Bir varmış, bir yokmuş…
Uzak bir şehir parkında Mırmır adında çok meraklı bir karga yaşarmış. Mırmır parlak şeylere bayılırmış. Anahtarlar, saatler, cam boncuklar… Ama en çok da telefonlara hayranmış.
Bir gün parkta oynayan Efe adlı bir çocuk, bankta otururken telefonunu yanına koymuş. Tam o sırada Mırmır uçup gelmiş.
“Cik cik! Bu da ne kadar parlak bir şey!” demiş kendi kendine.
Telefonun ekranı açılmış ve Mırmır ekranda kendi yansımasını görmüş.
“Bu da kim? Bana benziyor!” diye sevinmiş.
Yanlışlıkla gagasıyla ekrana dokununca çıt!
Bir selfie çekilmiş!
Mırmır çok eğlenmiş:
“Ben selfie çeken ilk karga olmalıyım!” diye gururlanmış.
Ama o sırada Efe dönmüş ve telefonunun yerinde olmadığını fark etmiş.
“Telefonum yok! Annem çok kızacak…” diye üzülmüş.
Mırmır, Efe’nin üzgün yüzünü görünce biraz utanmış.
“Ben sadece bakmak istemiştim… Ama galiba yanlış yaptım,” diye düşünmüş.
Telefonu bir ağacın dalına bırakmış ama nasıl geri vereceğini bilememiş. Derken parkın en bilge hayvanı Kaplumbağa Dede gelmiş.
“Evlat,” demiş Kaplumbağa Dede,
“Merak güzeldir ama başkasının eşyasını izinsiz almak doğru değildir.”
Mırmır başını eğmiş.
“Haklısın Dede… Ne yapmalıyım?”
“Cesur ol ve doğruyu yap,” demiş Kaplumbağa Dede.
Mırmır hemen uçmuş, telefonu Efe’nin önüne bırakmış ve yüksek sesle “GAK!” diye bağırmış.
Efe telefonu görünce çok sevinmiş:
“Telefonum! Teşekkür ederim küçük karga!”
Ekranı açınca gülmüş:
“Bu da ne? Karga selfie’si mi?”
Efe o günden sonra parkta her gün Mırmır’a ekmek kırıntıları getirmiş.
Mırmır da bir daha asla başkasının eşyasını izinsiz almamış.
Ve o parkta herkes şunu öğrenmiş:
Merak etmek güzeldir, ama dürüst olmak daha güzeldir.
Masal da burada bitmiş.

