Bilge Baykuşun Öğüdü

Sabır, dostluk ve iyiliği öğreten eğitici bir çocuk masalı

Bir varmış, bir yokmuş… Uzak diyarların birinde, yemyeşil ağaçların gökyüzüne uzandığı, rengârenk çiçeklerin mis kokular saçtığı, derelerin neşeyle şırıldadığı büyülü bir orman varmış. Bu ormanda tavşanlar çimenlerde zıplar, sincaplar ağaç dallarında oyunlar oynar, kuşlar ise her sabah güneşe şarkılar söylermiş. Ormanın tam ortasında, dalları bulutlara değecek kadar yüksek, gövdesi kocaman yaşlı bir meşe ağacı yükselirmiş. İşte bu ağacın kovuğunda, bütün hayvanların bilgeliğine güvendiği Bilge Baykuş yaşarmış.

Bilge Baykuş, yalnızca yaşlı olduğu için değil, olaylara dikkatle baktığı, herkesi sabırla dinlediği ve karar vermeden önce düşündüğü için tanınırmış. Ormanda bir sorun çıktığında hayvanlar onun yanına gelir, dertlerini anlatırmış. Bilge Baykuş da kimseyi kırmadan, acele etmeden yol gösterirmiş. Ancak ormanda yaşayan küçük bir sincap varmış ki onun sabırla ve düşünerek hareket etmekle arası pek iyi değilmiş. Adı Fındık’mış. Fındık çok sevimli, hareketli ve meraklıymış ama bir şeyi hemen başaramadığında çabucak öfkelenir, başkalarının sözünü dinlemeden kendi bildiğini yaparmış.

Fındık’ın Büyük Hayali

Bir sonbahar sabahı Fındık, ormanın en yüksek tepesinde yetişen altın renkli fındık ağacını görmüş. Bu ağacın meyveleri öyle lezzetliymiş ki onları yiyen herkes kendini mutlu hissedermiş. Üstelik ağacın dalları, güneş ışığında altın gibi parıldarmış. Fındık, o ağacın en güzel fındığını bulup yuvasına götürmeye karar vermiş. Kendi kendine, “Ormandaki en becerikli sincap olduğumu herkese göstereceğim! En büyük fındığı ilk ben bulacağım,” demiş.

Fındık hiç vakit kaybetmeden yola koyulmuş. Önüne çıkan taşların üzerinden atlamış, dikenli çalıların arasından geçmiş ve dik yokuşları hızla tırmanmış. Fakat tepeye yaklaştıkça yol daralmış, dallar sıklaşmış ve ağaçların kökleri yürümeyi zorlaştırmış. Fındık birkaç kez tökezlemiş ama durup dinlenmek yerine daha da hızlanmış. Sonunda ayağı bir köke takılmış ve yere yuvarlanmış. Kalktığında patilerinin çamurla kaplandığını, kuyruğuna yaprakların dolandığını görmüş. Öfkeyle, “Bu yol neden bu kadar zor? Biraz daha hızlı koşarsam mutlaka başarırım!” diye söylenmiş.

Tam o sırada yakındaki bir dalın üzerinden yumuşak bir ses duyulmuş: “Bazen daha hızlı gitmek, bizi istediğimiz yere daha çabuk ulaştırmaz, küçük dostum.” Fındık başını kaldırmış. Karşısında, iri gözleriyle ona bakan Bilge Baykuş duruyormuş. Fındık biraz utanmış ama yine de kendinden emin görünmeye çalışmış. “Benim yardıma ihtiyacım yok! Yalnızca en güzel fındığı bulmak istiyorum,” demiş. Bilge Baykuş gülümsemiş ve “Öyleyse önce neyi aradığını değil, nasıl ilerlediğini düşünmelisin,” diye karşılık vermiş.

Bilge Baykuşun Üç Sorusu

Bilge Baykuş, Fındık’ı büyük meşe ağacının gölgesine davet etmiş. Ona üç soru soracağını söylemiş. Fındık sabırsızca kuyruğunu sallamış ve hemen cevap vermeye hazır olduğunu belirtmiş. Bilge Baykuş ilk sorusunu sormuş: “Bir tohumu toprağa ektiğinde, ertesi sabah kocaman bir ağaca dönüşmesini bekler misin?” Fındık düşünmeden, “Hayır, elbette! Ağacın büyümesi için zamana ihtiyacı var,” demiş. Bilge Baykuş başını sallamış. “Peki, sen bir şeyi öğrenmeye çalışırken neden hemen başarmayı bekliyorsun?”

Fındık bu soruya cevap verememiş. Daha önce hiç böyle düşünmemişmiş. Bilge Baykuş ikinci sorusunu sormuş: “Bir arkadaşın senden daha hızlı koşuyorsa bu, senin hiçbir zaman hızlı koşamayacağın anlamına gelir mi?” Fındık, “Hayır. Ben de çalışırsam daha iyi koşabilirim,” demiş. “Öyleyse neden kendini başkalarıyla yarıştırmak yerine kendi gelişimine odaklanmıyorsun?” diye sormuş baykuş. Fındık’ın kulakları hafifçe düşmüş. Ormandaki diğer sincaplardan daha başarılı olmak için kendini ne kadar yorduğunu ilk kez fark etmiş.

Son olarak Bilge Baykuş üçüncü sorusunu sormuş: “Bir arkadaşın sana yardım etmek istediğinde onu dinlemek, seni güçsüz mü yapar, yoksa daha mı güçlü?” Fındık bir süre sessiz kalmış. Sonra başını kaldırıp, “Sanırım daha güçlü yapar. Çünkü tek başıma göremediğim şeyleri arkadaşlarım fark edebilir,” demiş. Bilge Baykuş memnuniyetle gülümsemiş. “İşte bilgelik, her şeyi bilmek değildir. Bilgelik, bilmediğini fark etmek ve öğrenmeye açık olmaktır,” demiş.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir:  Tek Kanatlı Kuşun Şarkısı

Ormanın En Zor Sınavı

Ertesi sabah Fındık yeniden altın fındık ağacına doğru yola çıkmış. Bu kez koşmamış, çevresini dikkatle incelemiş ve her adımını düşünerek atmış. Yolun ortasında, küçük bir derenin önüne gelmiş. Daha önce buradan atlarken ıslanmış ve öfkelenmişti. Şimdi suyun akışını izlemiş, taşların yerini kontrol etmiş ve güvenli bir geçiş noktası bulmuş. Dereden geçmeyi başardığında yüzünde kocaman bir gülümseme belirmiş. İlk kez acele etmeden de istediği yere ulaşabileceğini anlamış.

Fakat tepeye vardığında beklenmedik bir durumla karşılaşmış. Şiddetli rüzgâr, ağacın altındaki kuru dalları dağıtmış ve küçük bir kuş yuvasını yere düşürmüş. Yuvanın içindeki yavru kuşlar korkuyla ötüyor, anneleri ise telaşla çevrelerinde uçuyormuş. Fındık önce altın fındık ağacına bakmış. Aradığı meyveler hemen birkaç dal yukarıdaymış. Sonra yerdeki yavru kuşları görmüş. Kendi kendine, “Yuvayı şimdi düzeltirsem en güzel fındığı bulmak için daha fazla beklemem gerekecek,” diye düşünmüş.

Bir an duraksamış. Sonra Bilge Baykuşun sözlerini hatırlamış. Gerçekten becerikli olmak, yalnızca kendi istediğini elde etmek miydi? Yoksa ihtiyaç duyan birine yardım edebilmek de becerinin bir parçası mıydı? Fındık kararını vermiş. “Önce yavru kuşlara yardım edeceğim. Fındıklar biraz daha bekleyebilir,” demiş.

Hemen çevresinden sağlam ince dallar toplamış. Ancak yuva, ağacın alçak bir dalına yeniden yerleştirilemeyecek kadar ağırmış. Bunun üzerine yakındaki karıncalardan ve küçük kuşlardan yardım istemiş. Birlikte kuru otları, yumuşak yaprakları ve ince dalları bir araya getirmişler. Fındık yuva için uygun bir yer bulmuş, kuşlar da malzemeleri taşımış. Bir süre sonra yuva yeniden güvenli bir dala yerleştirilmiş. Anne kuş yavrularının yanına konmuş ve sevinçle şarkı söylemeye başlamış.

Gerçek Zenginliğin Sırrı

Fındık, yardım ettiği için çok mutluymuş. Altın fındık ağacına döndüğünde en büyük meyvenin başka bir sincap tarafından alındığını görmüş. Eskiden olsa öfkelenir, kendini başarısız hisseder ve arkadaşını kıskanırmış. Bu kez derin bir nefes almış. Çünkü gün boyunca öğrendikleri, tek bir fındıktan çok daha değerliymiş. Ağacın altındaki meyveleri dikkatle incelemiş ve dallardan birine takılmış, olgunlaşmış güzel bir fındık bulmuş. Onu sevinçle alıp yuvasına götürmüş.

Akşam olduğunda Fındık, Bilge Baykuşun yanına giderek yaşadıklarını anlatmış. “Bugün en büyük fındığı bulamadım ama bir yuvayı kurtardım. Ayrıca acele etmeden de zor bir yolu geçebileceğimi öğrendim. Sanırım artık eskisi kadar sabırsız değilim,” demiş. Bilge Baykuş, “Bir gün içinde her şeyi değiştirmek zorunda değilsin, Fındık. Önemli olan, her gün biraz daha anlayışlı, sabırlı ve dikkatli olmaya çalışmandır. Gerçek başarı, yalnızca ne kazandığınla değil, bu yolda nasıl bir canlı olduğunla da ölçülür,” diye cevap vermiş.

Fındık, baykuşun sözlerini kalbine yerleştirmiş. O günden sonra bir işe başladığında önce düşünmüş, zorlandığında hemen vazgeçmek yerine yeniden denemiş ve arkadaşlarının fikirlerini dinlemeyi öğrenmiş. Birisi yardıma ihtiyaç duyduğunda da elinden geleni yapmış. Zamanla ormanın en hızlı sincabı olmamış belki ama en güvenilir, en anlayışlı ve en sevilen sincaplarından biri hâline gelmiş.

Yıllar geçmiş, küçük Fındık büyümüş ve genç sincaplara yol göstermeye başlamış. Bir gün aceleci bir yavru sincap yanına gelip, “Ben neden her şeyi hemen başaramıyorum?” diye sormuş. Fındık gülümseyerek onu büyük meşe ağacının yanına götürmüş. Yukarıda, dalların arasında huzurla dinlenen Bilge Baykuşu göstermiş ve şöyle demiş: “Çünkü bazı güzel şeyler zaman ister. Sabırlı ol, öğrenmekten korkma ve başkalarına yardım etmeyi unutma. Unutma ki en değerli hazineler bazen bir ağacın dalında değil, kalbimizin içinde saklıdır.”

O gece ormanda ay ışığı yaprakların üzerine gümüş gibi dökülmüş. Bilge Baykuş gözlerini kapatırken hafifçe gülümsemiş. Çünkü onun en büyük mutluluğu, bütün soruların cevabını bilmek değil, öğrendiklerini başkalarının da hayatını güzelleştirmek için kullanabildiğini görmekmiş. Ve ormandaki bütün canlılar, sabrın, dostluğun ve iyiliğin bir araya geldiğinde dünyayı nasıl güzelleştirdiğini hiç unutmamış.

Benzer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz