Bir zamanlar, dağların göğe değdiği, rüzgârın türküler söylediği bir köy varmış. Bu köyün biraz dışında, ulu çınarların gölgesine saklanmış gümüş gibi parlayan bir göl bulunurmuş. Göl öyle berrakmış ki, geceleri ay kendini bu gölde izler, yıldızlar suya düşen ışıltılarıyla saklambaç oynarmış.
Köyde herkesin çok sevdiği, biraz tuhaf ama kalbi pamuk gibi bir hoca yaşarmış: Hoca Mahfuz. Mahfuz Hoca’nın tuhaflığı; az konuşması, çok düşünmesi ve en olmadık yerde en olmadık şeyi denemesinden gelirmiş.
Bir gün köyde büyük bir kuraklık olmuş. Tarlalar çatlamış, dereler kurumuş. Hoca Mahfuz, sabah namazını kıldıktan sonra uzun uzun düşünmüş:
“Bu göl duruyor durmasına ama… Belki de daha verimli, daha bereketli olması gerekir. Maya olmadan hamur kabarır mı? E göl neden kabarmasın?”
Hoca, düşünmüş taşınmış, sonunda karar vermiş:
Göle maya çalacak!
Sabahın en erken saatinde eline küçük bir çömlek maya almış, gölün kıyısına varmış. Bütün balıklar merakla sudan başlarını çıkarmış, su kuşları dalların arasından onu izlemiş.
Hoca, çömleği gölün ortasına doğru eğip:
“Bismillah… Hadi bakalım, bereketleneceksin inşallah!” demiş ve mayayı suya bırakmış.
Balıklar gözlerini açmış; su yüzeyinde minik köpükler oluşmuş, ama sonra her şey eskisi gibi sakinleşmiş.
Hoca sessizce gölü izlemeye başlamış. Köylüler, onu göle baka baka saatlerce otururken görünce şaşırmışlar.
— Hoca ne yapıyorsun?
— Göl mayalanacak evlat. Biraz sabretmek lazım.
Köylüler önce gülmüş, sonra merak edip beklemeye başlamışlar. Aradan bir gün geçmiş, iki gün geçmiş… Göl hâlâ çarşaf gibi duruyor, ne kabarıyor ne de kaynıyormuş.
Derken üçüncü günün sabahı garip bir şey olmuş.
Gölün yüzeyi hafif hafif oynamaya başlamış. İçinden minik kabarcıklar yükselmiş. Ardından tatlı bir koku yayılmış; ekmek fırınından gelen kokuyu andırıyormuş!
Köylüler gözlerine inanamamış.
Bir süre sonra gölün yüzeyi sanki nefes alır gibi kabarıp alçalmaya başlamış. Su kenarında küçük yeşil filizler belirivermiş; hiçbir zaman orada büyümeyen bitkiler…
Mahfuz Hoca sakince gülmüş:
“Mayanın niyeti temiz olursa, su bile bereketlenir”
demiş.
Günler geçtikçe gölden çıkan su daha verimli hale gelmiş. Çiftçiler bu suyla tarlalarını sulamış; kuraklığa rağmen bu yılın mahsulü, köy tarihinin en bereketlisi olmuş.
Köylüler o günden sonra bir şey öğrenmiş:
Niyet ne kadar temiz olursa, yaptığın iş de o kadar bereketlenir.
Mahfuz Hoca mı?
O, hâlâ arada bir göle uğrar, suya bakıp bilmiş bilmiş gülermiş:
“Bir gün şu göle yoğurt da çalacağım ama… Neyse, köylüye daha fazla mucize fazla gelir şimdi!”
Ve göl, o günden sonra hep “Maya Gölü” olarak anılmış.
