Bir varmış bir yokmuş…
Gökkuşağının sabahları ağaçların yapraklarına değdiği, kuşların şarkı söylemeyi hiç unutmadığı bir yer varmış. Bu yerin adı Zamanın Ötesindeki Ormanmış. Bu ormanda saatler işlemez, günler acele etmezmiş. Her şey olması gerektiği anda olurmuş.
Bu ormanın hemen kenarında, Mira adında meraklı bir çocuk yaşarmış. Mira’nın en sevdiği şey soru sormakmış.
“Yapraklar neden düşer?”
“Zaman neden bazen hızlı, bazen yavaş geçer?”
Büyükler bazen cevap veremez, bazen de gülümseyip geçerlermiş.
Bir gün Mira, ormanın içine doğru parlayan tuhaf bir ışık görmüş. Merakına yenik düşüp ışığın peşinden gitmiş. Işık, konuşabilen yaşlı bir ağacın dibinde durmuş.
Ağaç derin bir sesle konuşmuş:
— Hoş geldin Mira. Burası Zamanın Ötesindeki Orman. Buraya yalnızca öğrenmeye hazır olan çocuklar gelebilir.
Mira şaşkın ama mutluymuş.
— Peki burada ne öğrenilir? diye sormuş.
Ağaç gülümsemiş:
— Sabır, dikkat ve iyilik.
Sonra Mira’yı üç farklı yola götürmüş.
Birinci Yol: Sabır Çiçeği
Bu yolda bir çiçek varmış ama henüz açmamış. Mira beklemiş, sıkılmış ama kaçmamış. Bir süre sonra çiçek açmış ve mis gibi kokmuş.
Ağaç demiş ki:
— Her şey hemen olmaz. Sabreden kazanır.
İkinci Yol: Dikkat Nehri
Nehirden geçmek için dikkatle taşlara basmak gerekiyormuş. Acele edenler suya düşermiş. Mira yavaşça ve dikkatle geçmiş.
— Dikkat, insanı korur, demiş ağaç.
Üçüncü Yol: İyilik Kuşu

Yaralı bir kuş yere düşmüş. Mira onu kucağına alıp sarmış. Kuş iyileşip gökyüzüne uçmuş.
— İyilik, zamanı bile güzelleştirir, demiş ağaç.
Orman bir anda ışıkla dolmuş. Mira gözlerini açtığında evinin önündeymiş. Elinde küçük bir yaprak varmış. Yaprağın üzerinde şu yazıyormuş:
“Zamanı en güzel yapan şey, nasıl yaşadığındır.”
Mira o günden sonra sabırlı, dikkatli ve iyi kalpli bir çocuk olmuş.
Zaman onun için artık hiç acele etmiyormuş.
Ve Zamanın Ötesindeki Orman, öğrenmek isteyen çocukları beklemeye devam etmiş…

