Masalı Dinlemek İçin Tıklayın.
Bir varmış, bir yokmuş… Uzaklarda, çiçeklerin usulca sallandığı, kuşların tatlı tatlı öttüğü küçük bir evde, Mina adında sevimli bir bebek yaşarmış.
Mina’nın yumuşacık yanakları, merakla bakan gözleri ve minicik elleri varmış. Güneş doğduğunda etrafını keşfetmeyi, annesinin sesini dinlemeyi ve rengârenk oyuncaklarına dokunmayı çok severmiş.
Ama Mina’nın en sevdiği şey, anneannesinin ona hediye ettiği yumuşacık battaniyeymiş.
Battaniyesi masmavi gökyüzü rengindeymiş. Üzerinde küçük sarı yıldızlar, beyaz bulutlar ve gülümseyen bir ay varmış.
Anneannesi battaniyeyi Mina’nın yanına koyarken kulağına tatlı bir sesle fısıldamış:
“Bu battaniye, sevgiyle dokundu. Her dokunuşunda sıcacık bir masal saklı.”
Mina battaniyesine bakmış.
Sonra minicik parmaklarını uzatmış.
Dokunmuş…
Yumuşacıkmış!
Bir daha dokunmuş.
Bu kez battaniyenin üzerindeki sarı yıldızlardan biri pırıl pırıl parlamış.
Pırıl… pırıl…
Mina gözlerini kocaman açmış.
“Agucuk!” demiş sevinçle.
Ve işte o anda, sihir başlamış.
Battaniyenin İlk Sihri Gülümseyen Ay
Mina battaniyesine uzanmış. Yıldızların arasında duran küçük ay, sanki ona gülümsüyormuş.
“Merhaba, Mina,” demiş ay, yumuşacık bir sesle. “Bugün birlikte gökyüzünü keşfetmeye ne dersin?”
Mina ayın sesini duymuş. Annesinin kucağında başını kaldırmış, gözleriyle etrafı izlemiş.
Battaniyenin üzerindeki bulutlar yavaşça süzülmeye başlamış.
Bir bulut sağa gitmiş.
Bir bulut sola gitmiş.
Ay usulca söylemiş:
“Bulutlar gider, bulutlar gelir.
Sevgi dolu kalpler hep gülümser.”
Mina annesinin sesini duymuş. Annesi de ona gülümsemiş.
Mina gülümsemiş.
Annesi yeniden gülümsemiş.
Ve odanın içi sıcacık bir mutlulukla dolmuş.
Çünkü Mina henüz bilmese de gülümsemeler, dünyadaki en güzel sihirlerden biriymiş.
Battaniyenin İkinci Sihri Zıpzıp Tavşan
Ertesi sabah Mina battaniyesinin üzerindeki beyaz tavşanı fark etmiş.
Tavşanın uzun kulakları, minicik burnu ve pamuk gibi kuyruğu varmış.
Birden tavşan kıpırdamış.
Hop!
Sonra bir kez daha…
Hop, hop!
“Merhaba, küçük Mina!” demiş tavşan. “Benimle tanışmak ister misin?”
Mina ellerini uzatmış.
Tavşan başını eğmiş.
“Benim kulaklarım uzun, burnum minicik. Peki, senin ellerin nerede?”
Mina ellerine bakmış.
İki minicik elini açmış, kapatmış.
Açmış…
Kapatmış…
Tavşan sevinçle zıplamış.
“İşte buldun! Ellerini keşfettin!”
Mina parmaklarını oynatırken annesi de ona eşlik etmiş.
“Minik eller açılır,
Minik eller kapanır.
Sevgiyle büyüyen bebek,
Dünyaya gülümser, canlanır.”
Mina annesinin sesini dinlemiş. Parmaklarını hareket ettirmiş, battaniyesinin renklerine bakmış.
Her yeni dokunuşta yeni bir şey keşfediyormuş.
Battaniye ona yalnızca masallar anlatmıyor, dünyayı tanımasına da yardım ediyormuş.
Battaniyenin Üçüncü Sihri Renkli Kelebek
Bir öğleden sonra Mina battaniyesinin köşesindeki rengârenk kelebeği görmüş.
Kelebeğin kanatları pembe, sarı ve maviymiş.
Birden kanatlarını açmış.
Fırrr… fırrr…
“Merhaba!” demiş kelebek. “Bugün renkleri arayalım mı?”
Mina kelebeği izlemiş.
Kelebek sarı bir çiçeğin üzerine konmuş.
“Sarı!” demiş.
Sonra mavi bir gökyüzünün önünden geçmiş.
“Mavi!”
Ardından pembe bir çiçeğin çevresinde dönmüş.
“Pembe!”
Mina renkleri henüz adlandıramıyormuş ama gözleriyle onları takip ediyormuş. Kelebeğin hareketlerini izliyor, annesinin sesine kulak veriyormuş.
Annesi de odadaki renkli oyuncakları göstererek konuşmuş:
“Bak Mina, sarı top!
Bak Mina, mavi kuş!”
Mina etrafına bakmış.
Dünya ne kadar renkliymiş!
Kelebek son kez kanatlarını çırpmış.
“Her gün yeni bir şey öğrenirsin, küçük Mina. Bazen bir renk, bazen bir ses, bazen de sevgi dolu bir gülümseme…”
Sonra battaniyenin üzerine konmuş ve sessizce dinlenmiş.
Battaniyenin Dördüncü Sihri Uyuyan Yıldız
Akşam olmuş.
Güneş, gökyüzüne turuncu ve pembe renkler bırakmış. Kuşlar yuvalarına dönmüş. Çiçekler yapraklarını kapatmış.
Mina da gün boyunca gördüğü renkleri, duyduğu sesleri ve tanıştığı dostları düşünür gibi sessizleşmiş.
Annesi onun yanına oturmuş ve yıldızlı battaniyeyi göstermiş.
“Bak Mina,” demiş. “Gökyüzünde bir yıldız parlıyor.”
Battaniyedeki yıldızlardan biri hafifçe ışıldamış.
Sonra bir diğeri…
Bir başkası…
Pırıl pırıl, usul usul…
Yıldızlar sanki Mina’ya iyi geceler diliyormuş.
Küçük ay gözlerini yavaşça kapatmış.
Tavşan kıvrılıp dinlenmiş.
Kelebek renkli kanatlarını toplamış.
Hepsi tatlı bir sessizliğe bürünmüş.
Battaniyenin içinden incecik bir ninni yükselmiş:
“Uyu Mina, minik kuş,
Gökyüzünde yıldız çok.
Ay ışığı pencerende,
Sevgi var hep kalbinde.
Uyu Mina, tatlı düş,
Gece sessiz, dünya hoş.
Annen yanında, evin sıcak,
Güzel rüyalar sana konacak.”
Mina annesinin şefkatli sesini dinlemiş.
Gözlerini kırpıştırmış.
Minicik elleri gevşemiş.
Annesi ona sevgiyle bakmış ve alnına bir öpücük kondurmuş.
O sırada battaniyenin üzerindeki ay son kez gülümsemiş.
“Unutma, küçük Mina,” diye fısıldamış. “Gerçek sihir, sevildiğini hissetmektir.”
Mina huzurla uykuya dalmış.
Yıldızlar parlamaya devam etmiş.
Ay gökyüzünü aydınlatmış.
Ve sihirli battaniye, yeni bir günün yeni keşiflerini beklemek üzere sessizce dinlenmiş.
Gökten üç yıldız düşmüş: Biri sevgiyi anlatanlara, biri minik kâşiflere, biri de sevgiyle büyüyen bütün bebeklere…
Güzel rüyalar, küçük Mina.
