Sihirli Orman

Paylaşma, sabır ve doğa sevgisini anlatan büyülü bir orman masalı.

Bir varmış, bir yokmuş…

Uzaklarda, yüksek dağların ardında, sabahları güneş ışıklarıyla altın gibi parlayan, geceleri ise yıldızların altında masmavi bir ışıltıya bürünen Sihirli Orman adında gizemli bir orman varmış.

Bu ormanda sıradan ağaçlar, sıradan çiçekler ve sıradan hayvanlar yaşamazmış.

Kimi ağaçların yaprakları şarkı söyler, kimi çiçekler gün doğarken gülümser, derelerin suyu ise ay ışığında gümüş gibi parıldarmış.

Ama Sihirli Orman’ın en büyük sırrı, ormanın tam ortasında bulunan Dilek Ağacıymış.

Dilek Ağacı’nın dallarında binlerce küçük yıldız meyvesi bulunurmuş. Fakat bu meyveler yalnızca güzel dileklerle değil, iyilik, sabır, paylaşma ve cesaretle büyürmüş.

Ormanın yakınındaki küçük köyde Lina adında meraklı bir çocuk yaşarmış.

Lina hayvanları çok sever, doğada yürümekten hoşlanır ve aklına gelen her sorunun cevabını öğrenmeye çalışırmış.

Bir sabah Lina, evinin penceresinden dışarı baktığında gökyüzünde daha önce hiç görmediği parlak bir ışık fark etmiş.

Işık, Sihirli Orman’ın üzerinden yükseliyor ve sonra ormanın derinliklerine doğru kayboluyormuş.

Lina merakla:

— Acaba bu ışık nereden geliyor? diye sormuş.

Tam o sırada penceresine minicik, mor kanatlı bir kelebek konmuş.

Kelebek konuşmuş:

— Lina, Sihirli Orman’ın yardımına ihtiyacı var.

Lina şaşkınlıkla:

— Bir kelebek konuşuyor!

Kelebek gülümsemiş.

— Burası Sihirli Orman. Burada imkânsız diye bir şey yoktur.

Lina hemen küçük çantasını hazırlamış.

Bir şişe su, biraz yiyecek ve yağmurdan korunmak için küçük pelerinini yanına almış.

Sonra kelebeğin peşinden ormana doğru yürümüş.

Sihirli Ormanın Sırrı

Lina ormana girdiğinde karşısına yaşlı bir baykuş çıkmış.

Baykuşun adı Bilge Puhuymuş.

Puhu, büyük gözleriyle Lina’ya bakarak:

— Seni bekliyorduk, demiş.

Lina şaşırmış.

— Beni mi?

— Evet. Çünkü Sihirli Orman’ın ışığı giderek azalıyor.

Lina etrafına bakmış.

Gerçekten de ormanın bazı çiçekleri başlarını eğmiş, deredeki su eskisi kadar berrak görünmüyor ve kuşların şarkıları neredeyse duyulmuyormuş.

— Ormana ne oldu? diye sormuş Lina.

Bilge Puhu derin bir nefes almış.

— Ormanın kalbinde bulunan Dilek Ağacı artık büyümüyor. Eğer yıldız meyveleri tamamen solarsa ormanın büyüsü de kaybolacak.

Lina:

— Peki onu nasıl kurtarabiliriz?

Puhu:

— Bunun cevabını bulmak için üç şeyi öğrenmen gerekiyor: Paylaşmanın gücünü, sabrın değerini ve doğaya karşı sorumluluğumuzu.

Lina başını sallamış.

— Öğreneceğim!

Birinci Ders Paylaşmanın Gücü

Lina ve Bilge Puhu yürümeye devam ederken küçük bir tavşanın ağladığını görmüşler.

Tavşanın adı Pofudukmuş.

Pofuduk’un önünde yalnızca bir tane kırmızı elma varmış.

— Neden ağlıyorsun? diye sormuş Lina.

Pofuduk:

— Çok acıktım ama elmamı kimseyle paylaşmak istemiyorum, demiş.

Lina elmaya bakmış.

Sonra kendi çantasındaki yiyecekleri çıkarmış.

— Benim de yiyeceğim var. İstersen birlikte yiyebiliriz.

Pofuduk şaşırmış.

— Gerçekten mi?

— Elbette. Paylaşınca yiyeceğimiz azalabilir ama mutluluğumuz çoğalır.

Pofuduk gülümsemiş.

İkisi yiyeceklerini paylaşarak güzel bir kahvaltı yapmış.

Tam o anda ormanın derinliklerinden ince bir çan sesi duyulmuş.

Çınnn!

Dilek Ağacı’nın dallarından birinde minicik bir yıldız meyvesi parlamış.

Bilge Puhu:

— İşte ilk sır bu. Gerçek zenginlik, sahip olduklarımızı yalnızca kendimize saklamak değil, gerektiğinde paylaşabilmektir.

Lina bunu hiç unutmamış.

İkinci Ders Sabretmenin Gücü

Bir süre sonra Lina, yolun kenarında küçük bir tohum bulmuş.

Tohumun üzerinde altın renkli harflerle:

“Beni büyütmek istiyorsan sabırlı ol.”

yazıyormuş.

Lina tohumu toprağa ekmiş ve üzerine biraz su dökmüş.

Sonra beklemiş.

Bir dakika…

İki dakika…

Beş dakika…

Hiçbir şey olmamış.

Lina:

— Neden hemen büyümüyor? diye sormuş.

Bilge Puhu gülümsemiş.

— Çünkü doğadaki güzel şeylerin çoğu zaman büyümek için zamana ihtiyacı vardır.

Lina her gün tohumu sulamış.

Birinci gün hiçbir şey olmamış.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir:  Uykucu Ayının Büyük Macerası

İkinci gün yine hiçbir şey olmamış.

Üçüncü gün toprağın üzerinde minicik yeşil bir filiz belirmiş.

Lina’nın gözleri sevinçle parlamış.

— Başardı!

Puhu:

— Hayır, Lina. Sen sabrettin. Tohum da kendi zamanında büyüdü.

Lina o gün önemli bir şey öğrenmiş:

Her güzel sonuç hemen ortaya çıkmaz. Sabır, emek verdiğimiz şeylerin büyümesine yardımcı olur.

Tam o sırada Dilek Ağacı’ndan ikinci bir yıldız meyvesi düşmüş.

Üçüncü Ders Ormanı Korumak

Lina ve Puhu yollarına devam ederken dere kenarında çöpler görmüşler.

Boş şişeler, kâğıtlar ve plastik parçaları suyun içine kadar sürüklenmiş.

Lina çok üzülmüş.

— Bunları buraya kim bırakmış?

Puhu:

— İnsanlar bazen doğanın kendilerine ait olduğunu unutuyorlar. Oysa orman, hayvanların, bitkilerin ve hepimizin ortak yuvasıdır.

Lina hemen kollarını sıvamış.

— O zaman temizleyelim!

Puhu, Pofuduk ve diğer hayvanlar da yardım etmiş.

Kuşlar küçük kâğıtları taşımış.

Tavşanlar hafif çöpleri toplamış.

Lina plastikleri ayrı, kâğıtları ayrı biriktirmiş.

Bir süre sonra dere yeniden tertemiz olmuş.

Suyun içindeki balıklar neşeyle yüzmeye başlamış.

Çiçekler başlarını kaldırmış.

Kuşlar yeniden şarkı söylemiş.

Ve Dilek Ağacı’nın dallarında birbiri ardına yıldızlar parlamaya başlamış.

Lina sevinçle:

— Orman iyileşiyor!

Bilge Puhu:

— Çünkü doğayı korumak yalnızca ağaçları korumak değildir. Suyu, toprağı, hayvanları ve havayı korumak da doğaya sahip çıkmaktır.

Dilek Ağacı

Sonunda Lina ve arkadaşları ormanın kalbine ulaşmış.

Karşılarında görkemli Dilek Ağacı duruyormuş.

Ancak ağacın en üst dalında hâlâ karanlık bir tomurcuk varmış.

Lina:

— Neden bu tomurcuk açılmıyor?

Puhu:

— Çünkü son dersini henüz öğrenmedin.

Lina düşünmüş.

Paylaşmayı öğrenmişti.

Sabretmeyi öğrenmişti.

Doğayı korumayı öğrenmişti.

Ama başka ne olabilirdi?

Tam o sırada Pofuduk ayağı takılıp yere düşmüş.

Lina hemen yanına koşmuş.

— İyi misin?

Pofuduk:

— Biraz canım acıdı.

Lina onun elinden tutup ayağa kaldırmış.

— Korkma. Yanındayım.

Puhu gülümsemiş.

— İşte son sır burada.

— Cesaret mi?

— Evet. Ama cesaret yalnızca korkmamak değildir. Korktuğumuz halde doğru olanı yapabilmektir.

Lina başını sallamış.

O anda Dilek Ağacı’nın en üstündeki karanlık tomurcuk açılmış.

İçinden gökyüzüne doğru binlerce ışık yükselmiş.

Ormanın tamamı aydınlanmış.

Ağaçlar parıldamış.

Çiçekler dans etmiş.

Kuşlar şarkı söylemiş.

Derenin suyu yıldızlar gibi ışıldamış.

Ve Dilek Ağacı, Lina’ya doğru altın renkli bir meyve uzatmış.

Lina meyveyi eline almış.

— Bununla ne dilemeliyim?

Bilge Puhu:

— Gerçek bir dilek, yalnızca kendimiz için istenmez.

Lina gözlerini kapatmış.

Bir süre düşünmüş.

Sonra:

— Diliyorum ki çocuklar doğayı sevsin, hayvanlara iyi davransın, paylaşmanın güzelliğini öğrensin ve sabırlı olmanın değerini hiç unutmasın.

demiş.

Altın meyve bir anda binlerce küçük ışığa dönüşmüş.

Işıklar ormanın üzerine yağmur gibi yağmış.

O günden sonra Sihirli Orman daha da güzelleşmiş.

Ama Lina’nın öğrendiği en önemli şey şuydu:

Asıl sihir, sihirli değneklerde ya da gizemli büyülerde değildi.

Asıl sihir; iyilik yapmakta, paylaşmakta, sabretmekte, doğayı korumakta ve ihtiyaç duyana yardım etmekteydi.

Lina köyüne döndüğünde Sihirli Orman’ı hiç unutmamış.

Her gün bir çiçeğe su vermiş.

Yere çöp atmaktan kaçınmış.

Arkadaşlarıyla oyuncaklarını paylaşmış.

Bir işi hemen başaramadığında sabretmiş.

Ve yardıma ihtiyacı olan birini gördüğünde elinden geleni yapmış.

Çünkü artık biliyormuş:

Dünyanın her yerinde küçük bir Sihirli Orman vardır.

Onu sihirli yapan ise bizim davranışlarımızdır.

Ve Lina’nın iyiliğiyle başlayan bu küçük hikâye, yıllar boyunca çocukların kalbinde yaşamaya devam etmiş.

Gökten üç yıldız düşmüş.

Biri paylaşmayı öğrenen çocuklara,

Biri doğayı koruyan çocuklara,

Biri de iyilik yapmaktan hiç vazgeçmeyen çocuklara…

Masal da burada bitmiş.

Ama Sihirli Orman’ın ışığı hâlâ yanmaya devam etmiş.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Benzer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz