Ana SayfaYaşa Göre5-6 Yaş MasallarıRüzgârın Getirdiği Mektup

Rüzgârın Getirdiği Mektup

Rüzgârın getirdiği gizemli mektupla başlayan büyülü bir macera.

Bir varmış, bir yokmuş…

Uzaklarda, yemyeşil tepelerin arasına kurulmuş küçük ve sevimli bir köy varmış. Bu köyün adı Çınar Köyü’ymüş.

Çınar Köyü’nde evlerin pencerelerinde rengârenk çiçekler, sokaklarında mis gibi ekmek kokuları, meydanında ise yüzlerce yıllık kocaman bir çınar ağacı varmış.

Köyün çocukları her akşamüstü çınarın altında toplanır, oyunlar oynar, birbirlerine hikâyeler anlatırlarmış.

Bu çocuklardan biri de Ela’ymış.

Ela, meraklı mı meraklı bir kız çocuğuymuş. Gördüğü her şey hakkında soru sorarmış.

“Karıncalar neden sıra hâlinde yürür?”

“Bulutlar nereye gider?”

“Rüzgârın bir evi var mıdır?”

En çok da rüzgârı merak edermiş.

Çünkü rüzgâr bazen saçlarını okşayarak sessizce geçer, bazen de ağaçların dallarını dans ettirerek şarkı söyler gibi esermiş.

Ela, rüzgârın taşıdığı yapraklara bakıp:

“Acaba rüzgâr uzaklardan bize bir haber getiriyor olabilir mi?” diye düşünürmüş.

Bir gün, sonbaharın serin bir öğleden sonrasında Ela okuldan eve dönüyormuş.

Tam çınar ağacının yanından geçerken güçlü bir rüzgâr esmiş.

Fuuuuuu!

Ağaçların yaprakları havalanmış.

Ela gözlerini kısmış.

Derken beyaz bir kâğıt parçası havada dönerek gelip tam ayaklarının önüne düşmüş.

Ela eğilip kâğıdı almış.

Bu sıradan bir kâğıt değilmiş.

Üzerinde küçük mavi yıldızlar varmış.

Ela merakla kâğıdı açmış.

Kâğıtta şöyle yazıyormuş:

“Beni bulacak çocuğa…
Bu mektup rüzgârla yola çıktı.
Fakat yalnızca merak edenler onun sırrını çözebilir.
Üç şeyi hatırla:
Dinle. Gözlemle. Paylaş.”

Ela’nın gözleri kocaman açılmış.

“Bu da ne böyle?”

Mektubun altında bir de küçük bir çizim varmış.

Çizimde üç yer bulunuyormuş:

Eski değirmen.
Fısıldayan orman.
Gümüşdere.

Ela hemen en yakın arkadaşları Mert ve Nehir‘in yanına koşmuş.

“Bakın, rüzgâr bana bir mektup getirdi!”

Mert mektubu dikkatlice incelemiş.

“Belki biri oyun oynuyordur.”

Nehir başını sallamış.

“Belki de gerçekten bir sırrı vardır.”

Ela gülümsemiş.

“Öyleyse öğrenmenin tek yolu var. Araştırmak!”

Üç arkadaş ertesi sabah erkenden yola çıkmış.

Eski Değirmenin Sırrı

İlk durakları eski değirmiş.

Değirmenin kanatları yıllardır dönmüyormuş. Çocuklar kapının önüne geldiklerinde içeriden ince bir ses duymuşlar.

Tık… tık… tık…

Mert:

“Bir şey hareket ediyor!” demiş.

Üçü birlikte içeri girmiş.

Bir köşede yaşlı değirmencinin bıraktığı eski bir kutu bulmuşlar.

Kutunun üzerinde:

“Dinlemeyi bilenlere…”

yazıyormuş.

Ela kutuyu açmış.

İçinden küçük bir pusula çıkmış.

Fakat pusulanın ibresi kuzeyi göstermiyormuş.

İbre sürekli dönüyormuş.

Nehir şaşırmış.

“Bozulmuş galiba.”

Tam o sırada Ela mektubu yeniden okumuş:

Dinle. Gözlemle. Paylaş.

“Hayır,” demiş Ela. “Belki pusula bozuk değil. Belki bize bir şey anlatmaya çalışıyor.”

Üçü sessizce beklemiş.

Bir süre sonra rüzgâr değirmenin kırık penceresinden içeri girmiş.

Fuuuu…

Pusulanın ibresi durmuş ve ormanın olduğu yönü göstermiş.

“Demek sıradaki durak orman!” demiş Mert.

Fısıldayan Orman

Ormana girdiklerinde her yer sessizmiş.

Ağaçların yaprakları hafifçe kıpırdıyor, kuşlar uzaktan ötüyormuş.

Birden Nehir:

“Şşş! Dinleyin.”

Üçü de susmuş.

Önce hiçbir şey duymamışlar.

Sonra…

Çıt… çıt…

Bir dal kırılmış.

Ardından ince bir hışırtı.

Ela yere bakmış.

Toprağın üzerinde küçük ayak izleri varmış.

“Bir hayvan geçmiş buradan.”

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir:  Tom ve Gökyüzü Peyniri

İzleri takip etmişler.

Bir ağacın arkasında küçük bir kirpi bulmuşlar.

Kirpinin ayağına dikenli bir dal takılmış.

Nehir hemen yanına çömelmiş.

“Korkma. Sana yardım edeceğiz.”

Dikkatlice dalı çıkarmışlar.

Kirpi bir süre onlara bakmış.

Sonra çalıların arasına doğru ilerlemiş.

Tam kaybolacakken başını çevirip bir kez daha bakmış.

Mert gülümsemiş.

“Sanırım teşekkür etti.”

Ela ise yerde küçük bir şey fark etmiş.

Küçük, gümüş renkli bir yaprak.

Yaprağın üzerinde şu kelimeler yazıyormuş:

“Doğayı dinleyen, onun dilini öğrenir.”

Ela bunu defterine yazmış.

“Demek ki mektup yalnızca bir hazineyi değil, bir dersi de gösteriyor.”

Üç arkadaş yollarına devam etmiş.

Gümüşdere

Sonunda Gümüşdere’ye ulaşmışlar.

Dere, güneş ışığında gümüş gibi parlıyormuş.

Ama kıyısında çok sayıda çöp varmış.

Plastik şişeler, kâğıtlar ve boş kutular…

Çocukların yüzündeki gülümseme bir anda kaybolmuş.

Nehir üzülerek:

“Burası eskiden daha temiz olmalı.”

Ela başını sallamış.

“Belki mektubun sırrı tam da burada.”

Mert:

“Ne yapabiliriz ki? Biz sadece üç çocuğuz.”

Ela yere eğilip bir plastik şişeyi almış.

“Üç kişi bir şey yapabilir. Sonra başka üç kişi yardım eder. Sonra daha fazlası…”

Çocuklar dere kenarını temizlemeye başlamışlar.

Bir süre sonra oradan geçen yaşlı bir kadın onları görmüş.

“Ne yapıyorsunuz çocuklar?”

“Dereyi temizliyoruz,” demiş Nehir.

Yaşlı kadın gülümsemiş.

“Ben de yardım edeyim.”

Sonra bir çiftçi gelmiş.

Ardından değirmenci…

Derken köyden başka çocuklar da gelmiş.

Gümüşdere’nin kıyısı kısa sürede tertemiz olmuş.

Tam işlerini bitirdikleri sırada güçlü bir rüzgâr esmiş.

Fuuuuuu!

Gökyüzünden onlarca yaprak savrulmuş.

Yaprakların arasından küçük bir zarf yere düşmüş.

Ela zarfı açmış.

İçinde şu yazıyormuş:

“Gerçek hazineyi buldunuz.
Merak ettiniz, dinlediniz, gözlemlediniz ve öğrendiğinizi paylaştınız.
Bir iyilik yaptığınızda, onun rüzgâr gibi yayılacağını unutmayın.”

Çocuklar birbirlerine bakmışlar.

Ama zarfın içinde bir şey daha varmış.

Üç küçük tohum.

Ve son bir cümle:

“Şimdi öğrendiğinizi büyütün.”

Tohumların Hikâyesi

Çocuklar tohumları köy meydanındaki büyük çınarın yakınına dikmişler.

Her gün sırayla sulamışlar.

Günler geçmiş.

Tohumlardan küçük filizler çıkmış.

Filizler büyümüş.

Aylar sonra köy meydanında üç genç ağaç yükselmiş.

Çocuklar onlara isim vermiş:

Merak.
Dostluk.
İyilik.

Çınar Köyü’nde o günden sonra bir gelenek başlamış.

Köydeki herkes, her hafta bir iyilik yapar ve yaptığı iyiliği başka birine anlatırmış.

Çünkü artık herkes şunu biliyormuş:

İyilik saklanırsa küçülür, paylaşılırsa büyür.

Ela ise rüzgâr her estiğinde gökyüzüne bakarmış.

Bir gün Mert ona:

“Sence o mektubu gerçekten rüzgâr mı getirdi?” diye sormuş.

Ela gülümsemiş.

“Belki rüzgâr getirdi.”

“Belki de biri bıraktı.”

“Olabilir.”

“Peki gerçek ne?”

Ela, çınarın yapraklarına bakmış.

“Bence önemli olan mektubun nereden geldiği değil. Bize ne öğrettiği.”

Tam o anda hafif bir rüzgâr esmiş.

Fuuuu…

Ağaçların yaprakları hep birlikte dans etmiş.

Ela gülümsemiş.

Ve sanki rüzgârın içinden minicik bir ses duyulmuş:

“Dinle. Gözlemle. Paylaş.”

O günden sonra Çınar Köyü’nde rüzgâr her estiğinde çocuklar pencerelerini açar, gökyüzüne bakar ve merak ederlerdi.

Çünkü onlar artık biliyorlardı:

Bazen en güzel hikâyeler kapımızı çalmaz.
Bir rüzgârla gelir.

Önceki İçerik
Benzer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz