Bir varmış, bir yokmuş…
Küçük, yemyeşil bir ormanda minicik bir Ağaç yaşarmış.
Bu Ağaç diğer ağaçlardan biraz farklıymış.
Çünkü o, sevgiyle büyürmüş.
Her sabah güneşe gülümser,
“Günaydın Güneş!” dermiş.
Rüzgâr esince yapraklarını sallayıp,
“Hoş geldin Rüzgâr!” diye fısıldarmış.
Ama Ağaç’ın bir isteği varmış.
Bir dostu olsun istiyormuş.
Bir gün ormandan küçük bir Tavşan geçmiş.
Ağaç, “Merhaba Tavşan, benimle oynar mısın?” demiş.
Tavşan gülümsemiş, ağacın altında zıplamış.
Oyun bitince teşekkür edip gitmiş.
Sonra bir Kuş gelmiş.
Ağaç, “Dallarımda dinlenmek ister misin?” demiş.
Kuş cıvıldamış, dallarda şarkı söylemiş.
Ağaç çok mutlu olmuş.
Derken bir gün, Ağaç’ın dallarında küçük, parlak bir meyve belirmiş.
Bu meyve sıradan bir meyve değilmiş.
Bu, Dostluk Meyvesiymiş.
Ormandaki hayvanlar merakla gelmiş.
Meyve ışıl ışıl parlıyormuş.
Ağaç yumuşak bir sesle demiş ki:
“Bu meyve, paylaşıldıkça büyür.”
Tavşan, Kuş, Kaplumbağa ve Kirpi bir araya gelmiş.
Birlikte gülmüşler, oynamışlar, birbirlerine sarılmışlar.
Her sarılmada Dostluk Meyvesi biraz daha parlamış.
Sonunda meyve minicik kalplere dönüşmüş.
Kalpler ormana yayılmış.
O günden sonra orman sevgi ve dostlukla dolmuş.
Ağaç artık yalnız değilmiş.
Çünkü sevgiyle büyüyen her kalp,
ona dost olmuş
Masal da burada mutlu mutlu bitmiş.

