Ana SayfaYaşa Göre7-8 Yaş MasallarıKüçük Mucit Merak Köyünün Işığı

Küçük Mucit Merak Köyünün Işığı

Küçük Mucit masalı, meraklı Mert’in icatlarla sorunları çözmesini anlatıyor.

Bir varmış, bir yokmuş…

Uzaklarda, yemyeşil tepelerin arasına kurulmuş Merak Köyü adında küçük, sevimli bir köy varmış. Bu köyde sabahları kuşlar neşeyle öter, akşamları gökyüzü yıldızlarla süslenirmiş.

Merak Köyü’nün diğer köylerden bir farkı varmış:

Bu köyde herkes soru sormayı çok severmiş.

“Bulutlar neden beyaz?”

“Karıncalar nasıl yolu buluyor?”

“Rüzgâr görünmediği hâlde ağaçların yapraklarını nasıl sallıyor?”

Köyün çocukları her gün yeni bir şey keşfetmek için birbirlerine sorular sorarmış.

Ama içlerinde biri varmış ki merakı diğerlerinden biraz daha büyükmüş.

Onun adı Mert‘miş.

Mert, on yaşında, gözleri pırıl pırıl parlayan, cebinden hiç eksik etmediği küçük not defteriyle dolaşan bir çocukmuş.

Mert’in odası diğer çocukların odalarına hiç benzemezmiş.

Penceresinin önünde eski düğmeler, tahta parçaları, ipler, karton kutular ve kırılmış oyuncaklardan sökülmüş küçük parçalar bulunurmuş.

Fakat Mert bunları çöp olarak görmezmiş.

“Belki bunların bir gün işe yarayacağı bir şey bulurum,” dermiş.

Annesi gülümseyerek:

“Senin odan değil, sanki küçük bir icat atölyesi,” dermiş.

Mert de:

“Çünkü her eşyanın içinde başka bir fikir saklı olabilir,” diye cevap verirmiş.

Bir sabah Mert erkenden uyanmış.

Penceresini açtığında köyün meydanına doğru koşuşturan insanları görmüş.

Hemen ayakkabılarını giyip dışarı çıkmış.

Meydanda köylüler toplanmış.

Köyün yaşlı saatçisi Dede Nuri, meydandaki eski çeşmenin yanında durmuş üzgün üzgün etrafa bakıyormuş.

Mert merakla sormuş:

“Ne oldu?”

Dede Nuri iç çekmiş.

“Çeşmemiz yine çalışmıyor.”

Meydanın ortasındaki taş çeşme, yıllardır köyün en önemli yerlerinden biriymiş. Ancak son zamanlarda suyu çok azalmış.

Köylüler kovalarını doldurmak için uzun süre beklemek zorunda kalıyormuş.

Mert çeşmeye yaklaşmış.

Önce musluğu incelemiş.

Sonra taşların arasına bakmış.

Ardından suyun geldiği borunun çevresini kontrol etmiş.

“Bir şeyi hemen tamir etmeye çalışmak yerine önce neden bozulduğunu anlamalıyız,” demiş.

Dede Nuri şaşkınlıkla gülümsemiş.

“Peki küçük mucit, sence sorun nerede?”

Mert hemen defterini çıkarmış.

“Henüz bilmiyorum. Ama bulacağım.”

Bütün gününü çeşmenin çevresinde geçirmiş.

Suyun ne zaman azaldığını gözlemlemiş.

Boruların sesini dinlemiş.

Çeşmenin yanındaki toprağı incelemiş.

Sonunda küçük bir taşın altında eski ve çatlamış bir boru fark etmiş.

“İşte burada!”

Fakat boruyu değiştirmek kolay değilmiş.

Mert’in elinde uygun bir parça yokmuş.

Eve döndüğünde odasındaki kutuları karıştırmaya başlamış.

Bir süre sonra elinde eski bir tahta parçası, birkaç ip, küçük bir kapak ve kullanılmayan bir oyuncak tekerleğiyle ortaya çıkmış.

Annesi kapıdan bakıp:

“Yine ne icat ediyorsun?” diye sormuş.

Mert gülümsemiş.

“Henüz bilmiyorum. Ama deneyeceğim.”

Mert’in ilk denemesi başarısız olmuş.

İkinci denemesinde yaptığı düzenek devrilmiş.

Üçüncü denemesinde ip kopmuş.

Mert bir an için üzülmüş.

Defterine kocaman harflerle:

“Olmadı.”

yazmış.

Sonra biraz düşünüp altına küçük bir cümle eklemiş:

“Ama neden olmadığını öğrendim.”

Ertesi gün yeniden çalışmaya başlamış.

Bu kez köydeki arkadaşları da ona yardım etmiş.

Elif ölçüm yapmış.

Can taşları taşımış.

Zeynep ise Mert’in çizimlerini dikkatle incelemiş.

Mert onlara:

“Bir icat yalnızca onu yapan kişinin başarısı değildir. Bazen en iyi fikir, birlikte düşününce ortaya çıkar,” demiş.

Çocuklar günlerce çalışmış.

Sonunda küçük bir düzenek hazırlamışlar.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir:  Kulağına Deniz Fısıldayan Kız

Çeşmeden gelen su, düzenekteki küçük çarkı döndürüyor; çark da bağlı olduğu mekanizma sayesinde suyun daha düzenli akmasına yardım ediyormuş.

Mert heyecanla:

“Şimdi deneyelim!”

demiş.

Herkes sessizce beklemiş.

Musluk açılmış.

Önce birkaç damla su gelmiş.

Sonra ince bir akıntı başlamış.

Ardından su biraz daha güçlü akmış.

Meydandaki çocuklar sevinçle alkışlamış.

Dede Nuri’nin gözleri parlamış.

“Başardın!”

Mert başını sallamış.

“Hayır,” demiş.

“Biz başardık.”

Fakat Mert’in macerası burada bitmemiş.

Bir hafta sonra köyde başka bir sorun ortaya çıkmış.

Köy okulunun bahçesindeki küçük sebze bahçesi susuz kalmış.

Öğretmenleri çocuklara:

“Bitkilerin büyümesi için suya ihtiyaçları var. Fakat suyu gereğinden fazla kullanırsak kaynaklarımızı tüketebiliriz,” demiş.

Mert hemen düşünmeye başlamış.

“Peki yağmur suyunu biriktiremez miyiz?”

Öğretmeni gülümsemiş.

“İşte güzel bir soru.”

Mert arkadaşlarıyla birlikte okulun çatısını incelemiş.

Yağmur yağdığında suyun nereye aktığını gözlemlemişler.

Sonra eski bir varilden yararlanarak yağmur suyunu biriktirecek basit bir sistem kurmuşlar.

İlk yağmur yağdığında varil yavaş yavaş dolmuş.

Çocuklar bu suyu okul bahçesindeki bitkileri sulamak için kullanmış.

Mert defterine yeni bir not yazmış:

“İyi bir fikir yalnızca hayatı kolaylaştırmaz; doğaya da yardım eder.”

Zaman geçtikçe Mert’in küçük icatları köyün her yanında konuşulmaya başlamış.

Ama Mert hiçbir zaman kendisini diğerlerinden daha akıllı görmemiş.

Tam tersine, her yeni icadında daha fazla soru sormaya başlamış.

Bir gün Dede Nuri ona:

“Senin en büyük icadın nedir, biliyor musun?” diye sormuş.

Mert şaşırmış.

“Çeşme düzeneği mi?”

“Hayır.”

“Yağmur suyu sistemi mi?”

“Hayır.”

“Peki nedir?”

Dede Nuri gülümsemiş.

“İnsanlara ‘Neden?’ ve ‘Acaba nasıl?’ diye sormayı öğretmen.

Mert bir süre sessiz kalmış.

Sonra defterini açıp yeni bir sayfa çevirmiş.

Sayfanın en üstüne şunları yazmış:

KÜÇÜK MUCİT’İN BÜYÜK KURALLARI

Birinci kural:

Merak etmekten korkma.

İkinci kural:

Bir şey çalışmadığında hemen vazgeçme.

Üçüncü kural:

Hata yapmak, yeni bir şey öğrenmenin yollarından biridir.

Dördüncü kural:

Doğayı koruyan fikirler üret.

Beşinci kural:

Başkalarının fikirlerini dinle.

Altıncı kural:

Bilgi paylaştıkça çoğalır.

Mert defterini kapatmış.

O gece penceresinden yıldızlara bakarken içinden şöyle geçirmiş:

“Belki bir gün çok büyük bir icat yaparım.”

Sonra gülümsemiş.

“Belki de yapmam.”

Çünkü artık biliyormuş ki mucit olmak yalnızca büyük makineler yapmak değilmiş.

Bazen bir çocuğun merak ettiği sorunun peşinden gitmesiymiş.

Bazen kırılmış bir oyuncağa yeniden hayat vermekmiş.

Bazen boşa akan bir suyu durdurmakmış.

Bazen arkadaşının fikrini dinlemekmiş.

Ve bazen de “Bilmiyorum.” diyebilmekmiş.

Ertesi sabah Mert yine erkenden kalkmış.

Defterini cebine koymuş.

Köyün yolunda yürürken yerde küçük, parlak bir taş görmüş.

Taşı eline almış.

Gözlerini kocaman açmış.

“Acaba bu taş neden böyle parlıyor?”

Sonra defterini çıkarmış.

Yeni bir sayfa açmış.

Ve yazmaya başlamış.

Çünkü Merak Köyü’nde yaşayan küçük mucit için her yeni gün, yeni bir sorunun ve yeni bir keşfin başlangıcıymış.

O günden sonra köyde herkes bir şeyi çok iyi anlamış:

Büyük keşifler bazen büyük laboratuvarlarda değil, küçük bir çocuğun merak dolu zihninde başlarmış.

Ve Mert’in küçük defteri, daha yazılacak yüzlerce soruyla dolmaya devam etmiş

Benzer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz