Çocuklar İçin Eğitici ve Öğretici Masal
Bir zamanlar, yemyeşil tepelerin, berrak derelerin ve sabahları kuş sesleriyle uyanan küçük bir köyün yakınında, Knoist adında yaşlı ve bilge bir adam yaşarmış.
Knoist’in üç oğlu varmış.
Büyük oğlunun adı Aras, ortanca oğlunun adı Mert, küçük oğlunun adı ise Eren‘miş.
Üç kardeş birbirlerini çok severmiş ama karakterleri birbirinden oldukça farklıymış.
Aras güçlü ve çalışkanmış. Bir işe başladığında sabırla sonuna kadar götürürmüş.
Mert çok zekiymiş. Her sorunun cevabını hemen bulabileceğine inanır, bazen düşünmeden karar verirmiş.
Eren ise meraklı, neşeli ve yardımsevermiş. Bir işi yapmadan önce çevresine bakar, başkalarının ne hissettiğini anlamaya çalışırmış.
Knoist oğullarını çok severmiş. Fakat onların büyüdükçe yalnızca güçlü veya zengin değil, iyi kalpli, sorumluluk sahibi ve akıllı insanlar olmalarını istermiş.
Bir sonbahar sabahı Knoist, üç oğlunu yanına çağırmış.
“Evlatlarım,” demiş. “Artık büyüdünüz. Hayatta en önemli şeyin ne olduğunu kendi gözlerinizle öğrenmenizin zamanı geldi.”
Üç kardeş merakla babalarına bakmış.
Knoist, avucundan üç küçük tohum çıkarmış.
Tohumlardan biri altın renginde, biri gümüş renginde, diğeri ise sıradan bir tohum gibi kahverengiymiş.
“Her biriniz bir tohum alın,” demiş. “Bu tohumları köyün arkasındaki tepede dikin. Ancak size bir şartım var: Tohumun neye dönüşeceğini görmek için acele etmeyin.”
Aras altın renkli tohumu almış.
Mert gümüş renkli tohumu seçmiş.
Eren ise kahverengi tohumu almış.
Üç kardeş ertesi sabah erkenden tepeye çıkmış.
Aras, altın tohumu toprağa dikmiş. Sonra her gün aynı saatte gelip toprağı sulamış.
Mert, gümüş tohumu dikmiş.
“Bu tohum diğerlerinden daha değerli,” diye düşünmüş. “Demek ki daha hızlı büyümesi gerekiyor.”
Her gün toprağı kazıp tohumu kontrol etmiş.
Bir gün geçti.
Sonra iki gün.
Üç gün…
Fakat hiçbir şey olmamış.
Mert sabırsızlanmış.
“Bu böyle olmaz,” demiş.
Toprağı yeniden kazmış ve tohumu kontrol etmiş.
Tohum hâlâ oradaymış.
Mert ertesi gün de aynı şeyi yapmış.
Bir hafta sonunda tohumu birkaç kez yerinden çıkardığı için tohum zarar görmüş.
Eren ise kahverengi tohumunu toprağa dikmiş.
Fakat onun da farklı bir sorunu varmış.
Eren her sabah geldiğinde yalnızca kendi bitkisini düşünmüyormuş.
Bir gün susuz kalmış bir tavşana su vermiş.
Başka bir gün yuvasından düşen küçük bir kuşu güvenli bir dala bırakmış.
Bir başka gün köyden tepeye çıkan yaşlı bir kadının taşıdığı sepeti taşımış.
Bu yüzden bazen kendi tohumunu sulamayı unutuyormuş.
Aras ise düzenli çalışmaya devam etmiş.
Günler haftaları kovalamış.
Bir sabah Aras’ın toprağından küçük, yeşil bir filiz çıkmış.
Aras çok sevinmiş.
“Sabırla beklediğim için büyüdü!” demiş.
Mert bunu görünce biraz üzülmüş.
“Benim tohumum neden büyümedi?” diye sormuş.
Aras cevap vermeden önce Eren yanlarına gelmiş.
Eren’in diktiği yerde ise henüz hiçbir şey görünmüyormuş.
Mert gülümsemiş.
“Seninki de çıkmamış.”
Eren toprağa bakıp sakin bir şekilde cevap vermiş:
“Belki henüz zamanı gelmemiştir.”
Aradan birkaç gün daha geçmiş.
Aras’ın filizi büyümüş, yaprakları çoğalmış.
Fakat bir sabah güçlü bir rüzgâr çıkmış.
Rüzgâr bütün tepeyi sallamış.
Aras’ın bitkisi eğilmiş ama kökleri sağlam olduğu için devrilmemiş.
Mert’in toprağında ise artık hiçbir şey kalmamış.
Çünkü tohumu sürekli çıkarıp yeniden kontrol ettiği için köklenememiş.
Eren’in toprağında ise hâlâ hiçbir şey görünmüyormuş.
Mert:
“Sanırım senin tohumun hiç büyümeyecek,” demiş.
Eren yine gülümsemiş.
“Belki de bize başka bir şey öğretecek.”
Tam o sırada toprağın içinden minicik bir yeşil baş çıkmış.
Eren şaşkınlıkla dizlerinin üzerine çökmüş.
“Bakın!”
Üç kardeş heyecanla filize bakmış.
Ama bu sıradan bir filiz değilmiş.
Filizin yaprakları ışıkta parlıyor, üzerinde küçük su damlaları yıldızlar gibi parlıyormuş.
Knoist uzaktan onları izliyormuş.
Akşam olduğunda üç kardeş eve dönmüş.
Knoist sofrayı hazırlamış ve oğullarına sormuş:
“Bugün ne öğrendiniz?”
Aras hemen cevap vermiş:
“Sabretmeyi öğrendim baba. Bir şey hemen gerçekleşmese bile çalışmaya devam etmek gerekiyor.”
Knoist başını sallamış.
“Çok güzel.”
Mert biraz sessiz kalmış.
Sonra:
“Ben de acele etmenin bazen işleri bozabileceğini öğrendim. Bir şeyi sürekli kontrol etmek, ona yardım etmek anlamına gelmiyor.”
Knoist gülümsemiş.
“Bu da çok değerli bir ders.”
Sonra Eren’e bakmış.
Eren bir süre düşünmüş.
“Ben ise yardım etmenin önemli olduğunu öğrendim. Ama galiba kendi sorumluluklarımı da unutmamalıyım.”
Knoist’in gözleri mutlulukla parlamış.
“İşte şimdi üçünüz de asıl dersi anlamaya başladınız.”
Üç kardeş merakla babalarına bakmış.
Knoist devam etmiş:
“Hayatta yalnızca çalışkan olmak yetmez. Yalnızca zeki olmak da yetmez. Yalnızca iyi kalpli olmak da yeterli değildir. Çalışkanlık, sabır, akıl, sorumluluk ve iyilik bir araya geldiğinde insan gerçekten güçlenir.“
Ertesi sabah Knoist oğullarını yeniden tepeye götürmüş.
Orada üç farklı bitki duruyormuş.
Aras’ın bitkisi güçlü bir ağaca dönüşmeye başlamış.
Mert’in toprağında ise yeniden küçük bir filiz büyümeye başlamış.
Eren’in bitkisi ise rengârenk çiçekler açmış.
Knoist üç bitkiye bakarak şöyle demiş:
“Bu üç tohum aslında size hayatın üç farklı sırrını göstermek için seçildi.”
Aras’ın ağacını göstermiş:
“Bu ağaç sabır ve çalışkanlığı anlatıyor.”
Mert’in filizini göstermiş:
“Bu filiz, hatalardan ders çıkarmayı anlatıyor.”
Sonra Eren’in çiçeklerine bakmış:
“Bu çiçekler ise iyiliğin ve paylaşmanın güzelliğini anlatıyor.”
Üç kardeş birbirlerine bakmış.
Artık hiçbirinin diğerinden daha iyi olmadığını anlamışlar.
Aras’ın sabrı Mert’in zekâsına ihtiyaç duyuyormuş.
Mert’in zekâsı Eren’in duyarlılığıyla güzelleşiyormuş.
Eren’in yardımseverliği ise Aras’ın sorumluluğuyla tamamlanıyormuş.
O günden sonra üç kardeş birlikte çalışmaya başlamış.
Aras köyün bahçelerini düzenlemiş.
Mert köydeki eski su değirmeninin nasıl daha iyi çalışacağını düşünmüş.
Eren ise köyde yardıma ihtiyacı olan insanları fark edip kardeşleriyle birlikte onlara yardım etmiş.
Bir süre sonra köyün en kurak yazlarından biri gelmiş.
Dereler azalmış, tarlalar susuz kalmış.
Köylüler ne yapacaklarını bilememiş.
Mert eski su değirmenini incelemiş ve tepeden gelen suyu daha verimli kullanabilecek bir düzenek tasarlamış.
Aras günlerce çalışarak düzeneği kurmuş.
Eren ise köylüleri bir araya getirip suyun adil paylaşılması için bir plan hazırlamış.
Üç kardeşin birlikte çalışması sayesinde köyün suyu uzun süre yetmiş.
Köylüler onları alkışlamış.
Knoist ise yalnızca gülümsemiş.
O akşam üç oğlunu yanına çağırmış.
“Bugün neden başarılı oldunuz, biliyor musunuz?” diye sormuş.
Aras:
“Çünkü çok çalıştık.”
Mert:
“Çünkü doğru düşünmeye çalıştık.”
Eren:
“Çünkü birbirimize yardım ettik.”
Knoist başını sallamış.
“Üçünüz de doğru söylüyorsunuz. Ama en önemli şey, birbirinizin güçlü yönlerini kullanmayı öğrenmenizdi.“
Üç kardeş birbirlerine sarılmış.
O günden sonra köyde şöyle bir söz söylenmeye başlanmış:
“Sabır ağacı büyütür, akıl yol gösterir, iyilik ise gölge verir.”
Knoist’in üç oğlu da bu sözü hayatları boyunca unutmamış.
Aras sabırlı olmayı,
Mert düşünmeden karar vermemeyi,
Eren ise yardım ederken kendi sorumluluklarını unutmamayı öğrenmiş.
Ve üç kardeş birlikte çalıştıkça yalnızca kendi hayatlarını değil, çevrelerindeki insanların hayatlarını da güzelleştirmişler.
Çünkü onlar artık biliyorlarmış ki:
Gerçek başarı, tek başına en güçlü olmak değil; sahip olduğun güzel özellikleri başkalarının iyiliği için kullanabilmektir.
Böylece Knoist’in üç oğlu, küçük bir tepede başlayan üç tohumluk maceradan kocaman bir hayat dersi çıkarmış.
Ve masal burada bitmiş.
Ama üç kardeşin öğrendiği ders, onların hayatında hiç bitmemiş:
Sabırlı ol, düşünerek karar ver, sorumluluklarını unutma ve iyiliği paylaş.
