Uzak kuzeyde, bembeyaz buzların ve masmavi denizin çevrelediği küçük bir penguen kolonisi yaşardı. Bu kolonide Piko adında, meraklı ve yardımsever bir penguen vardı.
Piko’nun en sevdiği şey yeni arkadaşlar edinmekti. Sabahları diğer penguenlerle balık tutar, öğleden sonra buzların üzerinde kayar, akşamları ise yaşlı penguenlerin anlattığı hikâyeleri dinlerdi.
Ama Piko’nun önemli bir özelliği daha vardı:
O, kimsenin yalnız kalmasını istemezdi.
Bir gün koloninin yakınlarında yürürken buzların arasından ince bir ses duydu.
“Yardım edin!”
Piko hemen sesin geldiği yere koştu. Küçük bir fok yavrusu, iki buz kütlesinin arasında sıkışmıştı.
“Merak etme,” dedi Piko. “Seni buradan çıkaracağız.”
“Biz” mi? diye şaşırdı fok yavrusu.
Piko gülümsedi.
“Evet. Çünkü bazen bir sorunu çözmek için tek bir arkadaş yetmez.”
Piko önce kendi gücüyle buzları itmeye çalıştı. Fakat buzlar kıpırdamadı.
Sonra kolonideki arkadaşlarını çağırdı.
“Birlikte başarabiliriz!”
Penguenler yan yana dizildiler. Kimi buzları itti, kimi yolu temizledi, kimi de küçük fokun korkmaması için onunla konuştu.
“Biraz daha!” diye seslendi Piko.
Hep birlikte bütün güçleriyle ittiklerinde buz kütlesi sonunda hareket etti.
Fok yavrusu özgür kalmıştı.
“Teşekkür ederim!” dedi sevinçle.
Piko başını salladı.
“Bana değil, hepimize teşekkür et. Hepimiz yardım ettik.”
O sırada yaşlı penguenlerden biri gülümseyerek yanlarına geldi.
“İşte gerçek dostluk budur,” dedi. “Dost olmak yalnızca birlikte eğlenmek değildir. Zor zamanlarda birbirinin yanında olmaktır.”
Günler geçti.
Bir sabah deniz çok dalgalıydı. Piko balık tutarken ayağının altındaki buz parçası kırıldı.
“İmdat!”
Piko soğuk suya düştü.
Tam korkmaya başlamıştı ki uzaktan tanıdık sesler duyuldu.
“Piko! Tutun!”
Küçük fok ve penguen arkadaşları yardımına koşuyordu.
Bir penguen gagasıyla uzattığı yosun demetini Piko’ya doğru itti. Diğerleri birbirlerinin kanatlarından tutarak sağlam bir zincir oluşturdular.
Piko yosuna tutundu.
Birlikte onu güvenli buzluğa çektiler.
Piko titreyerek arkadaşlarına baktı.
“Beni kurtardınız…”
Küçük fok gülümsedi.
“Sen de beni kurtarmıştın. Ama aslında bugün öğrendiğimiz şey bundan daha önemli.”
“Nedir?” diye sordu Piko.
Fok yavrusu şöyle dedi:
“İyilik paylaşıldıkça çoğalır.”
Piko o gün bu sözün ne kadar doğru olduğunu anladı.
Birine yardım ettiğinde yalnızca onun yüzünü güldürmüyordu. İyilik, bir penguenden diğerine, bir dosttan başka bir dosta geçiyordu.
Akşam olduğunda gökyüzünde rengârenk kuzey ışıkları belirdi.
Piko arkadaşlarıyla birlikte buzların üzerine oturup gökyüzünü izledi.
“Bugün çok güzel,” dedi Piko.
Yaşlı penguen gülümsedi.
“Çünkü bugün gökyüzü kadar güzel bir şey daha var.”
“Nedir?”
“Birbirine yardım eden dostların kalpleri.”
Piko arkadaşlarına baktı.
O günden sonra kolonide herkes Piko’ya “Dost Penguen” demeye başladı.
Çünkü Piko onlara çok önemli bir şey öğretmişti:
Gerçek dostluk, yalnızca güzel günlerde yan yana olmak değil; zor günlerde birbirine güç vermektir.
Ve o küçük buz ülkesinde, dostluk sayesinde hiçbir penguen kendini uzun süre yalnız hissetmedi.
