Bir varmış, bir yokmuş…
Uzak diyarların birinde, yeşil tepelerle çevrili, dereleri şırıl şırıl akan küçük bir köy varmış. Bu köyde Ali adında meraklı mı meraklı, iyi kalpli bir çoban çocuk yaşarmış. Ali’nin en sevdiği şey, sabah erkenden koyunlarını alıp dağın yamacına çıkmak, gökyüzündeki bulutları izlemek ve doğayı dinlemekmiş.
Ali’nin koyunlarını otlattığı dağın tepesinde, diğer kayalardan çok farklı olan kocaman, gri bir kaya dururmuş. Bu kaya öyle sıradan bir kaya değilmiş. Yüzü sanki bir insanın yüzünü andırır, rüzgâr estiğinde içinden garip sesler gelirmiş. Köydeki büyükler bu kayaya “Konuşan Kaya” dermiş ama kimse onun gerçekten konuştuğuna pek inanmazmış.
Bir gün Ali, koyunlarını otlatırken kayaya iyice yaklaşmış.
“Acaba gerçekten konuşuyor musun?” diye sormuş şakayla karışık.
Tam arkasını dönüp gidecekken kalın ama yumuşak bir ses duymuş:
“Elbette konuşuyorum Ali. Sadece beni gerçekten dinleyenlerle konuşurum.”
Ali korkudan bir adım geri atmış ama sonra merakı korkusunu yenmiş.
“Ben seni dinliyorum,” demiş. “Ama neden bugüne kadar kimseyle konuşmadın?
Konuşan Kaya derin bir nefes alır gibi uğuldamış:
“Çünkü çoğu insan aceleci, sabırsız ve doğayı dinlemeyi unutmuş durumda. Sen ise sabırla koyunlarını güdüyor, kuşların sesine kulak veriyorsun.”
O günden sonra Ali her gün kayayla konuşmaya başlamış. Kaya ona çok değerli şeyler öğretmiş: Sabırlı olmayı, paylaşmayı, emek vermeden hiçbir şeyin elde edilemeyeceğini anlatmış. Ali de öğrendiklerini köydeki arkadaşlarıyla paylaşmış.
Bir yaz günü köyde büyük bir kuraklık başlamış. Dereler kurumuş, otlar sararmış. Köylüler ne yapacaklarını bilemez olmuş. Ali hemen Konuşan Kaya’ya koşmuş.
“Bize yardım edebilir misin?” diye sormuş.
Kaya biraz sessiz kalmış, sonra konuşmuş:
“Doğa size kızgın değil, sadece ilgi bekliyor. Dağın arkasındaki eski su yolunu temizlerseniz, su yeniden akacak.”
Ali bunu köylülere anlatmış. Başta kimse inanmamış ama başka çareleri olmadığı için birlikte çalışmaya karar vermişler. Günlerce emek vermiş, taşları kaldırmış, toprağı temizlemişler. Sonunda bir sabah, su şırıl şırıl akmaya başlamış.
Köylüler çok sevinmiş. O günden sonra doğaya daha dikkatli davranmaya, ağaçları korumaya, suyu boşa harcamamaya söz vermişler. Konuşan Kaya ise bir daha kimseyle konuşmamış ama köy halkı onun öğrettiği dersleri hiç unutmamış.
Ali büyüdüğünde bilge bir çoban olmuş. Çocuklara her zaman şunu söylermiş:
“Doğa konuşur. Yeter ki dinlemeyi bilelim.”
Ve masal da burada mutlu mutlu bitmiş.

