Bir varmış, bir yokmuş…
Gökyüzünün masmavi denizinde, pamuk gibi bulutların arasında Pofuduk adında küçük bir bulut yaşarmış.
Pofuduk diğer bulutlardan biraz farklıymış.
Çünkü o, gökyüzünde dolaşırken sürekli gülümser, gördüğü her şeye neşeyle bakarmış.
Güneş doğunca:
“Günaydın, Güneş!” dermiş.
Kuşlar gökyüzünde süzülünce:
“Ne güzel uçuyorsunuz!” diye seslenirmiş.
Uzaklardaki dağları görünce de:
“Dünyamız ne kadar güzel!” diye hayranlıkla iç geçirirmiş.
Ama Pofuduk’un bir sırrı varmış.
Onun en büyük dileği, yeryüzündeki bütün canlılara faydalı olabilmekmiş.
Pofuduk’un Merakı
Bir sabah Pofuduk, gökyüzünde dolaşırken aşağıya bakmış.
Yeşil tepelerin arasında küçük bir köy görmüş.
Köyün adı Gökkuşağı Köyü‘ymüş.
Köyde çocuklar bahçelerde oynuyor, kuşlar ağaçlarda ötüyor, kelebekler rengârenk çiçeklerin arasında uçuşuyormuş.
Pofuduk gülümseyerek:
“Ne güzel bir yer!” demiş.
Tam o sırada küçük bir serçenin susuzluktan yorulmuş hâlde bir ağacın dalına konduğunu fark etmiş.
Pofuduk’un yüzündeki gülümseme biraz kaybolmuş.
“Acaba ona nasıl yardım edebilirim?” diye düşünmüş.
Derken yaşlı bir çınar ağacı konuşmuş:
“Bazen küçücük bir iyilik, kocaman bir mutluluk getirir.”
Pofuduk şaşkınlıkla sormuş:
“Peki ben bir bulut olarak ne yapabilirim?”
Çınar ağacı yapraklarını hışırdatmış.
“Sen yağmur taşıyabilirsin.”
Pofuduk’un gözleri parlamış.
“Yağmur mu?”
“Evet,” demiş çınar. “Yağmur toprağa su verir. Toprak bitkilere hayat verir. Bitkiler hayvanlara ve insanlara yuva, yiyecek ve temiz hava sağlar. Doğadaki her şey birbirine bağlıdır.”
Pofuduk bunu duyunca çok sevinmiş.
“Öyleyse ben de yardım edebilirim!”
Bulutların Yolculuğu
Pofuduk hemen gökyüzündeki diğer bulutlara katılmış.
Birlikte serin rüzgârların peşinden ilerlemişler.
Pofuduk yol boyunca çok şey öğrenmiş.
Denizlerin üzerinden geçerken Güneş’in sıcaklığıyla suyun gökyüzüne yükseldiğini görmüş.
“Demek su gökyüzüne de çıkabiliyor!” diye şaşırmış.
Rüzgâr ona şöyle anlatmış:
“Evet Pofuduk. Suyun bir kısmı ısınır ve buharlaşır. Su buharı gökyüzüne yükselir. Yukarıda hava daha serin olduğunda küçük su damlacıkları birleşerek bulutları oluşturur.”
Pofuduk heyecanlanmış.
“Yani ben de suyun büyük yolculuğunun bir parçasıyım!”
“Kesinlikle,” demiş Rüzgâr.
Pofuduk o gün su döngüsünü öğrenmiş.
Buharlaşma…
Yoğunlaşma…
Yağış…
Sonra yeniden denizlere, göllere ve toprağa dönen su…
Pofuduk öğrendikçe daha da neşelenmiş.
“Dünya gerçekten harika bir yer!” demiş.
Yağmur Zamanı
Sonunda Pofuduk ve arkadaşları Gökkuşağı Köyü’nün üzerine gelmiş.
Toprak susuz kalmış.
Çiçekler başlarını eğmiş.
Ağaçların yaprakları bile eskisi kadar canlı görünmüyormuş.
Pofuduk derin bir nefes almış.
“Sanırım şimdi sıra bende.”
Önce minicik bir damla düşmüş.
Pıt!
Sonra bir damla daha…
Pıt, pıt!
Ardından yağmur hızlanmış.
Şıpır şıpır, şıpır şıpır!
Toprak yağmuru sevinçle karşılamış.
Çiçekler yeniden başlarını kaldırmış.
Serçe susuzluğunu gidermiş.
Ağaçların yaprakları canlanmış.
Köyün çocukları pencerelerden yağmuru izleyerek sevinmiş.
İçlerinden Elif adında bir çocuk:
“Yağmur geldi!” diye bağırmış.
Çocuklar yağmurun altında koşmak yerine önce yağmurun doğaya nasıl yardım ettiğini düşünmüşler.
Sonra öğretmenleri onlara önemli bir şey söylemiş:
“Çocuklar, yağmur bize çok değerli bir şey hatırlatıyor: Suyu dikkatli kullanmalıyız. Çünkü su, bütün canlıların yaşamı için gereklidir.”
Elif hemen başını sallamış.
“Dişlerimizi fırçalarken musluğu açık bırakmayacağız!”
Arkadaşı Can da:
“Bahçeyi gereğinden fazla sulamayacağız!” demiş.
Bir başka çocuk:
“Çöpleri de doğaya atmayacağız. Temiz bir çevre, bütün canlılar için önemlidir.”
Pofuduk onları gökyüzünden duyunca mutluluktan daha da kabarmış.
Pofuduk’un En Büyük Sırrı
Akşam olduğunda yağmur durmuş.
Gökyüzünde güneşin son ışıkları belirmiş.
Sonra…
Gökyüzünde rengârenk bir gökkuşağı oluşmuş.
Pofuduk hayranlıkla gökkuşağına bakmış.
Gökkuşağı ona:
“Bugün çok güzel bir şey yaptın,” demiş.
Pofuduk gülümsemiş.
“Ben sadece yağmur yağdırdım.”
“Hayır,” demiş Gökkuşağı. “Sen insanlara doğanın birbirine bağlı olduğunu hatırlattın.”
Pofuduk biraz düşünmüş.
Sonra küçük bir damla gözyaşı yanağından yuvarlanmış.
Ama bu, üzüntü gözyaşı değilmiş.
Sevinç gözyaşıymış.
Çünkü Pofuduk sonunda anlamış ki birinin büyük bir iyilik yapması için çok büyük olması gerekmiyormuş.
Bazen küçük bir bulut…
Bazen küçücük bir iyilik…
Bazen de tek bir güzel söz, dünyayı biraz daha güzelleştirebilirmiş.
O günden sonra Pofuduk gökyüzünde dolaşmaya devam etmiş.
Ne zaman bir çiçeğin suya ihtiyacı olsa yağmurunu paylaşmış.
Ne zaman çocuklar doğayı korusa onlara gökyüzünden kocaman bir gülümseme göndermiş.
Ve her sabah Güneş’e aynı şeyi söylemiş:
“Bugün dünyayı biraz daha güzelleştirelim mi?”
Güneş de altın ışıklarını yayarak cevap vermiş:
“Haydi başlayalım!”
O günden sonra Gökkuşağı Köyü’nde herkes Pofuduk’u tanımış.
Ama kimse onun en büyük sırrını unutmamış:
Doğayı korumak, suyu bilinçli kullanmak ve iyilik yapmak için çok büyük olmaya gerek yoktur.
Bazen minicik bir bulut bile kocaman bir mutluluk getirebilir.
Ve gökyüzünde Pofuduk’un neşeli sesi duyulmuş:
“Şıpır şıpır yağmur,
Yeşersin güzel dünya!
Bir iyilik sen yap,
Bir iyilik de ben yapayım!”
Gökkuşağı Köyü’nde herkes mutlu, Pofuduk ise her zamanki gibi neşeliymiş.
Gökten üç damla düşmüş:
Biri doğayı seven çocuklara,
Biri suyun değerini bilenlere,
Biri de küçük bir iyiliğin dünyayı değiştirebileceğine inananlara…
Masalımız da burada bitmiş.
