Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, gökyüzündeki bulutların pamuk şekerine benzediği, ağaçların rüzgârla fısıldaştığı, derelerin şarkılar söylediği uzak bir ülkede, Pofuduk Orman’ın kıyısında küçük bir cadı yaşarmış. Adı Mırmır’mış. Mırmır, mor sivri şapkası, yıldız desenli pelerini ve sürekli ters giydiği çoraplarıyla oldukça sevimli bir cadıymış. Üstelik dünyanın en sakar büyücüsü olmaya da adaymış. Bir gün çorbasını karıştırırken kepçeyi, ayakkabısını ararken şapkasını, şapkasını ararken de kendi kedisini buzdolabında bulurmuş. Neyse ki kedisi Zıpzıp, bu duruma alışmış ve her sabah, “Bugün acaba hangi eşyamız kaybolacak?” diye merakla uyanırmış.
Mırmır’ın en yakın arkadaşı, yüzlerce yıldır birlikte uçtuğu tahta süpürgesi Fırfır’mış. Fırfır sıradan bir süpürge değilmiş; ay ışığında parlar, yıldız tozuyla hızlanır, gökkuşağının üzerinden geçerken hafifçe gıdıklanırmış. Ancak Fırfır’ın da bir sorunu varmış: Sürekli çalışmaktan yorulmuş! Sabah pazara, öğlen komşuya, akşam büyücüler toplantısına gidiyor, gece de Mırmır’ı bulutların üzerinde gezdiriyormuş. Bir sabah, Fırfır birdenbire esnemiş, sapını yere dayamış ve “Yeter artık! Ben de dinlenmek istiyorum. Herkes tatile çıkıyor, bir ben mi çalışacağım?” diye söylenmiş.
Mırmır gözlerini kocaman açmış. “Ama sen bir süpürgesin! Süpürgeler tatile çıkmaz ki!” demiş. Fırfır öyle bir homurdanmış ki şöminenin içindeki odunlar bile korkudan çıtırdamayı bırakmış. “İşte bütün mesele bu! Benim de hayallerim var. Bir sahil kasabasına gidip deniz kabukları toplamak, hindistan cevizli kek yemek, biraz da hiçbir şey yapmadan yatmak istiyorum!” diye cevap vermiş. Sonra duvara asılı takvimden bir yaprak koparmış ve üzerine kocaman harflerle “TATİLDEYİM!” yazmış. Altına da bir not eklemiş: “Acil durumlarda lütfen kendi ayaklarınızı kullanınız.”
Mırmır önce gülmüş, sonra düşünmüş. “Peki, ben nasıl uçacağım?” diye sormuş. Fırfır omuz silker gibi sapını kaldırmış. “Bazen yürümek de güzeldir. Hem biraz hareket etmek sana iyi gelir!” Mırmır bu cevabı hiç beğenmemiş. Ona göre yürümek, ejderhaların bile tercih etmeyeceği kadar sıkıcı bir işmiş. Yine de arkadaşının dinlenmeye hakkı olduğunu anlamış. “Pekâlâ, sevgili Fırfır! Tatil senin en doğal hakkın. Ama lütfen dönüşte bana bir deniz kabuğu getir!” demiş. Fırfır sevinçle zıplamış, kapının önündeki minik valizini almış ve kendi kendine yürüyerek yola çıkmış. Evet, yanlış okumadınız: Yürüyerek! Çünkü uçmayı reddetmişti.
Uçan Süpürgesiz İlk Gün
Ertesi sabah Mırmır erkenden uyanmış. Penceresini açmış, derin bir nefes almış ve kendine güvenle, “Bugün bütün işlerimi tek başıma halledeceğim!” demiş. Önce kahvaltısını hazırlamaya karar vermiş. Sihirli tarif kitabını açıp “Bir tutam tarçın, iki kaşık bal, üç damla ay ışığı ve bir tutam neşe” yazan tarifi seçmiş. Fakat kitabın sayfaları birbirine yapışmış. Mırmır yanlışlıkla “Bir tutam tarçın” yerine bir çuval tarçın dökmüş. Sonuç mu? Koca mutfak tarçın bulutuna dönüşmüş! Hapşıran Mırmır, “Hapşu! Bu kahvaltıdan sonra burnum bile büyü yapabilecek!” diye bağırmış. Zıpzıp ise tarçınların arasından çıkıp, “Miyav! Biraz daha süt koyarsan belki yenebilir!” demiş.
Kahvaltıdan sonra Mırmır, komşusu Tavşan Tonton’a söz verdiği elmalı kurabiyeleri götürmek istemiş. Normalde bu yolculuk iki dakika sürermiş ama süpürgesiz yürüyünce yolun ne kadar uzun olduğunu fark etmiş. Yolda acele ederken bir çukura basmış, sepeti havaya fırlamış ve kurabiyeler birbiri ardına çalılıklara dağılmış. Tam ağlayacakken minik bir kirpi yanına gelmiş. “Üzülme Mırmır, birlikte toplarsak daha çabuk biter!” demiş. Ardından sincaplar, tavşanlar ve iki küçük kaplumbağa da yardıma koşmuş. Birkaç dakika içinde bütün kurabiyeler toplanmış. Mırmır sevinçle gülümsemiş. “Demek ki her işi tek başımıza yapmak zorunda değiliz. Yardımlaşınca zor işler bile kolaylaşıyor!” diye düşünmüş.
Tavşan Tonton, kurabiyeleri görünce kulaklarını sevinçle dikmiş. “Bunlar harika kokuyor! Nasıl yaptın?” diye sormuş. Mırmır bir an duraksamış. “Tarçınlı bir bulutun içinde yaptım diyebilirim!” diye cevap vermiş. Herkes kahkahalara boğulmuş. Kurabiyeleri çayırda paylaşmışlar. Mırmır, ikram ettiği kurabiyelerin arkadaşlarını mutlu ettiğini görünce içinin ısındığını hissetmiş. Üstelik gün boyunca ilk kez acele etmeden oturup kuşların sesini dinlemiş. Fırfır’ın tatil isteğini şimdi daha iyi anlıyormuş.
Ormandaki Büyük Karışıklık
Tam Mırmır yeni hayatına alışmaya başlamışken Pofuduk Orman’da tuhaf olaylar yaşanmaya başlamış. Bir sabah çiçeklerin yaprakları ters dönmüş, dere suyu köpüklü limonataya benzemiş, sincapların fındıkları zıplayarak ağaçlara kaçmış. Üstelik ormanın ortasındaki büyük çınar ağacı hapşırdıkça yapraklarını konfeti gibi etrafa saçıyormuş. Orman sakinleri telaşla Mırmır’ın kapısına koşmuş. “Mırmır, yardım et! Ormanımızın dengesi bozuldu!” diye seslenmişler. Mırmır hemen sihirli değneğini almış. “Merak etmeyin, bu işi çözeriz!” demiş ama içinden, “Ah Fırfır, şimdi burada olsaydın keşke!” diye geçirmiş.
Mırmır önce büyü kitabına bakmış. Sayfaları çevirmiş, eski tarifleri okumuş, hatta yanlışlıkla bir kurbağayı pembe bir şemsiyeye dönüştürmüş. Kurbağa şemsiyenin altında zıplarken, “En azından yağmur yağarsa hazırım!” diye vıraklamış. Mırmır gülmekten büyü kitabını düşürmüş. Sonra durup düşünmüş: Ormanda son günlerde ne değişmişti? Birden hatırlamış. Birkaç gün önce eski kulübesini temizlerken bulduğu gizemli tozları bahçeye dökmüştü. Tozların üzerinde “Dikkat! Sadece bahar temizliğinde kullanılmalıdır” yazıyormuş. Mırmır aceleyle okumadan döktüğü için sihirli tozlar toprağın içine karışmış ve ormandaki bitkilerin büyüsünü altüst etmişti.
“Sanırım hatayı ben yaptım,” diye itiraf etmiş Mırmır. Orman sakinleri sessizleşmiş. Mırmır başını öne eğmiş ama Tavşan Tonton yanına gelip, “Hata yapmak dünyanın sonu değil. Önemli olan hatanı kabul etmek ve düzeltmek için uğraşmak,” demiş. Bu sözler Mırmır’a cesaret vermiş. Hemen sihirli kitabındaki temizleme tarifini bulmuş. Ancak tarifte önemli bir malzeme eksikmiş: Bir avuç yıldız otu. Yıldız otu yalnızca Gümüş Tepe’de yetişiyormuş. Eskiden Mırmır oraya birkaç saniyede uçarmış ama şimdi süpürgesi tatildeymiş. Bir an kararsız kalmış, sonra ayakkabılarını bağlayıp yola koyulmuş.
Gümüş Tepe’ye Uzanan Yol
Mırmır yürümeye başladığında yolun ne kadar güzel olduğunu fark etmiş. Daha önce hep gökyüzünden geçtiği için çiçeklerin üzerindeki çiy damlalarını, taşların arasından çıkan minik mantarları ve dallardaki kuş yuvalarını hiç dikkatle incelememiş. Bir derenin kıyısında durup susamış bir arıya su vermiş. Biraz ileride, ayağı çamura saplanan minik bir kaplumbağaya yardım etmiş. Kaplumbağa teşekkür ederek, “İyilik yapmak bazen yolumuzu uzatır ama kalbimizi güzelleştirir,” demiş. Mırmır bu sözleri çok sevmiş ve aklının bir köşesine yazmış.
Gümüş Tepe’ye vardığında yıldız otlarını bulmuş ama karşısında kocaman bir sorun varmış: Otların bulunduğu bahçeyi dikenli sarmaşıklar kaplamış. Mırmır sihirli değneğini kaldırmış, tam bir büyü yapacakken duraksamış. Bu kez önce dikkatlice düşünmüş. “Her sorunu hemen büyüyle çözmek zorunda değilim. Bazen sakin kalmak ve doğru yolu bulmak yeterlidir,” demiş. Çantasından küçük bahçe makasını çıkarmış, sarmaşıkları dikkatle kenara çekmiş ve ihtiyacı kadar yıldız otu toplamış. Geri kalan bitkilere zarar vermemek için özen göstermiş.
Dönüş yolunda gökyüzü kararmış, rüzgâr hızlanmış. Mırmır yağmur başlamadan kulübesine ulaşmak istemiş ama çantası ağırlaşmış. Tam yorulup oturacakken ormandaki arkadaşları karşısına çıkmış. Kirpi, tavşanlar ve sincaplar onu aramaya gelmişler. “Seni yalnız bırakmayız!” diye bağırmışlar. Birlikte yürümüş, yıldız otlarını güvenle kulübeye taşımışlar. Mırmır o anda arkadaşlığın yalnızca güzel günlerde gülmek değil, zor zamanlarda birbirine destek olmak olduğunu anlamış.
Ormanı Kurtaran Kahkaha Büyüsü
Kulübeye vardıklarında Mırmır hemen kazanını hazırlamış. Tarifin ölçülerini bu kez dikkatlice okumuş, malzemeleri sırayla eklemiş ve büyüyü doğru sözcüklerle tamamlamış. Kazanın içinden önce mor bir duman yükselmiş, ardından minik yıldızlar havada dönmeye başlamış. Sonunda kocaman bir baloncuk patlamış ve ormanın üzerine altın renkli bir ışık yayılmış. Çiçekler yapraklarını düzeltmiş, dere yeniden berraklaşmış, fındıklar yuvalarına dönmüş. Çınar ağacı son bir kez hapşırmış ve Mırmır’ın şapkasına kocaman bir yaprak düşmüş. Herkes kahkahalara boğulmuş.
Orman sakinleri sevinçle dans ederken Mırmır bütün arkadaşlarına teşekkür etmiş. “Bugün bir sürü şey öğrendim. Önce, yaptığım hatayı kabul etmem gerektiğini anladım. Sonra yardımlaşmanın gücünü gördüm. Bir de acele etmeden düşünmenin ne kadar önemli olduğunu öğrendim,” demiş. Tavşan Tonton başını sallamış. “İşte gerçek sihir bu, Mırmır! Asıl büyü, yalnızca değneğinde değil; düşüncelerinde, davranışlarında ve kalbinde saklı,” diye cevap vermiş. Mırmır bu sözü duyunca gözleri parlamış.
Tam o sırada uzaktan tanıdık bir ses duyulmuş: “Ben geldim! Tatilim harikaydı ama valizime deniz kabuğu yerine üç hindistan cevizi, iki deniz yıldızı resmi ve yanlışlıkla bir yengeç koymuşum!” Fırfır, kulübenin önünde belirmiş. Gerçekten de arkasından minik bir yengeç yürüyormuş. Yengeç, “Ben de tatildeydim ama bavulumu karıştırmışım!” diye kıskaçlarını sallamış. Mırmır gülmekten iki büklüm olmuş. “Fırfır, sen yokken neler yaşadım, bir bilsen!” demiş ve bütün maceralarını anlatmış. Fırfır arkadaşını gururla dinlemiş. “Demek ki bensiz de pek çok şey yapabiliyormuşsun. Ama birlikte uçmak yine de çok eğlenceli!” diye cevap vermiş.
O günden sonra Mırmır ile Fırfır yeni bir kural koymuşlar: Her hafta bir gün dinlenme günü olacakmış. O gün Fırfır isterse bahçede güneşlenecek, Mırmır da yürüyüşe çıkıp arkadaşlarını ziyaret edecekmiş. Üstelik Mırmır artık büyü yapmadan önce tarifleri dikkatlice okuyacak, doğaya zarar vermemeye özen gösterecek ve bir sorunla karşılaştığında önce sakinleşip düşünecekmiş. Pofuduk Orman’da hayat yeniden neşeyle akmaya başlamış. Mırmır’ın kulübesinde kahkahalar, dostluğun sıcaklığı ve tarçın kokusu hiç eksik olmamış.
Ve gökten üç yıldız düşmüş: Biri hatasını kabul edenlere, biri arkadaşına yardım edenlere, biri de dinlenmenin ve sorumluluklarını paylaşmanın değerini bilen bütün çocuklara… Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Masalımız burada bitmiş ama Mırmır ile Fırfır’ın maceraları yıldızların altında devam etmiş.
