Ana SayfaYaşa Göre11+ Yaş MasallarıRüzgârın Uyandırdığı Dağ

Rüzgârın Uyandırdığı Dağ

Meriç'in doğayla kurduğu dostluk, sabır ve iyiliğin gücünü keşfetmesini sağlar.

Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bulutların gölgeleriyle oyun oynayan, çiçeklerin şarkı söylediği güzel bir vadide küçük bir köy varmış. Bu köyün adı Esinti Köyü’ymüş. Köyün hemen yanında ise kocaman, heybetli bir dağ yükselirmiş.

Bu dağın adı Sessiz Dağ’mış.

İnsanlar ona Sessiz Dağ derlermiş çünkü kimse onun konuştuğunu, ses çıkardığını ya da hareket ettiğini görmemiş. Dağ yıllardır aynı yerde durur, tepesi bulutlara değer, eteklerinde çam ağaçları büyürmüş.

Köyde yaşayan çocuklar dağın sırrını çok merak edermiş.

Özellikle Meriç adında meraklı bir çocuk varmış. Meriç her gün dağa bakar ve kendi kendine:

“Acaba bu dağın anlatacak hikâyeleri var mı?” diye düşünürmüş.

Bir gün köye yaşlı bir gezgin gelmiş. Beyaz sakallı, güler yüzlü bu adamın elinde uzun bir baston varmış.

Akşam olunca köylüler ateş başında toplanmış.

Gezgin, Sessiz Dağ’a bakarak şöyle demiş:

— Bu dağ aslında sandığınız kadar sessiz değildir.

Herkes şaşırmış.

— Nasıl yani? diye sormuş köylüler.

Gezgin gülümsemiş.

— Bu dağ yalnızca gerçek dinleyicileri bekliyor.

Meriç’in gözleri parlamış.

— Peki onu nasıl dinleyebiliriz?

Gezgin cevap vermiş:

— Rüzgârın dilini öğrenerek.

Köylüler birbirlerine bakmışlar.

Rüzgârın dili mi olurmuş?

Ama Meriç bu sözleri unutamamış.

O gece yatağına uzandığında dışarıdan hafif bir rüzgâr sesi geliyormuş.

“Belki gerçekten bir şey anlatıyordur,” diye düşünmüş.

Ertesi sabah erkenden kalkmış ve dağın eteklerine doğru yürümüş.

Çam ağaçlarının arasında ilerlerken rüzgâr dalları sallıyor, yapraklar hışırdıyormuş.

Bir süre sonra yaşlı bir meşe ağacının yanına gelmiş.

Tam o sırada kulağına ince bir ses gelmiş.

— Günaydın, küçük dost.

Meriç şaşkınlıkla etrafına bakınmış.

Kimse görünmüyormuş.

— Buradayım, demiş ses.

Meğer konuşan yaşlı meşe ağacıymış.

Meriç hayret içinde kalmış.

— Sen konuşabiliyor musun?

— Elbette, demiş meşe ağacı. Ama yalnızca dikkatle dinleyenler beni duyabilir.

Meriç heyecanla sormuş:

— Rüzgârın dilini öğrenmek istiyorum.

Meşe ağacı dallarını hafifçe sallamış.

— O zaman önce sabrı öğrenmelisin.

— Sabır mı?

— Evet. Doğadaki en önemli bilgiler acele edenlere görünmez.

Meriç ağacın altında oturmuş.

Dakikalar geçmiş.

Sonra saatler geçmiş.

Başta çok sıkılmış.

Ama biraz sonra kuşların farklı seslerini fark etmiş.

Arıların çiçekten çiçeğe nasıl dikkatle konduğunu görmüş.

Karıncaların düzen içinde çalıştığını izlemiş.

Akşama doğru meşe ağacı tekrar konuşmuş.

— Bugün ilk dersini öğrendin.

— Ne öğrendim?

— Sabırlı olunca daha önce fark etmediğin şeyleri görürsün.

Meriç mutlu olmuş.

Ertesi gün yeniden dağa gitmiş.

Bu kez küçük bir dereyle karşılaşmış.

Suyun sesi şarkı gibi geliyormuş.

Dere ona seslenmiş:

— Merhaba Meriç.

— Sen de mi konuşuyorsun?

— Doğayı dinleyen herkes benim sesimi duyabilir.

— Bana ne öğreteceksin?

Dere neşeyle akmış.

— Sürekli hareket etmeyi.

— Ama bazen önümde engeller oluyor.

— Benim de oluyor, demiş dere. Karşıma taşlar çıkıyor. Kayalar çıkıyor. Ama durmuyorum. Yolumu buluyorum.

Meriç düşünmüş.

Okulda zorlandığı bazı dersler aklına gelmiş.

Bazen hemen vazgeçiyormuş.

Dere devam etmiş:

— Başarı, engel olmayışı değil, engellere rağmen ilerleyebilmektir.

Meriç teşekkür etmiş.

O gün eve dönerken daha kararlı hissediyormuş.

Günler geçmiş.

Her gün doğadan yeni bir şey öğrenmiş.

Kuşlar ona takım çalışmasını öğretmiş.

Arılar çalışkanlığı öğretmiş.

Çiçekler paylaşmayı öğretmiş.

Çünkü çiçekler güzelliklerini yalnız kendileri için saklamıyor, çevrelerine yayıyorlarmış.

Bir sabah güçlü bir rüzgâr esmeye başlamış.

Ağaçlar sallanıyor, otlar dans ediyor, bulutlar hızla ilerliyormuş.

Meriç dağın zirvesine doğru yürümeye başlamış.

İçinden bir ses:

“Bugün önemli bir şey olacak,” diyormuş.

Yol uzunmuş.

Bazen yorulmuş.

Bazen dinlenmiş.

Ama derenin sözlerini hatırlamış.

“Engeller olsa da ilerlemeye devam et.”

Nihayet zirveye ulaşmış.

Bulutlar neredeyse elini uzatsa dokunacağı kadar yakınmış.

Tam o sırada rüzgâr kuvvetlenmiş.

Fakat bu kez yalnızca esmemiş.

Konuşmuş.

— Hoş geldin Meriç.

Çocuk heyecanla etrafına bakmış.

— Sen rüzgâr mısın?

— Evet.

— Senin dilini öğrenmeye çalışıyordum.

Rüzgâr gülmüş gibi uğuldamış.

— Biliyorum.

— Peki şimdi ne olacak?

— Şimdi dağın sırrını öğreneceksin.

Rüzgâr dağın etrafında dönmeye başlamış.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir:  Küçük Birlikte Büyük İşler

Bulutlar hareket etmiş.

Ağaçlar eğilmiş.

Ve o anda inanılmaz bir şey olmuş.

Sessiz Dağ konuşmuş.

Sesi derin ve sakinmiş.

— Merhaba küçük dost.

Meriç’in gözleri büyümüş.

— Gerçekten konuşuyorsun!

— Evet.

— Neden şimdiye kadar hiç konuşmadın?

Dağ gülümser gibi titreşmiş.

— Çünkü insanlar çoğu zaman yalnızca konuşur, dinlemezler.

Meriç bunu düşünmüş.

Gerçekten de insanlar bazen karşısındakini dinlemeden cevap veriyormuş.

Dağ devam etmiş:

— Benim anlatacak çok hikâyem var. Ama onları duyabilmek için önce sabırlı, dikkatli ve öğrenmeye açık olmak gerekir.

— Bana anlatır mısın?

— Elbette.

Dağ uzaklara bakmış.

— Yüzlerce yıldır buradayım. Nice insanlar gördüm. Bazıları bilgiliydi ama kibirliydi. Bazıları az şey biliyordu ama öğrenmeye istekliydi.

— Hangileri daha başarılı oldu?

— Öğrenmeye açık olanlar.

Meriç başını sallamış.

Dağ devam etmiş:

— Çünkü bilgi bir bardak su gibidir. Kendisini dolu sanan bir bardak yeni su alamaz.

Bu söz Meriç’in çok hoşuna gitmiş.

Dağ ona yıllar boyunca gördüğü olayları anlatmış.

Kuraklık zamanlarında insanların nasıl birlikte çalıştığını…

Zor günlerde birbirlerine nasıl yardım ettiklerini…

Doğayı koruyanların nasıl daha mutlu yaşadıklarını…

Meriç saatlerce dinlemiş.

Sonunda dağ şöyle demiş:

— Şimdi sana son dersimi vereceğim.

— Nedir?

— Gerçek güç büyüklükte değil, faydalı olmaktadır.

Meriç şaşırmış.

— Ama sen çok büyüksün.

— Evet, ama önemli olan büyüklüğüm değil. İnsanlara su kaynakları sağlıyorum. Ağaçlara yuva oluyorum. Hayvanları koruyorum. Faydalı olduğum için değerliyim.

Bu sözler Meriç’in kalbine yerleşmiş.

Akşam güneşi ufukta kızıl renklere bürünürken rüzgâr yeniden esmeye başlamış.

— Artık geri dönme zamanı, demiş.

— Ama sizi özleyeceğim.

Dağ sevgiyle cevap vermiş:

— Biz her zaman buradayız.

Rüzgâr eklemiş:

— Yeter ki dinlemeyi unutma.

Meriç köyüne dönmüş.

Fakat artık eski Meriç değilmiş.

Daha sabırlıymış.

Daha dikkatliymiş.

Daha çalışkanmış.

Okulda arkadaşlarını dikkatle dinlemeye başlamış.

Öğretmenlerinin anlattıklarını daha iyi anlamış.

Zorlandığında hemen vazgeçmemiş.

Çünkü derenin sözlerini hatırlıyormuş.

“Yoluna devam et.”

Bir arkadaşı üzgün olduğunda onun yanında durmuş.

Çünkü dağın sözlerini hatırlıyormuş.

“Gerçek güç faydalı olmaktır.”

Zamanla köydeki diğer çocuklar da Meriç’teki değişimi fark etmişler.

— Nasıl bu kadar çok şey öğrendin? diye sormuşlar.

Meriç gülümsemiş.

— Dinleyerek.

— Kimi dinleyerek?

— Rüzgârı, ağaçları, suyu ve doğayı.

Başta inanmasalar da bir gün onları da dağa götürmüş.

Birlikte sessizce oturmuşlar.

Kuşların şarkılarını dinlemişler.

Rüzgârın uğultusunu dinlemişler.

Yaprakların fısıltılarını dinlemişler.

Ve zamanla onlar da doğanın anlattığı dersleri fark etmeye başlamışlar.

Köyde güzel değişiklikler olmuş.

Çocuklar çevreyi kirletmemeye başlamış.

Ağaç dikmişler.

Hayvanlara yardım etmişler.

Birbirlerine daha saygılı davranmışlar.

Çünkü öğrenmişler ki doğa yalnızca yaşanacak bir yer değil, aynı zamanda büyük bir öğretmenmiş.

Yıllar geçmiş.

Meriç büyümüş.

Bilgili, yardımsever ve dürüst bir insan olmuş.

Ama ne zaman önemli bir karar verecek olsa Sessiz Dağ’a gidermiş.

Bir kayanın üzerine oturur, rüzgârı dinlermiş.

Çünkü bilirmiş ki bazen en değerli cevaplar gürültüde değil, sessizliğin içinde saklıdır.

Derler ki bugün bile Esinti Köyü’nün yakınlarına gidenler, rüzgârlı günlerde dağın eteklerinde dolaşırken hafif bir fısıltı duyarlarmış.

Bu ses bazen bir ağacın yapraklarından gelir, bazen bir derenin şarkısından yükselirmiş.

Ve dikkatle dinleyenler şu sözleri işitirlermiş:

“Sabırlı ol.”

“Öğrenmeye devam et.”

“Pes etme.”

“Faydalı ol.”

İşte o zaman insanlar, Rüzgârın Uyandırdığı Dağ’ın hâlâ konuştuğunu anlarmış.

Ve masal da burada bitermiş.

Gökten üç yaprak düşmüş.

Biri sabırlı olanlara,

Biri öğrenmeyi sevenlere,

Biri de iyilik yapanlara…

Onlar da rüzgârla birlikte dünyaya umut saçmışlar.

Rüzgârın Uyandırdığı Dağ, çocuklara sabır, azim, doğa sevgisi ve yardımlaşma gibi önemli değerleri eğlenceli bir hikâye aracılığıyla kazandırmayı amaçlayan eğitici bir masaldır. Meriç’in doğayla kurduğu bağ sayesinde çocuklar dikkatli dinlemenin, öğrenmeye açık olmanın ve karşılaşılan zorluklar karşısında pes etmemenin önemini keşfeder. Masal, aynı zamanda çevre bilinci ve empati duygusunu destekleyerek çocukların sosyal ve duygusal gelişimine katkı sağlar. Okuma sonrasında çocuğunuzla masalın verdiği mesajlar üzerine sohbet ederek öğrenme deneyimini daha da zenginleştirebilirsiniz.

Benzer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz