Arda, okulun en sessiz öğrencilerinden biriydi. Konuşmayı pek sevmez, genelde pencereden dışarıdaki gökyüzünü izleyerek hayallere dalardı. Ama onun asıl tutkusu bambaşkaydı: yazmak. Çantasından hiç eksik etmediği küçük defteri ve yıllardır kullandığı eski, gümüş kaplamalı bir kalemi vardı.
Bu kalem, Arda’ya dedesinden hatıraydı. Dedesinin “Bir kelime bazen dünyayı değiştirir” sözü hâlâ kulağında yankılanırdı. Bu yüzden Arda, yazacağı her satırın değerli olduğuna inanırdı.
Bir gün okulda kompozisyon yarışması duyuruldu. Konu serbestti. Arda’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. Belki de ilk defa yazdıklarını başkaları da görecekti. Akşam hemen masasının başına oturdu, defterini açtı, kalemini eline aldı.
Ama tam ilk cümleyi yazacağı sırada… kalemin ucu kırıldı.
Arda donakaldı. Kalemi çevirdi, tekrar denedi, ama kalemin mürekkebi akmıyordu. Sanki içinde saklı tüm kelimeler bir anda susturulmuş gibiydi. Bir an boyunca boş duvara baktı. İçinde bir sıkışma oldu. Kalem kırılmıştı… ya yazacak gücü de onunla birlikte kırıldıysa?
Arda o gece hiç uyuyamadı. Yarışmaya katılma hayali, dedesinin hatırası, anlatmak istediği dünya… hepsi bir anda anlamsızlaşmış gibiydi.
Ertesi sabah annesi, Arda’nın masasının başında uyuyakaldığını fark etti. Önünde kapalı defter, yanında kırık kalem. Yavaşça Arda’yı uyandırdı.
“Ne oldu oğlum?” diye sordu.
Arda, kırık kalemi gösterdi.
Annesi gülümsedi.
“Bir kalem kırılınca kelimeler kaybolmaz Arda. Onlar senin aklında, kalbinde duruyor. Sence yazmak için gerçekten buna mı ihtiyacın var?”
Arda sessizce defterine baktı. Haklıydı… kelimeler hâlâ içindeydi.
Okula gitmeden önce annesi, mutfak çekmecesinden basit bir mavi tükenmez kalem çıkardı.
“Denemek ister misin?”
Arda tereddütle kalemi aldı. Dedesinin kalemi gibi özel görünmüyordu ama… eline aldığında içinde bir cesaret kıpırtısı hissetti. Okula varır varmaz defterini açtı ve yazmaya başladı:
“Bazı şeyler kırılır ama insanın içindeki hikâye kırılmaz.”
Kelime kelime, cümle cümle… hikâye akmaya başladı.
Bir hafta sonra yarışma sonucunda Arda’nın ismi birinci olarak okundu. Herkes şaşkındı; sınıfın sessiz çocuğu, bir anda okulun en etkileyici yazarı olmuştu. Arda sahneye çıkarken başını kaldırıp seyirciler arasında annesini aradı. Annesi göz kırptı.
Arda o an şunu fark etti:
Bazen insan, kırılan bir şey sayesinde kendisini tam anlamıyla bulur.
Arda artık biliyordu. Kalemi kırılmıştı ama kendisi kırılmamıştı. Ve yazacağı daha çok hikâye vardı.
