Bir varmış, bir yokmuş… Uzaklarda, gökyüzüne değecek kadar yüksek dağların arasında Gökkuşağı Vadisi adında masalsı bir yer varmış. Bu vadide rengârenk çiçekler açar, kelebekler sabahları dans eder, dereler gümüş gibi parıldarmış. Vadinin hemen arkasında ise Fısıldayan Dağ yükselirmiş.
Bu dağın zirvesinde kocaman bir mağara varmış. Mağaranın içinde de herkesin korktuğu bir dev yaşarmış. Adı Duru imiş. Duru’nun boyu öylesine uzunmuş ki, ayağa kalktığında bulutlara selam verebilirmiş. Elleri kocaman, ayakları kütük gibi, sesi de gök gürültüsü kadar güçlüymüş.
Ama Duru’nun kalbi, görünüşünün aksine, pamuk kadar yumuşakmış. Ne var ki vadide yaşayanlar bunu bilmiyormuş. Çünkü Duru’yu hiç tanımamışlar; onu yalnızca uzaktan görmüşler. Kocaman gövdesini görünce, “Eyvah, dev geliyor!” diye kaçışırlarmış. Duru ise insanların kendisinden korktuğunu görünce üzülür, mağarasına dönüp sessizce otururmuş. Bir gün kendi kendine, “Keşke beni tanısalar. Ben kimseye zarar vermek istemiyorum ki…” demiş.
Duru’nun mağarasının yanında küçük bir bahçe varmış. Bu bahçede elmalar, armutlar, böğürtlenler ve masmavi çiçekler yetişirmiş. Duru her sabah bahçesine bakar, sonra vadideki çocukları izlermiş. Çocukların top oynayışını, nehir kenarında taş sektirişini ve birlikte gülüşlerini çok severmiş.
Bir gün çocuklardan biri topunu yanlışlıkla dağın yamacına kaçırmış. Top, yuvarlana yuvarlana Duru’nun bahçesine kadar gelmiş. Çocuklar uzaktan bakıp korkuyla fısıldaşmışlar: “Topu alamayız. Dev orada! Ya bize kızarsa?”
Duru onları görmüş. Topu nazikçe eline almış ve çocuklara doğru yürümüş. Çocuklar korkuyla geri çekilmiş. Duru ise yere çömelmiş ve topu iki parmağının arasında tutarak, “Sanırım bu sizin,” demiş. Çocuklar şaşkınlıkla birbirlerine bakmış. İçlerinden küçük bir kız cesaretini toplayıp, “Evet… bizim,” diye cevap vermiş.
Duru gülümsemiş. “Alabilirsiniz.” Topu yavaşça yere bırakmış. Çocuklar topu alıp koşarak uzaklaşmışlar. Duru onların arkasından bakmış. Yüzünde küçük bir gülümseme varmış. “Belki bir gün,” demiş, “benden korkmamayı öğrenirler.”
Aradan birkaç gün geçmiş. Gökkuşağı Vadisi’nde yaz mevsimi başlamış. Fakat bir sabah insanlar büyük bir şaşkınlıkla uyanmış. Vadinin içinden geçen dere neredeyse kurumuş! Çiçekler başlarını eğmiş, ağaçların yaprakları susuzluktan solmaya başlamış. Hayvanlar su aramak için ormanın derinliklerine gitmiş.
Köyün yaşlı bilgesi, dere kenarındaki taşları incelemiş. Sonra, “Dağın yukarısında büyük bir kaya yerinden kopmuş,” demiş. “Dere yatağını kapatmış olmalı.” Köylüler hemen dağa doğru yola çıkmışlar. Fakat yol çok dikmiş. Üstelik dere yatağını kapatan kaya öylesine büyükmüş ki, on kişinin gücü bile onu hareket ettirmeye yetmemiş.
Herkes ne yapacağını düşünürken dağın tepesinden güçlü bir ses duyulmuş: “Yardıma ihtiyacınız var mı?” Herkes donup kalmış. Çünkü ses Duru’ya aitmiş. Bazıları korkuyla geri çekilmiş. Fakat küçük kız, birkaç gün önce topunu geri veren devi hatırlamış. “Belki bize yardım edebilir,” demiş. Köylüler önce tereddüt etmiş. Sonra yaşlı bilge başını sallamış. “Bazen çözüm, korktuğumuz şeyin arkasında saklanabilir.”
Duru ağır adımlarla dereye gelmiş. Kayanın önünde durmuş. Kocaman ellerini kayanın iki yanına yerleştirmiş. “Hazır mısınız?” diye sormuş. Köylüler başlarını sallamış. Duru bütün gücüyle kayayı kaldırmış. Biraz daha… Biraz daha… Sonunda kaya yerinden oynamış.
Dere yeniden akmaya başlamış. Önce küçük bir su sesi duyulmuş. Şıp… Şıp… Sonra su hızla çoğalmış. Dere yeniden şırıl şırıl akmaya başlamış. Çiçekler suya kavuşmuş, kuşlar sevinçle ötmüş, çocuklar alkışlamış.
Duru ise biraz mahcup bir şekilde gülümsemiş. “İşe yaradı mı?” diye sormuş. Küçük kız ona doğru koşmuş. “Çok işe yaradı!” Duru şaşırmış. “Benden korkmuyor musun?” Küçük kız başını iki yana sallamış. “Hayır. Çünkü seni tanıyorum.” Bu söz Duru’nun kalbine sıcacık bir ışık gibi yayılmış.
O günden sonra vadide yaşayanlar Duru’yu daha yakından tanımaya başlamış. Onun çok güçlü olduğunu biliyorlarmış. Ama Duru’nun en büyük gücünün kaslarında olmadığını zamanla anlamışlar. Duru yaralı kuşlara yuva yapıyor, fırtınadan devrilen ağaçları kaldırıyor, yaşlıların ağır eşyalarını taşıyor, çocukların uçurtmalarını yüksek dallardan indiriyormuş.
Bir gün köyün meydanında büyük bir şenlik düzenlenmiş. Duru da davet edilmiş. Başta biraz çekingenmiş. “Ben gerçekten gelebilir miyim?” diye sormuş. Köyün çocukları hep bir ağızdan, “Tabii ki!” demiş.
Duru meydana geldiğinde herkes ona yer açmış. Sonra çocuklardan biri, “Duru, bize bir masal anlatır mısın?” diye sormuş. Duru gülmüş. “Ben masal anlatmayı bilmem.” Çocuk, “Öyleyse bir hikâye anlat,” demiş.
Duru biraz düşünmüş. Sonra şöyle demiş: “Bir zamanlar herkesin korktuğu bir dev varmış. Bu dev, aslında yalnızca bir arkadaş edinmek istiyormuş. Bir gün insanlar onun ne kadar büyük olduğuna değil, kalbinin ne kadar güzel olduğuna bakmışlar. O günden sonra dev hiç yalnız kalmamış.”
Çocuklar gülümsemiş. Küçük kız Duru’nun elini tutmuş. “Bu masalı seviyorum.” Duru’nun gözleri mutlulukla parlamış.
Günler geçmiş. Gökkuşağı Vadisi artık Duru’nun da evi olmuş. Duru da köyde yaşayan herkesin dostu olmuş. Ama en çok çocuklarla vakit geçirmeyi seviyormuş. Çocuklar ona kitap okuyor, Duru da onlara yüksek ağaçların tepesindeki kuş yuvalarını gösteriyormuş.
Birlikte çiçek ekiyor, dere kenarını temizliyor ve hayvanlar için küçük yuvalar yapıyorlarmış. Bir akşam güneş dağların arkasına inerken Duru, vadinin üzerine düşen altın renkli ışıkları seyretmiş.
Küçük kız yanına gelip sormuş: “Duru, sence dünyadaki en güçlü şey nedir?” Duru biraz düşünmüş. Eskiden olsa, “En güçlü şey benim,” derdi. Ama artık cevabı farklıymış.
“Bence iyilik,” demiş. “Çünkü iyilik bir kalpten başka bir kalbe geçer. Sonra o kalpten başka birine ulaşır. Böylece küçücük bir iyilik, kocaman bir mutluluğa dönüşebilir.”
Küçük kız gülümsemiş. “Demek ki senin kalbin gerçekten çok güçlü.” Duru gökyüzüne bakmış. O sırada gökyüzünde rengârenk bir gökkuşağı belirmiş. Duru gülümsemiş.
Ve o günden sonra Gökkuşağı Vadisi’nde herkes şu sözü hatırlamış:
Birini tanımadan onun hakkında karar verme. Çünkü bazen en büyük iyilik, en beklenmedik kalpten gelir.
Ve masal burada bitmiş. Gökkuşağı Vadisi’nde iyilik, dostluk ve neşe hiç bitmemiş.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım masalın sonuna.
