Bir varmış bir yokmuş…
Rüzgârın bile yolunu şaşırdığı, bulutların yere çok yakın dolaştığı bir kasabada Tom adında meraklı bir çocuk yaşarmış. Tom’un en sevdiği şey gece penceresinden gökyüzünü izlemekmiş. Çünkü ona göre yıldızlar, uyumayan çocuklara gizli hikâyeler fısıldarmış.
Bir gece, gökyüzü aniden kararmış.
Şimşekler sanki göğü yırtıyor, gök gürültüsü kasabanın kalbinde yankılanıyormuş. Herkes evine kapanmış ama Tom yatağında bir tuhaflık hissetmiş. Fırtına sadece dışarıda değilmiş… sanki bir şey onu çağırıyormuş.
Tam o sırada, pencereye üç kez yavaşça vurulmuş.
Tom korkarak perdeyi aralamış. Karşısında, yağmurdan yapılmış gibi görünen küçük, parlak gözlü bir kedi duruyormuş.
“Gece kırıldı, Tom,” demiş kedi.
“Ve sen yardım edebilirsin.”
Tom düşünmeden paltosunu giymiş. Kapıyı açtığında fırtına bir anda susmuş. Kasaba yok olmuş. Yerine, rüzgârla sallanan dev saatlerin olduğu bir yol belirmiş. Kedi önden yürümüş, Tom arkasından gitmiş.
Yolun sonunda Gece Saati duruyormuş.
Bu saat durursa, insanlar rüyalarını kaybeder, geceler korkuya dönüşürmüş. Fırtına, bu saati durdurmak üzereymiş.
Ama saatin kalbi eksikmiş.
“Kalp sensin,” demiş kedi.
“Cesaretin.”
Tom korkmuş ama geri dönmemiş. Saate dokunduğu anda gök gürültüsü bir melodiye dönüşmüş, yağmur yumuşamış. Saat yeniden çalışmaya başlamış.
Bir anda Tom yatağında uyanmış.
Dışarıda hafif bir yağmur yağıyormuş. Penceresinde küçük bir iz varmış: ıslak bir pati.
O geceden sonra Tom fırtınalardan korkmamış.
Çünkü bilirmiş ki bazı geceler, sadece cesur çocukları çağırır.
Ve gökyüzü hâlâ uyanık olanlara fısıldamaya devam edermiş…

