Ali, dokuz yaşında, hareketli ve meraklı bir çocuktu. Okuldan eve geldiğinde çantasını bir köşeye bırakır, ayakkabılarını kapının önünde çıkarır ve doğruca odasına koşardı.
Fakat Ali’nin odasına giren biri, orada bir odadan çok küçük bir keşif alanı olduğunu düşünebilirdi.
Yatağın üzerinde oyuncak arabalar, yerde renkli kalemler, masanın altında kitaplar, sandalyenin üzerinde kıyafetler vardı. Çorapların biri yatağın altında, diğeri ise çalışma masasının yanında duruyordu. Dün yaptığı resimlerden bazıları yere düşmüş, okul defterleri de oyuncakların arasına karışmıştı.
Ali bu dağınıklığı pek önemsemiyordu.
— Sonra toplarım, diyordu.
Ama o “sonra” bir türlü gelmiyordu.
Bir pazartesi sabahı Ali, matematik ödevini yapmak için çantasını açtı. Defterini aradı.
Yoktu.
Yatağın altına baktı.
Oyuncak kutusunun içine baktı.
Masanın üzerindeki kitapları kaldırdı.
Defter bir türlü çıkmadı.
— Anne! Matematik defterimi bulamıyorum!
Annesi kapının önüne geldi. Odaya baktı ve gülümsedi.
— Defterini bulmak için önce odanı bulmamız gerekiyor galiba.
Ali biraz utandı.
Birlikte aramaya başladılar. Beş dakika sonra defter, yatağın kenarındaki kıyafetlerin altında bulundu.
Ali defterine baktı.
— Buraya nasıl gelmiş?
Annesi cevap vermeden önce yere düşmüş kalemleri gösterdi.
— Eşyalarımızı ait oldukları yere koymazsak, ihtiyacımız olduğunda onları bulmak zorlaşır.
Ali başını salladı ama yine de odasını toplamaya pek hevesli görünmüyordu.
Okula yetişmek için aceleyle hazırlandı.
O gün okulda öğretmeni matematik defterlerini kontrol etti.
Ali defterini çıkardı.
Ama defterin arasından küçük bir oyuncak araba düştü.
Sınıftaki birkaç çocuk güldü.
Ali’nin yüzü kızardı.
Öğretmeni ise gülmedi.
— Ali, hepimizin zaman zaman eşyalarını karıştırdığı olur. Önemli olan bundan sonra ne yapacağımızdır.
Ali rahatladı.
Öğretmeni tahtaya üç soru yazdı:
“Eşyalarım nerede?”
“Onları bulmak ne kadar zamanımı alıyor?”
“Eşyalarımı düzenli tutarsam hayatım nasıl kolaylaşır?”
Ali sorulara dikkatle baktı.
Gerçekten de sabah defterini bulmak için yaklaşık on dakika harcamıştı.
Oysa odasını düzenli tutsaydı, defterini birkaç saniyede bulabilirdi.
Akşam eve döndüğünde odasının kapısında durdu.
İlk kez odasına başka bir gözle baktı.
— Burası gerçekten çok dağınık, dedi.
Sonra annesine seslendi:
— Anne, odamı toplamama yardım eder misin?
Annesi yanına geldi.
— Elbette. Ama bu kez sen karar vereceksin. Neyi nereye koyacağını sen belirle.
Ali önce yerdeki çöpleri topladı. Sonra kirli kıyafetleri sepete koydu. Kitaplarını kitaplığa yerleştirdi. Kalemlerini kutusuna koydu. Oyuncak arabaları oyuncak kutusuna doldurdu.
Bir süre sonra yoruldu.
Yatağının üzerine oturdu.
— Daha bitmedi mi?
Annesi gülümsedi.
— Düzenlemek biraz zaman alabilir. Ama her gün küçük bir şey yaparsan, büyük bir dağınıklık oluşmaz.
Ali bunu düşündü.
O gün odasını tamamen düzenledi.
Sonra yatağının üzerine oturup etrafına baktı.
Oda aynı odaydı.
Ama sanki daha genişti.
Çalışma masasının üzeri boştu. Kitaplarının hepsi görünüyordu. Yatağının altında kaybolmuş hiçbir şey yoktu.
Ali matematik defterini almak için masasına uzandı.
Defter tam olması gereken yerdeydi.
Gülümsedi.
Ertesi gün Ali okuldan geldiğinde çantasını yine yere bırakmak üzereydi.
Bir an durdu.
Çantasını masasının yanındaki yerine koydu.
Ayakkabılarını ayakkabılığa yerleştirdi.
Sonra odasına girdi.
Yerdeki kalemlerden birini gördü ve onu kutusuna koydu.
— Her şeyi bir anda yapmak zorunda değilim, dedi kendi kendine. Sadece kullandığım şeyi yerine koyabilirim.
Günler geçtikçe Ali’nin odası daha düzenli olmaya başladı.
Bazen yine kıyafetlerini yatağın üzerine bırakıyordu.
Bazen oyuncaklarını toplamak istemiyordu.
Hatta bir gün bütün legolarını yere döküp saatlerce oynadıktan sonra onları toplamayı unuttu.
Ama artık bir şey öğrenmişti:
Düzenli olmak, hiç dağılmamak demek değildi. Dağılan şeyleri yeniden yerine koymayı öğrenmekti.
Bir cuma akşamı Ali odasında ödevini yaparken küçük kardeşi içeri girdi.
— Abi, arabanı bulamıyorum. Bana yardım eder misin?
Ali gülümsedi.
— Hangi araba?
— Kırmızı olan.
Ali oyuncak kutusuna baktı.
Kırmızı araba en üstteydi.
Hemen kardeşine verdi.
Kardeşi şaşırdı.
— Nasıl hemen buldun?
Ali omuzlarını kaldırdı.
— Çünkü artık eşyalarımın nerede olduğunu biliyorum.
Sonra biraz düşündü ve ekledi:
— Hem böylece aramak için zaman kaybetmiyorum.
Kardeşi kırmızı arabayla odadan çıktı.
Ali masasına döndü.
Defterini açtı.
Pencereden içeri akşam güneşi giriyordu.
Ali artık odasının sadece uyuduğu veya oyun oynadığı bir yer olmadığını biliyordu.
Burası onun sorumluluk öğrenebileceği küçük dünyasıydı.
Ve o gün bir şeyi daha fark etti:
Küçük alışkanlıklar, günlük hayatı büyük ölçüde kolaylaştırabilirdi.
O günden sonra Ali’nin kendine ait küçük bir kuralı oldu:
“Kullandım, yerine koydum.”
Bu kural sayesinde yalnızca odası değil, zamanı da düzene girmişti.
Ve Ali artık “Sonra toplarım.” demek yerine çoğu zaman şöyle söylüyordu:
— Şimdi yerine koyayım. Sonra aramakla uğraşmayayım.
