Bilge Baykuş

Merak eden, sabreden ve öğrenen Bilge Baykuş’un masalsı macerası

Ormanın en yüksek tepesinde, dalları gökyüzüne uzanan yaşlı bir meşe ağacı vardı. Bu ağacın en üst dalında, tüyleri ay ışığında gümüş gibi parlayan bir baykuş yaşardı. Ormandaki bütün hayvanlar ona Bilge Baykuş derdi.

Bilge Baykuş yalnızca çok şey bildiği için değil, bildiklerini başkalarına sabırla anlattığı için de sevilirdi.

Bir gün ormanda küçük hayvanların katıldığı bir öğrenme şenliği düzenlenecekti. Tavşanlar yuvalarını nasıl düzenlediklerini anlatacak, sincaplar kış hazırlıklarını gösterecek, kunduzlar ise suyun önüne yaptıkları küçük setleri tanıtacaktı.

Şenliğe ormanın dört bir yanından hayvanlar gelecekti.

Küçük bir kirpi olan Pıtır da şenliğe katılmak istiyordu. Fakat bir sorun vardı.

Pıtır çok meraklıydı ama aceleciydi. Bir şeyi hemen öğrenmek ister, cevabı bulamayınca çabucak vazgeçerdi.

O sabah Bilge Baykuş’un yanına gitti.

“Bilge Baykuş,” dedi Pıtır, “Ben de çok şey öğrenmek istiyorum. Ama bazı şeyleri anlamakta zorlanıyorum. Sence ne yapmalıyım?”

Bilge Baykuş gözlerini kırpıştırıp gülümsedi.

“Öğrenmek, bir ağaca tırmanmaya benzer,” dedi. “İlk dal en önemlisidir. Çünkü ona ulaşmadan yukarıdaki dallara çıkamazsın.”

“İlk dal nedir?” diye sordu Pıtır.

Merak etmek.

Pıtır’ın gözleri parladı.

“Ben çok merak ediyorum!”

“Güzel,” dedi Bilge Baykuş. “Ama merakın yanında üç arkadaşın daha olmalı: sabır, dikkat ve denemek.

Pıtır başını salladı.

“Bunları bulabilir miyim?”

“Bulamazsın,” dedi baykuş. “Onları kendin yetiştirirsin.”

Pıtır bu cevabı pek anlamadı ama aklına yazdı.

Tam o sırada ormanın aşağısından bir ses duyuldu.

“Yardım edin!”

Pıtır hemen sesin geldiği yöne koştu. Bilge Baykuş da kanatlarını açıp onu takip etti.

Bir süre sonra küçük bir derenin kenarına geldiler. Dere normalden çok daha hızlı akıyordu. Suyun karşı tarafında ise genç bir sincap, yere düşmüş fındık sepetinin başında telaşla dolaşıyordu.

“Fındıklarım suya düştü!” diye bağırdı sincap. “Hepsini kaybedeceğim!”

Pıtır hiç düşünmeden suya atlamak istedi.

“Dur!” diye seslendi Bilge Baykuş.

Pıtır olduğu yerde durdu.

“Ne oldu?”

“Önce bak.”

Pıtır suya baktı. Dere gerçekten hızlı akıyordu.

“Şimdi düşün.”

Pıtır düşündü. Sonra yerdeki uzun dalları fark etti.

“Dallardan bir köprü yapabiliriz!”

“Güzel bir fikir,” dedi Bilge Baykuş. “Şimdi dene.”

Pıtır ve sincap birlikte birkaç sağlam dal topladılar. Dalları suyun üzerine dikkatlice yerleştirdiler. İlk denemeleri işe yaramadı. Dal hemen yana kaydı.

Pıtır sinirlendi.

“Olmadı!”

“Bir kez daha,” dedi Bilge Baykuş.

İkinci denemede dal yine kaydı.

“Yine olmadı!”

“Bir kez daha.”

Üçüncü denemede Pıtır, dalın altına küçük taşlar yerleştirdi. Dal artık daha sağlam duruyordu.

Sincap karşıya geçti ve fındık sepetini kurtardı.

Pıtır sevinçle zıpladı.

“Başardım!”

Bilge Baykuş başını eğdi.

“Aslında ilk denemede başaramadın.”

Pıtır’ın yüzü düştü.

“Öyle mi?”

“Evet. Ama ilk denemede öğrendin. İkinci denemede biraz daha öğrendin. Üçüncü denemede ise öğrendiklerini kullandın.”

Pıtır düşündü.

“Demek başarısız olmak, hiçbir şey öğrenmemek anlamına gelmiyor.”

“İşte şimdi ilk dalı biraz daha sağlam bastın,” dedi Bilge Baykuş.

Akşam olduğunda şenlik başladı.

Ormandaki hayvanlar büyük çınarın altında toplandılar. Herkes bildiği bir şeyi anlatıyordu.

Sincaplar, kış gelmeden yiyeceklerini nasıl sakladıklarını gösterdi. Tavşanlar, yuvalarını temiz tutmanın neden önemli olduğunu anlattı. Kunduzlar ise birlikte çalışmanın gücünden söz etti.

Sonra Bilge Baykuş ortaya çıktı.

“Bugün size çok önemli bir şey anlatacağım,” dedi.

Bütün hayvanlar sessizleşti.

“Ormanda en güçlü olan kimdir?”

Ayı pençesini kaldırdı.

“Ben!”

Herkes güldü.

“Peki en hızlı olan?”

Geyik cevap verdi:

“Ben!”

“En yükseğe uçan?”

Kartal kanatlarını açtı.

“Ben!”

Bilge Baykuş gülümsedi.

“Bunların hepsi güzel özellikler. Fakat öğrenmek söz konusu olduğunda başka bir güç vardır.”

“Bu nedir?” diye sordu Pıtır.

Bilge Baykuş ona baktı.

Soru sorma cesareti.

Pıtır şaşırdı.

“Nasıl yani?”

“Bir şeyi bilmediğini söylemekten utanmamak. ‘Bilmiyorum’ diyebilmek. Sonra ‘Bunu nasıl öğrenebilirim?’ diye sormak.”

Ormandaki hayvanlar birbirlerine baktılar.

Bilge Baykuş devam etti:

“Bazen en büyük hata, bilmediğimiz halde biliyormuş gibi davranmaktır. Oysa soru soran biri yeni bir kapı açar.”

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir:  Doğruluk Aynası Masalı Oku

Pıtır hemen elini kaldırdı.

“Benim bir sorum var!”

“Dinliyorum.”

“Baykuşlar neden geceleri uçar?”

Bilge Baykuş güldü.

“Çünkü gece bizim için sessiz ve sakindir. Ayrıca karanlıkta çevremizdeki küçük hareketleri dikkatle izlemeyi öğrenmişizdir.”

Pıtır bir soru daha sordu.

“Peki neden bazı ağaçların yaprakları sonbaharda dökülür?”

Bu kez sincaplardan biri cevap vermeye çalıştı.

“Çünkü… kış geliyor?”

Bilge Baykuş başını salladı.

“Güzel bir başlangıç. Daha fazlasını öğrenmek ister misin?”

Sincap heyecanla başını salladı.

Böylece şenlik bir soru-cevap oyununa dönüştü.

Her hayvan başka bir soru sordu. Bilge Baykuş bazı soruların cevabını biliyordu, bazılarını ise bilmiyordu.

Bir tavşan şaşkınlıkla sordu:

“Sen her şeyi bilmiyor musun?”

Bilge Baykuş kahkaha attı.

“Hayır! Hiç kimse her şeyi bilemez.”

“Peki bilmediğinde ne yapıyorsun?”

“Öğreniyorum.”

“Ya öğrenemezsen?”

“Yeniden deniyorum.”

O gece Pıtır, Bilge Baykuş’un sözlerini uzun uzun düşündü.

Ertesi sabah erkenden uyandı. Önünde büyük bir defter vardı. Defterin ilk sayfasına şunları yazdı:

Merak et.
Dikkat et.
Sabret.
Dene.
Hata yaparsan öğren.
Bilmediğini sormaktan çekinme.

Sonra ormanda yürüyüşe çıktı.

Bir ağacın gövdesinde küçük bir karınca gördü. Karıncanın taşıdığı yaprak kendisinden çok daha büyüktü.

Pıtır şaşkınlıkla sordu:

“Bunu nasıl taşıyabiliyorsun?”

Karınca gülümsedi.

“Tek başıma değilim. Arkadaşlarım birazdan yardım edecek.”

Gerçekten de kısa süre sonra başka karıncalar geldi. Hep birlikte yaprağı taşımaya başladılar.

Pıtır defterine yeni bir cümle yazdı:

“Bazı işler birlikte yapılınca kolaylaşır.”

Biraz ileride küçük bir kuşun uçmayı öğrenmeye çalıştığını gördü. Kuş birkaç kez yere kondu, sonra yeniden kanat çırptı.

Pıtır ona:

“Yorulmadın mı?” diye sordu.

“Yoruldum,” dedi kuş. “Ama her denemede kanatlarımı biraz daha iyi kullanıyorum.”

Pıtır gülümsedi.

Defterine ikinci cümleyi yazdı:

“Her deneme yeni bir şey öğretir.”

Günler geçti.

Pıtır artık ormanda dolaşırken yalnızca gördüklerine bakmıyor, gördükleri hakkında düşünüyordu.

Bir gün yağmur yağdı. Ertesi sabah güneş açınca ormanın üzerindeki yapraklarda küçük su damlaları parladı.

Pıtır, Bilge Baykuş’un yanına koştu.

“Bak! Yaprakların üzerinde minik aynalar var!”

Bilge Baykuş gülümsedi.

“Dikkatli bakarsan doğa sana her gün bir ders verir.”

Pıtır artık anlamıştı.

Bilgelik, her sorunun cevabını bilmek değildi.

Bilgelik; sormayı, dinlemeyi, düşünmeyi, sabretmeyi ve öğrendiklerini paylaşmayı bilmekt i.

Aylar sonra ormanda yeniden öğrenme şenliği düzenlendi.

Bu kez Pıtır da sahneye çıktı.

Önünde küçük bir tahta kutu vardı.

“Bugün size bir şey öğretmek istiyorum,” dedi.

Kutunun içinden birkaç dal, taş ve yaprak çıkardı.

“Bir derenin üzerinden güvenli geçiş yapmak için neler yapabileceğimizi göstereceğim.”

Hayvanlar dikkatle onu izledi.

Pıtır her adımı anlattı. İlk denemesinin neden başarısız olduğunu, sonra neyi değiştirdiğini ve sonunda nasıl başarılı olduğunu söyledi.

Konuşmasını bitirdiğinde bütün orman alkışladı.

Bilge Baykuş ise en yüksek daldan onu gururla izliyordu.

Pıtır başını kaldırıp ona baktı.

“Bilge Baykuş!” diye seslendi. “Artık senin gibi bilge olabilir miyim?”

Baykuş kanatlarını hafifçe açtı.

“Bilgelik, bir gün gelip başına konan altın bir taç değildir,” dedi. “Her gün yaptığın küçük seçimlerle büyüyen bir ağaçtır.”

Pıtır gülümsedi.

“O zaman benim ağacım bugün bir dal daha büyüttü.”

“Evet,” dedi Bilge Baykuş. “Ve unutma: Bir gün sen de başkasına yol göstereceksin.”

O gece ay, ormanın üzerine gümüş bir ışık serdi.

Bilge Baykuş yüksek dalında sessizce oturdu.

Pıtır ise yuvasında defterini açtı ve son sayfaya şu cümleyi yazdı:

“Öğrenmenin sonu yoktur; çünkü her yeni cevap, başka bir sorunun kapısını açar.”

Sonra gözlerini kapattı.

Uzaklardan derenin sesi, yaprakların hışırtısı ve gece kuşlarının kanat sesleri geliyordu.

Orman uykuya dalarken Bilge Baykuş gökyüzüne baktı.

Ve o gece, ormandaki en küçük canlı bile şunu öğrendi:

Gerçek bilgelik, bildiklerini saklamak değil; öğrendiklerini iyilikle paylaşmaktır.

Masal da burada, yeni soruların başlayacağı yerde sona erdi.

Benzer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz