Bir varmış, bir yokmuş…
Uzaklarda, yemyeşil tepelerin arasında Mutlu Köy adında küçücük ama çok güzel bir köy varmış.
Bu köyün evlerinin pencerelerinde rengârenk çiçekler açar, dereler şırıl şırıl akar, sabahları kuşlar çocukların uyanması için şarkılar söylermiş.
Ama Mutlu Köy’ü asıl güzel yapan ne çiçekleriymiş ne de kuşları.
Köyün en değerli şeyi, insanların birbirlerine yardım etmeyi sevmesiymiş.
Köyde yaşayan çocuklardan biri de Efe‘ymiş.
Efe meraklı, neşeli ve soru sormayı çok seven bir çocukmuş. Bir şeyi anlamadığında hemen vazgeçmez, yeniden denermiş.
Bir sabah Efe, köy meydanına çıktığında garip bir şey fark etmiş.
Köyün ortasında bulunan büyük çeşmeden artık su akmıyormuş.
Efe şaşkınlıkla çeşmeye yaklaşmış.
— Neden su akmıyor? diye sormuş.
Köyün yaşlı çınarının altında oturan Nermin Nine gülümseyerek cevap vermiş:
— Bilmiyorum evlat. Belki de çeşmenin bizim yardımımıza ihtiyacı vardır.
Efe çeşmenin taşlarını incelemiş.
Sonra arkadaşları Elif ve Mert yanına gelmiş.
— Ne yapıyorsun? diye sormuş Elif.
— Çeşmenin neden çalışmadığını bulmaya çalışıyorum.
Mert hemen:
— O zaman birlikte arayalım! demiş.
Üç arkadaş önce çeşmenin çevresine bakmış.
Taşların arasında yapraklar, küçük dallar ve toprak birikmiş.
Efe:
— Belki suyun geçtiği yol tıkanmıştır, demiş.
Çocuklar elleriyle çevredeki yaprakları toplamaya başlamışlar.
Fakat biraz sonra Mert durmuş.
— Burada su yok. Bence boşuna uğraşıyoruz.
Efe:
— Bir şey hemen düzelmedi diye vazgeçmemeliyiz, demiş.
Elif de başını sallamış.
— Hem üç kişi olduğumuz için daha kolay yapabiliriz.
Tam o sırada köyün marangozu Hasan Usta yanlarına gelmiş.
Çocukların uğraştığını görünce:
— Yardıma ihtiyacınız var mı? diye sormuş.
— Evet! demiş çocuklar hep bir ağızdan.
Hasan Usta, çeşmenin arkasındaki eski su kanalını incelemiş.
— Sanırım sorun burada, demiş.
Kanalın önünde büyük bir taş varmış.
Taş tek kişinin kaldırabileceğinden çok daha ağırmış.
Mert:
— Bunu nasıl kaldıracağız?
Hasan Usta gülümsemiş.
— Bazen en güçlü kişi, en ağır yükü tek başına taşıyan kişi değildir. Başkalarıyla birlikte hareket eden kişidir.
Bunun üzerine köyden birkaç kişi daha gelmiş.
Kimi ip getirmiş.
Kimi kürek getirmiş.
Kimi de çocuklara su vermiş.
Herkes farklı bir iş yapmış.
Efe ipi tutmuş.
Elif taşın çevresindeki toprağı temizlemiş.
Mert diğer insanlara seslenmiş:
— Hazır mısınız?
Herkes:
— Hazırız!
— Bir, iki, üç!
Hep birlikte çekmişler.
Taş önce biraz kıpırdamış.
Sonra biraz daha…
Ve sonunda küt! diye yana devrilmiş.
Bir anda kanaldan incecik bir su sesi duyulmuş.
Şırıl…
Şırıl…
ŞIRIL!
Su yeniden akmaya başlamış.
Çeşmenin başına ulaşan su, güneşin altında pırıl pırıl parlıyormuş.
Köy meydanı alkışlarla dolmuş.
Nermin Nine çocuklara bakarak:
— İşte Mutlu Köy’ün sırrı bu, demiş.
Efe merakla sormuş:
— Çeşmenin sırrı mı?
Nermin Nine gülmüş.
— Hayır. Mutlu olmanın sırrı.
— Nedir? diye sormuş Elif.
Nermin Nine şöyle cevap vermiş:
— Bir insan yalnızca kendisini düşünürse küçük bir mutluluk bulabilir. Ama elinden geleni başkalarıyla paylaşırsa mutluluğu büyür.
Mert çeşmeden akan suya bakmış.
— Demek ki yardım etmek de mutluluğu çoğaltıyor.
— Aynen öyle, demiş Nermin Nine.
O günden sonra Mutlu Köy’de herkes küçük iyiliklere daha fazla dikkat etmeye başlamış.
Çocuklar yaşlıların alışveriş poşetlerini taşımış.
Komşular birbirlerinin bahçelerine yardım etmiş.
Köy okulunda öğrenciler öğrendikleri bilgileri arkadaşlarıyla paylaşmış.
Bir çocuk bir şeyi bilmiyorsa, diğeri ona öğretmiş.
Çünkü artık herkes şunu biliyormuş:
Bilgi paylaşıldıkça azalmaz.
İyilik paylaşıldıkça eksilmez.
Mutluluk paylaşıldıkça çoğalır.
Aradan günler geçmiş.
Bir akşam Efe, köy meydanındaki çeşmenin yanında otururken gökyüzüne bakmış.
Yıldızlar birer birer ortaya çıkıyormuş.
Elif yanına gelip:
— Sence Mutlu Köy neden gerçekten mutlu? diye sormuş.
Efe biraz düşünmüş.
Sonra gülümsemiş.
— Çünkü burada herkes, “Ben ne kazanacağım?” diye sormadan önce “Ben nasıl yardımcı olabilirim?” diye düşünüyor.
Elif:
— Bence sen de bugün çok şey öğrendin.
Efe gülerek:
— Evet. En önemlisini.
— Neymiş?
Efe çeşmeden akan suyu göstermiş.
— Birlikte yapılan küçük bir iyilik, kocaman bir mutluluğa dönüşebilir.
O gece Mutlu Köy’ün üzerinde ay ışığı parlamış.
Çeşme şırıl şırıl akmış.
Kuşlar ağaçlarda uyumuş.
Ve köyün bütün çocukları, ertesi gün yapabilecekleri güzel bir iyiliği düşünerek tatlı bir uykuya dalmış.
Gökten üç elma düşmüş.
Biri iyilik yapanlara,
biri öğrendiğini paylaşanlara,
biri de iyiliğin dünyayı değiştirebileceğine inanan bütün çocuklara…
Masal da burada bitmiş.
