Bir varmış, bir yokmuş…
Yumuşacık, bembeyaz tüylü Minik Tavşan ormanda yaşarmış.
Minik Tavşan zıplamayı çok severmiş.
Zıp! Zıp! Zıp!
Bir sabah güneş ışıl ışıl parlamış.
Minik Tavşan uyanmış, gerinmiş:
“Hiiiiip… hooop!”
Karnı da “g gurrr…” diye acıkmış.
“Sanırım ilk havucumu bulma zamanı,” demiş.
Minik Tavşan başlamış zıplamaya:
Zıp! Zıp! Zıp!
Yolda dostu Minik Kaplumbağa ile karşılaşmış.
Kaplumbağa yavaşça başını kaldırmış:
“Günaydın, Tavşancık. Nereye böyle zıp zıp?”
Minik Tavşan gülümsemiş:
“İlk havucumu bulmaya gidiyorum!”
Kaplumbağa,
“Toprağın altında saklanır havuçlar,” demiş.
“İyi bak!”
Tavşancık yine zıplamış:
Zıp! Zıp! Zıp!
Bu kez Minik Kuş dallardan aşağı süzülmüş.
“Cik cik! Ne arıyorsun Tavşancık?”
Minik Tavşan kulaklarını sallamış:
“Havucumu!”
Minik Kuş kanadıyla bir yeri göstermiş:
“Orada turuncu bir şey gördüm! Cik cik!”
Tavşan hemen koşmuş.
Yumuşak toprağa patileriyle dokunmuş.
Pıt pıt pıt…
Toprağı kazmış.
Kazar kazar kazar…
Ve hop!
Bir şey parlamış.
Turuncu!
Sert!
Mis gibi kokan!
“Bir havuç!” diye sevinmiş Minik Tavşan.
Gözleri parlamış.
Küçücük patileriyle havucu çekmiş:
Çek çek çek…
Pop! diye çıkmış havuç.
Minik Tavşan havucu koklamış.
Sonra kocaman bir ısırık almış:
Kıtır! Kıtır! Kıtır!
“Oooo… çok lezzetli!” demiş.
Minik Kaplumbağa ve Minik Kuş da yanına gelmiş.
Hepsi birlikte gülümsemişler.
Minik Tavşan çok mutluymuş:
“Bu benim ilk havucum… ama en güzeli dostlarımla bulduğum havuç!”
Ve Minik Tavşan güneşin altında mutlu mutlu zıplamış:
Zıp! Zıp! Zıp!
Masal da burada bitmiş.
Gökyüzünden bir yıldız inmiş,
Minik Tavşan’ın kulaklarına fısıldamış:
“İyi geceler küçük dinleyici…”
