Bir varmış, bir yokmuş… Uzak dağların ardında, sabahları kuş sesleriyle uyanan, akşamları yıldızların ışığıyla parlayan küçük ve sevimli bir kasaba varmış. Bu kasabanın adı Gökkuşağı Vadisi’ymiş.
Gökkuşağı Vadisi’nde Elif adında meraklı bir çocuk yaşarmış. Elif, kitap okumayı, resim yapmayı ve yeni şeyler öğrenmeyi çok severmiş. Fakat bir konuda kendine pek güvenmezmiş:
Yazı yazmak.
Defterinin başına oturduğunda harfleri bazen birbirine karışır, yazdığı cümleleri beğenmez, sonra da kalemini bırakıp:
“Ben güzel yazamıyorum. Galiba bunu hiç öğrenemeyeceğim,” dermiş.
Bir gün öğretmeni sınıfta çocuklara şöyle bir görev vermiş:
“Yarın herkes öğrendiği en güzel şeyi anlatan kısa bir hikâye yazacak.”
Elif’in arkadaşları hemen heyecanlanmış. Kimi macera yazacakmış, kimi hayvanlardan bahsedecekmiş. Elif ise defterine bakıp sessizce düşünmüş.
“Ben ne yazacağım?”
O akşam eve dönerken yolunun üzerindeki eski kırtasiyeye uğramış. Kırtasiyenin sahibi, uzun beyaz sakallı ve güler yüzlü bir adam olan Rıza Dede’ymiş.
Elif raflara bakarken masanın üzerinde eski, ahşap bir kutu görmüş.
Kutunun kapağında küçük altın harflerle şu yazıyormuş:
“Doğru ellerde, doğru sözleri bulur.”
Elif merakla kutuyu açmış.
İçinden sıradan gibi görünen, lacivert gövdeli bir kalem çıkmış. Kalemin üzerinde minicik bir yıldız resmi varmış.
“Bu kalem çok güzelmiş,” demiş Elif.
Rıza Dede gülümsemiş.
“O, sıradan bir kalem değil.”
Elif şaşırmış.
“Peki ne özelliği var?”
Rıza Dede kalemi Elif’e uzatmış.
“Bunu kullanırken dikkatli ol. Çünkü bu kalem, sahibinin istediği her şeyi değil, öğrenmesi gereken şeyi ortaya çıkarır.”
Elif ne demek istediğini tam anlayamamış.
Kalemi alıp eve gitmiş.
Odasına geçtiğinde defterini açmış. Bir süre düşündükten sonra kalemi kâğıda dokundurmuş.
“Bugün…”
Bir anda kalemin ucundan küçücük bir ışık çıkmış.
Elif şaşkınlıkla geri çekilmiş.
Sonra kalem kendi kendine hareket ederek kâğıda bir cümle yazmış:
“Denemekten korkma.”
Elif’in gözleri büyümüş.
“Sen… yazabiliyor musun?”
Kalem sessizce parlamış.
Elif tekrar yazmayı denemiş. Bu kez kalem ona güzel cümleler yazdırmamış. Bunun yerine Elif’in yaptığı hataları küçük yıldızlarla işaretlemiş.
Elif önce biraz üzülmüş.
“Ben yine yanlış yapıyorum!”
Tam kalemi bırakacakken yıldızlardan biri parlamış ve kâğıtta başka bir cümle belirmiş:
“Hata, öğrenmenin kapısıdır.”
Elif bu cümleyi uzun uzun düşünmüş.
Ertesi gün okulda öğretmeni herkesin yazdığı hikâyeyi okumasını istemiş. Elif sırasına oturmuş ve kalemini eline almış.
Fakat o sırada kalem parlamamış.
Elif şaşırmış.
“Bana yardım etmeyecek misin?”
Kalemin üzerinde tek bir yıldız yanmış.
Elif derin bir nefes almış.
Bu kez kendi başına yazmaya başlamış.
Bir cümle yazmış.
Sonra ikinciyi…
Bir yerde hata yapmış. Silmiş ve yeniden yazmış.
Başka bir yerde ne yazacağını bilememiş. Bir süre düşünmüş.
Sonunda kendi hikâyesini tamamlamış.
Öğretmeni Elif’in yanına geldiğinde deftere baktı ve gülümsedi.
“Bu hikâyeyi sen mi yazdın?”
Elif başını salladı.
“Evet.”
“En güzel tarafı ne biliyor musun?”
Elif merakla öğretmenine baktı.
“Sen bu hikâyeyi kusursuz olduğu için değil, vazgeçmeden tamamladığın için yazdın.”
Elif’in yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
O gün okuldan sonra kalemi tekrar çıkardı.
“Sihirli kalem,” dedi, “sen bana aslında güzel yazmayı değil, sabretmeyi öğrettin.”
Kalem hafifçe parladı.
Elif artık kalemin sihrine eskisi kadar ihtiyaç duymuyordu.
Çünkü gerçek sihrin kalemin içinde olmadığını anlamıştı.
Gerçek sihir, insanın kendi çabasındaydı.
Günler geçti.
Elif her gün biraz daha yazdı. Bazen hata yaptı, bazen yeniden başladı. Zorlandığında pes etmek yerine:
“Bir kez daha deneyebilirim,” dedi.
Bir süre sonra öğretmeni yeni bir hikâye yarışması düzenledi.
Elif yarışmaya katılmaya karar verdi.
Bu kez lacivert kalem masanın üzerinde sessizce duruyordu.
Elif kalemi eline aldı ama kullanmadan önce gülümsedi.
“Teşekkür ederim,” dedi.
Sonra kalemi masaya bıraktı ve kendi kalemiyle yazmaya başladı.
Çünkü artık Elif biliyordu:
Bir şeyi öğrenmenin en güçlü yolu sihir beklemek değil, merak etmek, denemek, hata yapmak ve yeniden başlamaktı.
O gece gökyüzünde kocaman bir yıldız kaydı.
Elif yıldızı izlerken defterinin son sayfasına şu cümleyi yazdı:
“Bazen aradığımız sihirli kalem, aslında kendi elimizde tuttuğumuz cesarettir.”
Ve Gökkuşağı Vadisi’nde o günden sonra çocuklar bir şeyde zorlandıklarında birbirlerine hep aynı sözü söylediler:
“Hata yapmaktan korkma. Bir daha dene. Çünkü her yeni deneme, seni biraz daha ileri götürür.”
Masal da burada bitmiş.
Ama Elif’in öğrenme yolculuğu hiç bitmemiş.
Çünkü öğrenmek, sonu olmayan en güzel masalmış.
Gökkuşağı Vadisi’nin yıldızları parladıkça, Elif’in hikâyesi de çocukların kalplerinde yaşamaya devam etmiş.
