Safinaz gözlerini açtığında, Emir’i ve elindeki ışık tohumunu görmüş. Gülümseyerek şöyle demiş:
“Demek umut, paylaşıldığında büyüyormuş.”
Safinaz, Azuron’un büyüsünü çözmek için son bir şarkı söylemiş.
Sesindeki güç, rüzgârı ve gökyüzünü uyandırmış. Ay yeniden parlamış, vadinin üstündeki sis dağılmış.
Ayışığı Vadisi yeniden hayat bulmuş.
Safinaz ve Emir, vadinin ışığını korumaya devam etmişler.
Çünkü o günden sonra herkes biliyormuş ki:
“Gerçek kurtuluş, karanlığı yenmek değil, ışığı paylaşmaktır.”
Ve gökyüzünde bir yıldız belirip parladığında, halk hâlâ şöyle dermiş:
“Safinaz’ın ışığı yine gülümsedi…”
