Bir varmış bir yokmuş… Uçsuz bucaksız denizlerin ortasında, dalgalarla konuşan, rüzgârla şarkı söyleyen yaşlı bir denizci varmış. Bu denizcinin adı Temel Reis’miş. Temel Reis’in kolları o kadar güçlüymüş ki, halatları tek parmağıyla bağlar, fırtınaları kahkahasıyla korkuturmuş.
Bir gün Temel Reis, paslı pusulasına bakarken pusulanın ibresi deli gibi dönmeye başlamış. Sonunda ibre, haritalarda olmayan gizemli bir noktayı göstermiş:
Korsanlar Adası.
Bu ada öyle sıradan bir yer değilmiş. Rivayete göre adaya yalnızca cesur ama kalbi temiz olanlar ayak basabilirmiş. Açgözlü korsanlar adayı aramış ama hiçbiri geri dönememiş.
Temel Reis, küçük gemisi Mavi Köpük ile yola koyulmuş. Günlerce yol almış. Bir gece deniz aniden susmuş, ay kırmızıya dönmüş. Sislerin arasından kara bir ada belirmiş. İşte Korsanlar Adası!
Adaya ayak bastığı anda Temel Reis, konuşan palmiyelerle karşılaşmış. Palmiyeler hep bir ağızdan:
“Gücünü değil, niyetini göster!” demiş.
Tam o sırada hayalet korsanlar ortaya çıkmış. Ellerinde kılıç yokmuş; ellerinde eski hatalar, pişmanlıklar varmış. Korsanların lideri Kaptan Kara Yel, Temel Reis’e sormuş:
“Bu adaya neden geldin?”
Temel Reis düşünmüş, sonra gülümsemiş:
“Altın için değil… Macera için değil… Denizin sırlarını öğrenmek ve kimseye zarar vermeden geri dönmek için.”
Bu cevap adayı sarsmış. Hayalet korsanlar birer birer gülümsemeye başlamış. Meğer Korsanlar Adası, korsanları değil kötü niyetleri hapseden bir ada imiş. Temel Reis’in temiz kalbi, adanın lanetini zayıflatmış.
Adanın ortasında dev bir sandık açılmış. İçinden altın değil; denizin bütün hikâyelerini anlatan bir kitap çıkmış. Temel Reis kitabı almış ama bir şartla:
“Bu hikâyeleri yalnızca iyilik için anlatacaksın.”
Temel Reis kabul etmiş. Gemiye dönmüş, ada sisler içinde kaybolmuş. Ertesi gün haritalarda ada yine yokmuş.
Ama denizciler der ki…
Dalgalar geceleri usulca fısıldadığında, Temel Reis hâlâ denizlere masallar anlatırmış.
Gökten üç dalga düşmüş,
biri denize, biri masala, biri de bu hikâyeyi okuyanlara…

