Bir varmış, bir yokmuş…
Uzak mı uzak, yemyeşil bir ormanın tam ortasında, güneş ışınlarının yaprakların arasından altın iplikler gibi süzüldüğü küçük bir karınca yuvası varmış.
Bu yuvada Mina adında minicik bir karınca yaşarmış.
Mina’nın küçücük bedeni, incecik bacakları ve parlak siyah gözleri varmış. Ama onun en büyük özelliği, herkese yardım etmeyi sevmesiymiş.
Sabah erkenden yuvasından çıkar, ormanda dolaşır ve yardıma ihtiyacı olan birini gördüğünde hemen yanına koşarmış.
Bir gün Mina, arkadaşlarıyla birlikte yiyecek topluyormuş.
Tam o sırada çalılıkların arasından üzgün bir ses duyulmuş.
— Yardım edecek kimse yok mu?
Mina hemen sesin geldiği yere doğru koşmuş.
Çalılıkların yanında küçük bir uğur böceği duruyormuş.
— Ne oldu? Neden üzgünsün? diye sormuş Mina.
Uğur böceği kanatlarını açmaya çalışmış ama başaramamış.
— Rüzgâr beni yuvamdan çok uzağa sürükledi. Şimdi evimin nerede olduğunu bulamıyorum, demiş.
Mina bir an bile düşünmemiş.
— Merak etme. Birlikte buluruz.
Mina ile uğur böceği ormanda yürümeye başlamışlar.
Önce büyük meşe ağacının yanına gitmişler. Sonra küçük dereyi geçmişler. Fakat uğur böceğinin yuvasından hiçbir iz bulamamışlar.
Mina tam ne yapacağını düşünürken karşılarına yaşlı bir kaplumbağa çıkmış.
— Burada ne arıyorsunuz bakalım? diye sormuş.
Uğur böceği başından geçenleri anlatmış.
Kaplumbağa gülümsemiş.
— Ormanın kuzeyinde, mor çiçeklerin açtığı bir tepe vardır. Uğur böceklerinin yuvaları genellikle oraya yakındır.
Mina teşekkür etmiş.
— Çok sağ olun!
Üçü birlikte tepeye doğru ilerlemiş.
Fakat yolun ortasında bu kez başka bir sorunla karşılaşmışlar.
Küçük bir serçe, yerde duran uzun bir dalın altında kalmış.
Mina hemen yanına gitmiş.
— İyi misin?
Serçe:
— Kanadım zarar görmedi ama dalı tek başıma kaldıramıyorum, demiş.
Mina dalı itmeye çalışmış.
İtmiş, itmiş…
Ama dal kımıldamamış.
Mina üzülmek yerine etrafına bakmış.
— Tek başıma yapamıyorsam, arkadaşlarımdan yardım isterim!
Hemen yakındaki karıncalara seslenmiş.
Bir karınca gelmiş.
Sonra iki…
Sonra beş…
Derken onlarca karınca dalın çevresinde toplanmış.
— Birlikte daha güçlüyüz! diye bağırmış Mina.
Hep birlikte itmişler.
Bir…
İki…
Üç!
Dal yerinden kalkmış.
Serçe özgür kalınca sevinçle kanat çırpmış.
— Teşekkür ederim Mina! Eğer arkadaşlarınla birlikte gelmeseydin burada kalacaktım.
Mina gülümsemiş.
— Bazen en küçük yardım bile çok büyük bir fark yaratabilir.
Serçe de onlara katılmış ve hep birlikte mor çiçeklerin açtığı tepeye doğru uçmuş.
Bir süre sonra uğur böceği heyecanla bağırmış:
— İşte orası!
Mor çiçeklerin arasında küçük, sevimli bir yuva görünüyormuş.
Uğur böceği yuvasına kavuşmuş.
Mina’ya sarılmış.
— Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.
Mina:
— Teşekkür etmene gerek yok. Bir gün sen de yardıma ihtiyacı olan başka birine yardım edersin. İyilik böyle çoğalır, demiş.
O sırada gökyüzünde güneş yavaş yavaş batmaya başlamış.
Orman turuncu ve pembe renklere bürünmüş.
Mina yuvasına doğru yürürken bugün yaptığı yardımları düşünmüş.
Ama bilmediği bir şey varmış.
Yardım ettiği herkes, onun için küçük bir iyilik hazırlıyormuş.
Ertesi sabah Mina yuvasından çıktığında büyük bir sürprizle karşılaşmış.
Karınca yuvasının önünde uğur böceği, serçe, kaplumbağa ve daha birçok orman sakini bekliyormuş.
Mina şaşkınlıkla sormuş:
— Burada ne yapıyorsunuz?
Serçe gülümsemiş.
— Dün sen bize yardım ettin. Bugün sıra bizde!
Hep birlikte karınca yuvasının önündeki ağır yiyecekleri taşımaya başlamışlar.
Kimi yaprak taşıyor, kimi tohumları yuvarlıyor, kimi de küçük dalları kenara çekiyormuş.
Mina’nın gözleri mutlulukla parlamış.
O gün ormanda herkes bir şeyi anlamış:
Yardımseverlik, paylaştıkça küçülen değil, paylaştıkça büyüyen bir iyilikmiş.
Mina ise o günden sonra da yardım etmeye devam etmiş.
Çünkü o, küçücük bir karınca olsa da kalbinde kocaman bir iyilik taşıyormuş.
Ve ormanda biri yardıma ihtiyaç duyduğunda herkes aynı sözü söylermiş:
— Mina’yı çağırın!
Mina da her zamanki gibi gülümseyerek cevap verirmiş:
— Birlikte olunca her iş daha kolay!
Böylece ormanın en küçük karıncası, herkese en büyük derslerden birini öğretmiş:
İyilik yapmak için büyük olmak gerekmez. Küçük bir yardım bile bir başkasının dünyasını güzelleştirebilir.
Ve gökyüzünde yıldızlar parlayınca, orman tatlı bir sessizliğe bürünmüş.
Mina yuvasında huzurla uykuya dalmış.
Masal da burada bitmiş, iyilik ormanda yaşamaya devam etmiş.
