Ana SayfaYaşa Göre5-6 Yaş MasallarıGökkuşağı Köprüsü Masalı

Gökkuşağı Köprüsü Masalı

Ela, Gökkuşağı Köprüsü’nde iyilik, sabır ve dostluğu keşfediyor.

Bir varmış, bir yokmuş…

Uzaklarda, dağların ardında Çiğ Damlası Vadisi adında yemyeşil bir vadi varmış. Bu vadide sabahları çiçekler güneşle uyanır, dereler şırıl şırıl akar, kuşlar ağaçların dallarında şarkılar söylermiş.

Vadinin tam ortasında ise kimsenin geçmeye cesaret edemediği eski bir köprü varmış.

Ama bu sıradan bir köprü değilmiş.

Köprü, yağmurdan sonra gökyüzünde beliren rengârenk bir ışığın içinden doğarmış. Kırmızıdan mora kadar uzanan yedi renk, gökyüzünde birleşir ve Gökkuşağı Köprüsü meydana gelirmiş.

Fakat köprünün bir sırrı varmış:

Gökkuşağı Köprüsü, yalnızca iyilik yapmayı bilen çocuklara görünürmüş.

Meraklı Ela

Çiğ Damlası Vadisi’nde Ela adında meraklı bir çocuk yaşarmış.

Ela’nın en sevdiği şey soru sormakmış.

“Karıncalar neden sıra hâlinde yürür?”

“Bulutlar neden beyaz?”

“Yağmur damlaları nereye gider?”

“Gökkuşağının sonunda gerçekten bir hazine var mı?”

Köydeki büyükler onun sorularına gülümsermiş.

Bir gün dedesi ona şöyle demiş:

“Merak, insanın içindeki küçük bir fenerdir Ela. Onu söndürmezsen, karanlıkta bile yolunu bulursun.”

Ela bu sözleri hiç unutmamış.

Yağmurdan Sonra

Bir ilkbahar sabahı vadinin üzerine koyu bulutlar toplanmış.

Önce ince ince yağmur yağmış.

Sonra yağmur hızlanmış.

Dereler kabarmış, yapraklar su damlalarıyla parlamış.

Ela, yağmurun dinmesini beklemek için penceresinin önüne oturmuş.

Bir süre sonra bulutların arasından güneş çıkmış.

Tam o anda…

Gökyüzünde daha önce hiç görmediği kadar parlak bir gökkuşağı belirmiş.

Ela gözlerine inanamamış.

Gökkuşağının iki ucu, vadinin karşılıklı tepelerine kadar uzanıyormuş.

Ve gökkuşağının ortasında, ışıl ışıl bir köprü duruyormuş!

Ela heyecanla dışarı çıkmış.

Köprüye yaklaştığında üzerinde küçük harflerle yazılmış bir cümle görmüş:

“Bir adım merakla, bir adım iyilikle atılır.”

Ela yazıyı okuyunca gülümsemiş.

“Demek ki bu köprünün bir sırrı var,” demiş.

Ve ilk adımını atmış.

Köprünün kırmızı bölümüne geldiğinde önünde küçük bir serçe belirmiş.

Serçenin kanadı bir dala takılmış.

Ela hemen yardım etmiş.

Serçe özgür kalınca kanatlarını çırpmış.

“Teşekkür ederim,” demiş.

Ela şaşırmış.

“Sen konuşabiliyor musun?”

Serçe gülmüş.

“İyilik gördüğünde bazı şeyler konuşmaya başlar.”

Sonra gökyüzüne doğru uçup gitmiş.

Köprünün kırmızı ışığı biraz daha parlamış.

Ela, ilk sırrı anlamış:

Yardım etmek, dünyayı biraz daha güzelleştirir.

Turuncu bölüme geldiğinde yolun üzerinde üç küçük taş görmüş.

Taşların üzerinde üç kelime yazıyormuş:

Sabır.

Dikkat.

Deneme.

Ela yürümeye çalışmış ama yol sürekli değişiyormuş.

Bir adım atıyor, yol uzuyormuş.

Bir adım daha atıyor, taşlar yer değiştiriyormuş.

Ela önce üzülmüş.

Sonra dedesinin sözünü hatırlamış:

“Bazı soruların cevabı hemen bulunmaz.”

Ela derin bir nefes almış.

Acele etmeden taşları incelemiş.

Sonunda doğru yolu bulmuş.

Turuncu ışık parlamış.

Ela ikinci sırrı öğrenmiş:

Sabır, zor şeyleri başarmamıza yardım eder.

Sarı bölümde küçük bir göl varmış.

Gölün üzerinde parlayan harfler yüzüyormuş.

Ela harfleri birleştirince şu cümleyi okumuş:

“Bilgi paylaşıldıkça çoğalır.”

Tam o sırada karşı kıyıda küçük bir tavşan belirmiş.

Tavşan, gölün karşısına nasıl geçeceğini bilmiyormuş.

Ela ona suyun üzerindeki taşları göstermiş.

“Şu taşlara dikkatlice basarsan karşıya geçebilirsin,” demiş.

Tavşan karşıya geçmiş.

“Sen bana yolu gösterdin. Ben de öğrendiklerimi başka tavşanlara anlatacağım.”

Ela gülümsemiş.

Sarı ışık gökyüzüne yükselmiş.

Öğrenmenin güzelliği, öğrendiğini paylaşınca daha da büyürmüş.

Yeşil bölüme geldiğinde Ela çok farklı bir manzarayla karşılaşmış.

Çiçeklerin bir kısmı susuz kalmış.

Küçük fidanların yaprakları aşağı doğru eğilmiş.

Ela hemen yakındaki pınardan su taşımaya başlamış.

Bir kova…

İki kova…

Üç kova…

Derken köprüdeki kelebekler ona yardım etmeye başlamış.

Kuşlar küçük yapraklarla su taşımış.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir:  Rüya Tohumu ve Sesleri

Tavşanlar toprağı gevşetmiş.

Herkes birlikte çalışınca bahçe yeniden canlanmış.

Çiçekler başlarını kaldırmış.

Fidanlar yapraklarını açmış.

Yeşil renk ışıl ışıl parlamış.

Ela artık biliyormuş:

Doğa bize yaşam verir; biz de doğaya iyi bakmalıyız.

Mavi bölümde Ela’nın karşısına büyük bir kapı çıkmış.

Kapının üzerinde şöyle yazıyormuş:

“Bildiğini değil, bilmediğini söylemekten korkma.”

Ela kapıya bakmış.

“Ben her şeyi bilmiyorum,” demiş.

Kapı açılmamış.

Ela biraz düşünmüş.

“Gökkuşağının nasıl oluştuğunu da tam olarak bilmiyorum.”

Kapı yine açılmamış.

Sonunda cesaretle:

“Bilmiyorum. Ama öğrenmek istiyorum,” demiş.

Kapı bir anda açılmış.

Mavi ışık etrafa yayılmış.

Ela önemli bir şey öğrenmiş:

“Bilmiyorum” demek ayıp değildir. Öğrenmeye açık olmak bir güçtür.

Lacivert bölümde köprünün yolu ikiye ayrılmış.

Bir yol kısa ama karanlıkmış.

Diğer yol daha uzun ama üzerinde küçük ışıklar varmış.

Ela kısa yolu seçmek üzereyken yerde bir tabela görmüş:

“Kolay olan her zaman doğru olan değildir.”

Ela biraz düşünmüş.

Sonra ışıklı yolu seçmiş.

Yol uzun sürmüş ama her adımında yeni bir şey öğrenmiş.

Bazen bir yıldızın nasıl parladığını görmüş.

Bazen çiçeklerin kokusunu fark etmiş.

Bazen de uzaktan gelen kuş seslerini dinlemiş.

Ela anlamış ki:

Bir hedefe ulaşmak kadar, o yolda öğrendiklerimiz de önemlidir.

Sonunda mor renge ulaşmış.

Burada köprünün sonunda büyük bir kapı duruyormuş.

Kapının üzerinde tek bir soru yazıyormuş:

“Gökkuşağının en değerli rengi hangisidir?”

Ela düşünmüş.

“Kırmızı mı?”

Hayır.

“Yeşil mi?”

Hayır.

“Mavi mi?”

Kapı yine açılmamış.

Ela bütün renkleri düşünmüş.

Sonra gülümsemiş.

“Hiçbiri tek başına en değerli değil,” demiş.

“Kırmızı olmadan gökkuşağı eksik olur. Yeşil olmadan eksik olur. Mavi, sarı, turuncu, lacivert ve mor olmadan da…”

Bir an durmuş.

Gökkuşağını güzel yapan, bütün renklerin birlikte olmasıdır.

Kapı açılmış.

Gökkuşağının Hazinesi

Ela kapının arkasında altınlar veya mücevherler bulmayı bekliyormuş.

Ama karşısında küçük, parlak bir ayna varmış.

Aynanın üzerinde şu sözler yazıyormuş:

“Aradığın hazine, öğrendiklerinin içinde.”

Ela aynaya bakmış.

Kendi yüzünü görmüş.

Ama artık yolculuğa başladığı zamanki Ela değilmiş.

Yardım etmeyi öğrenmiş.

Sabırlı olmayı öğrenmiş.

Bilgiyi paylaşmayı öğrenmiş.

Doğayı korumanın önemini anlamış.

Bilmediğini söylemekten korkmamayı öğrenmiş.

Ve en önemlisi…

Birlikte hareket eden insanların, tek başına olduğundan çok daha güçlü olabileceğini öğrenmiş.

Tam o sırada Gökkuşağı Köprüsü ışıkla dolmuş.

Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renkler gökyüzünde birbirine karışmış.

Ela gözlerini kapatmış.

Bir anda kendini yeniden köyünün girişinde bulmuş.

Gökkuşağı Köprüsü’nün Sırrı

O günden sonra Ela, Gökkuşağı Köprüsü’nü bir daha görmemiş.

Ama her yağmurdan sonra gökyüzünde bir gökkuşağı belirdiğinde yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmuş.

Çünkü artık biliyormuş:

Gökkuşağı yalnızca gökyüzünde değilmiş.

Bir arkadaşına yardım ettiğinde,

bir canlıyı koruduğunda,

sabırla bir şey öğrendiğinde,

bildiklerini paylaştığında,

hata yaptığında yeniden denediğinde

ve başkalarıyla el ele verdiğinde

insanın içinde de küçük bir gökkuşağı oluşurmuş.

Ve belki de bu yüzden, Çiğ Damlası Vadisi’nde yağmurdan sonra gökyüzü her zamankinden daha güzel görünürmüş.

Çünkü köydeki çocuklar artık gökkuşağına baktıklarında yalnızca renkleri değil, iyiliğin, bilginin, sabrın ve dayanışmanın renklerini de görürlermiş.

Gökkuşağı Köprüsü ise…

Kim bilir?

Belki bir gün senin karşına da çıkar.

Yeter ki merak etmeyi bırakma.

Yeter ki öğrenmeye devam et.

Ve en önemlisi…

Kalbindeki iyiliğin ışığını hiç söndürme.

Gökkuşağı Köprüsü’nün masalı da burada bitmiş.

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım gökyüzündeki rengârenk bulutlara.

Gökkuşağınız hep parlak olsun. 🌈

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Benzer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz