Sabah güneşi, mahallenin dar sokaklarına yeni yeni ışıklarını düşürüyordu. Fırından taze ekmek kokuları geliyor, kaldırım kenarındaki ağaçlarda serçeler neşeyle ötüyordu. Sekiz yaşındaki Efe, annesiyle birlikte kahvaltı yaptıktan sonra okul çantasını hazırlıyordu.
Tam kapıdan çıkacakları sırada annesi ona seslendi:
“Efe, okuldan dönerken markete uğrayabilir misin? Birkaç şey almamız gerekiyor.”
Efe başını salladı.
“Tabii anne! Hem bugün hava da çok güzel. Yürüyerek giderim.”
Annesi gülümsedi, eline küçük bir alışveriş listesi tutuşturdu.
“Harika. Ama unutma, alışverişe giderken bez çantanı da yanına al. Hem daha kullanışlı hem de doğa için daha iyi.”
Efe, kapının yanındaki bez çantaya baktı. Sonra saate göz attı.
“Geç kalacağım!” diye mırıldandı ve aceleyle evden çıktı.
Bez çanta ise kapının arkasında öylece kaldı.
Okulda gün hızlıca geçti. Öğretmenleri o gün çevre kirliliği hakkında bir ders işlemişti. Öğretmen, tahtaya büyük harflerle şu cümleyi yazmıştı:
“Dünya, hepimizin ortak evidir.”
Ardından çocuklara şöyle sormuştu:
“Peki, sizce yaşadığımız çevreyi temiz tutmak kimin görevi?”
Sınıftan birçok ses yükselmişti.
“Belediyenin!”
“Temizlik görevlilerinin!”
“Bütün insanların!”
Öğretmen gülümseyerek son cevabı işaret etti.
“Evet çocuklar. Belediyeler ve temizlik görevlileri çevremizi korumak için çalışır. Ama bu, bizim sorumluluğumuz olmadığı anlamına gelmez. Yere çöp atmamak, gereksiz plastik kullanmamak ve gördüğümüz çevre sorunlarına karşı duyarlı olmak hepimizin görevidir.”
Efe, öğretmeninin sözlerini dikkatle dinlemişti. Hatta defterinin köşesine küçük bir ağaç çizip altına, “Dünyamı koruyacağım.” yazmıştı.
Fakat insan bazen bildiği bir şeyi, günlük hayatın telaşında unutabiliyordu.
Efe de okul çıkışında markete uğradığında bez çantasını evde bıraktığını hatırladı.
“Bir poşetten ne olacak ki?” diye düşündü.
Aldığı ekmeği, sütü ve birkaç meyveyi market poşetine koydurdu. Sonra eve doğru yürümeye başladı.
Mahallenin köşesine geldiğinde ansızın kuvvetli bir rüzgâr esti.
Efe’nin elindeki poşet bir anda havalandı.
“Eyvah! Poşetim!”
Efe hemen uzandı ama poşet parmaklarının arasından sıyrıldı. Önce kaldırımın üzerinde sürüklendi, ardından bir ağacın dallarına doğru yükseldi. Rüzgâr onu orada da bırakmadı; poşet yeniden havalanarak sokağın sonuna doğru uçtu.
Efe arkasından koştu.
“Dur! Geri gel!”
Ama poşetin onu dinlemeye hiç niyeti yoktu.
Poşet bir süre havada döndü, sonra yol kenarındaki çalılara takıldı. Efe tam ona ulaşmıştı ki yeni bir rüzgâr esti ve poşeti yeniden sürükledi. Bu kez poşet, kaldırımın kenarından geçip yağmur suyunun aktığı mazgalın yakınına düştü.
Efe poşete uzanırken bir ses duydu:
“Dikkat et evladım! Yolun ortasına çıkma.”
Seslenen, karşı kaldırımda yürüyen yaşlı bir adamdı. Efe durdu ve onun güvenli bir şekilde yanına gelmesini bekledi.
Adam poşeti işaret ederek konuştu:
“Rüzgârın eline düşen bir poşeti durdurmak kolay değildir. Bazen küçücük bir dikkatsizlik, hiç istemediğimiz sonuçlara yol açabilir.”
Efe başını eğdi.
“Ben sadece alışveriş yapmıştım. Poşeti bilerek bırakmadım.”
“Biliyorum,” dedi yaşlı adam yumuşak bir sesle. “Ama önemli olan yalnızca niyetimiz değil, yaptıklarımızın sonuçlarıdır. Şimdi gel, şu poşetin nereye gittiğine birlikte bakalım. Tabii önce güvenli bir yerden.”
İkisi kaldırımda ilerleyerek poşetin peşinden baktılar. Poşet, yol kenarındaki su birikintisine düşmüş ve akıntıyla birlikte mazgala doğru sürüklenmeye başlamıştı.
Efe endişelendi.
“Ya mazgalı tıkarsa?”
Yaşlı adam başını salladı.
“İşte o zaman yağmur suyu rahatça akamayabilir. Bir poşet küçücük görünebilir ama çevremize verdiği zarar hiç de küçük olmayabilir.”
Neyse ki poşet mazgala girmeden demir korkulukların yanında takılı kaldı. Adam, Efe’ye yerinden ayrılmamasını söyledi ve yakındaki bir dükkândan yardım istedi. Dükkân sahibi eldiven getirerek poşeti güvenli bir şekilde aldı. İçindeki alışveriş ürünleri zarar görmemişti.
Efe derin bir nefes aldı.
“Bir poşet yüzünden bu kadar şey olabileceğini düşünmemiştim.”
Yaşlı adam gülümsedi.
“İşte çevreyi korumak biraz da düşünmeyi gerektirir. Bir şeyi kullanmadan önce ona gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını, kullandıktan sonra da nereye gideceğini düşünmeliyiz.”
Efe bu sözleri aklının bir köşesine yazdı.
Eve döndüğünde annesi onu kapıda karşıladı.
“Hoş geldin Efe. Alışverişi yaptın mı?”
Efe poşeti masanın üzerine bıraktı ve başından geçenleri bir bir anlattı. Annesi onu dikkatle dinledi.
“Bazen hatalarımız bize önemli şeyler öğretir,” dedi. “Önemli olan, hatamızın farkına varıp bir daha aynı şeyi yapmamak için çabalamaktır.”
Efe hemen kapının arkasındaki bez çantayı aldı.
“Bundan sonra alışverişe giderken bunu yanıma alacağım. Bir de markette gereksiz poşet istemeyeceğim.”
Annesi oğlunun saçlarını okşadı.
“Çok güzel bir karar. Ama çevreyi korumak yalnızca poşet kullanmamakla bitmez. Suyu boşa akıtmamak, ışıkları gereksiz yere açık bırakmamak, atıkları doğru kutulara atmak ve doğadaki canlılara zarar vermemek de önemlidir.”
Efe heyecanla başını salladı.
“Okulda da öğretmenimiz bunları anlattı. Yarın arkadaşlarımla konuşacağım. Belki sınıfımızda bir çevre köşesi hazırlarız!”
Annesi gülümsedi.
“Bazen güzel bir değişim, bir kişinin küçük bir adımıyla başlar.”
Ertesi gün Efe okula erkenden gitti. Sınıf arkadaşlarına yaşadıklarını anlattı. Önce herkes dikkatle dinledi, ardından sorular sormaya başladı.
“Poşet gerçekten mazgala kadar mı gitti?” diye şaşırdı Zeynep.
“Peki, poşet denize ulaşsaydı ne olurdu?” diye sordu Mert.
Öğretmenleri konuşmaya katıldı.
“Plastik atıklar doğada uzun süre kalabilir. Rüzgârla ve sularla taşınarak parkları, dereleri ve denizleri kirletebilir. Bazı hayvanlar bu atıklar yüzünden zarar görebilir. Bu nedenle en iyi çözüm, mümkün olduğunda tek kullanımlık ürünlerden kaçınmak ve atıkları çevreye bırakmamaktır.”
Bunun üzerine sınıfça bir karar aldılar. Herkes evinden yeniden kullanılabilir bir çanta getirecek, teneffüslerde çevreye çöp atmamak konusunda birbirini nazikçe uyaracak ve okul bahçesinin temiz tutulmasına yardımcı olacaktı.
Öğretmenleri de sınıfın bir köşesine renkli bir pano hazırlamalarına izin verdi.
Panonun başlığı Efe’nin önerisiyle şöyle oldu:
“Küçük Adımlar, Temiz Bir Dünya!”
Çocuklar panoya resimler çizdi, kısa mesajlar yazdı ve çevreyi korumak için yapabilecekleri şeyleri sıraladı.
Efe ise panonun tam ortasına rüzgârda uçan bir poşet resmi çizdi. Poşetin yanına da şu cümleyi yazdı:
“Bir çöpün nereye gideceğini kontrol edemeyebiliriz ama onu doğaya bırakmamayı seçebiliriz.”
Öğretmen cümleyi okuyunca gururla gülümsedi.
“Efe, bugün yalnızca bir hikâye anlatmadın. Yaşadığın bir olaydan nasıl ders çıkarılabileceğini de gösterdin.”
Efe’nin yüzü mutlulukla aydınlandı.
Aradan birkaç hafta geçti.
Efe artık alışverişe giderken bez çantasını unutmuyordu. Arkadaşlarıyla parka gittiğinde çöplerini uygun kutulara atıyor, piknik yapan ailelerin bıraktığı atıkları ise bir yetişkinden yardım isteyerek topluyordu. Gereksiz yere akan muslukları fark ettiğinde kapatıyor, kullanmadığı odaların ışıklarını söndürüyordu.
Bir gün okuldan dönerken yine kuvvetli bir rüzgâr esti. Yerdeki kuru yapraklar havalandı, ağaç dalları sallandı ve kaldırımın kenarında küçük bir kâğıt parçası sürüklendi.
Efe kâğıda baktı. Sonra çevresine göz gezdirdi.
Bu kez ne yapacağını biliyordu.
Güvenli bir şekilde kâğıdı yerden aldı ve uygun atık kutusuna bıraktı. Ardından yoluna devam etti.
Gökyüzünde bulutlar ağır ağır ilerliyor, ağaçların yaprakları rüzgârla dans ediyordu. Efe, rüzgârın artık kendisine bir şey öğrettiğini hissediyordu.
Rüzgâr bazen yaprakları uçuruyor, bazen bulutları taşıyor, bazen de insanların geride bıraktığı atıkları hiç istemedikleri yerlere götürüyordu.
Ama doğayı korumak, rüzgârı durdurmakla değil, kendi davranışlarımızı değiştirmekle başlıyordu.
Efe eve yaklaşırken gülümsedi.
O gün elinden gelen her şeyi yapamayacağını biliyordu. Fakat yapabileceği küçük şeyleri ihmal etmemeyi öğrenmişti.
Ve artık çok iyi anlıyordu:
Dünyayı korumak için büyük bir kahraman olmaya gerek yoktu. Bazen bir bez çanta taşımak, bir çöpü doğru yere atmak ve çevremize karşı sorumlu davranmak bile güzel bir başlangıçtı.
O günden sonra Efe, rüzgâr her estiğinde gökyüzüne bakıp aynı şeyi hatırladı:
“Doğa bize ait değil; biz doğanın bir parçasıyız. Onu korumak da hepimizin görevi.”
