Ana SayfaYaşa Göre5-6 Yaş MasallarıKeloğlan ve Altın Karpuz

Keloğlan ve Altın Karpuz

İyilik, dürüstlük ve paylaşmayı öğreten büyülü bir masal

Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yemyeşil tepelerin, gümüş gibi parlayan derelerin ve rengârenk çiçeklerle süslü ovaların arasında küçük bir köy varmış. Bu köyde annesiyle birlikte yaşayan, aklı kıvrak, yüreği temiz, yardımsever bir delikanlı olan Keloğlan yaşarmış. Keloğlan’ın ne altınları varmış ne de gösterişli kıyafetleri. Ama onun herkese yetecek kadar merhameti, bitmek bilmeyen bir merakı ve en zor zamanlarda bile gülümsemesini sağlayan kocaman bir yüreği varmış.

Keloğlan’ın annesi, geçimlerini sağlamak için küçük bahçelerinde sebze yetiştirirmiş. Her sabah erkenden kalkar, toprağı sular, yabani otları temizler ve güneşin doğuşuyla birlikte yeni bir güne umutla başlarmış. Keloğlan da annesine yardım edermiş. Ancak o yıl yağmurlar az yağmış, dereler kurumuş, tarlalardaki bitkiler susuzluktan boyunlarını bükmüş. Köy halkı, yaklaşan kış için yiyecek bulamamaktan korkuyormuş. Keloğlan ise annesinin üzgün yüzüne baktıkça bir çare bulması gerektiğini düşünüyormuş.

Bir sabah annesi, elindeki son ekmeği ikiye bölerek oğluna uzatmış. Keloğlan ekmeğini almış ama annesinin kendi payını daha küçük tuttuğunu fark etmiş. Hemen ekmeğinin yarısını annesine geri vermiş ve gülümseyerek, “Ana, ekmeğimizi paylaşınca soframız küçülmez, sevgimiz büyür. Birlikte olursak bu zor günleri de aşarız,” demiş. Annesi oğlunun başını okşamış. “Güzel yüreğin hiç solmasın evladım. Unutma, insanın gerçek zenginliği sahip oldukları değil, başkalarına verebildikleridir,” diye karşılık vermiş.

Ormanın içindeki gizemli tohum

O gün Keloğlan, köyün yakınındaki ormanda kuru dallar toplamak için yola çıkmış. Kuşların cıvıltıları arasında ilerlerken yaşlı bir çınar ağacının altında oturan, sırtında yeşil bir pelerin taşıyan ihtiyar bir kadın görmüş. Kadının önündeki sepet devrilmiş, içindeki küçük tohumlar toprağa saçılmış. Keloğlan hiç düşünmeden yanına koşmuş ve tohumları tek tek toplamaya başlamış.

İhtiyar kadın, Keloğlan’ın yardımını görünce sevinçle gülümsemiş. “Evlat, bugün bana kimse yardım etmedi. Sen ise karşılığında bir şey beklemeden el uzattın. Söyle bakalım, en çok neye ihtiyacın var?” diye sormuş. Keloğlan başını eğmiş. “Benim kendim için istediğim pek bir şey yok. Köyümüzde yağmur yağmıyor, annem üzülüyor, çocuklar aç kalıyor. Keşke herkese yetecek kadar yiyeceğimiz olsa,” demiş.

Kadın, sepetinin dibinden avucunun içine sığacak kadar küçük, altın renginde parlayan bir tohum çıkarmış. Tohumun üzerinde güneş ışığını andıran ince çizgiler varmış. “Bu, Altın Karpuz’un tohumudur,” demiş. “Onu sevgiyle ek, sabırla büyüt ve suyunu dikkatle ver. Fakat unutma, bu karpuzun gerçek sırrı altın kabuğunda değil, onu yetiştiren kişinin niyetindedir. Bencillik tohumun ışığını söndürür, iyilik ise onu çoğaltır.”

Keloğlan tohumu iki eliyle dikkatlice almış. Teşekkür etmek için başını kaldırdığında ihtiyar kadının ortadan kaybolduğunu görmüş. Çevresinde yalnızca hafifçe sallanan ağaçlar ve dalların arasından süzülen güneş ışıkları varmış. Keloğlan şaşırmış ama korkmamış. Tohumu cebine koyarak hemen evinin yolunu tutmuş. İçinde, uzun zamandır hissetmediği kadar güçlü bir umut filizlenmiş.

Altın karpuzun büyülü yolculuğu

Keloğlan eve varınca annesine ormanda yaşadıklarını anlatmış. Annesi önce şaşırmış, sonra oğlunun heyecanını görünce onunla birlikte bahçenin en güzel köşesini hazırlamış. Toprağı yumuşatmışlar, küçük bir çukur açmışlar ve altın tohumu özenle ekmişler. Ardından ellerindeki suyun bir kısmını tohuma vermişler. O günden sonra Keloğlan her sabah erkenden kalkmış, toprağın nemini kontrol etmiş ve minik filizin büyümesini sabırla beklemiş.

Aradan birkaç gün geçmiş. Bir sabah Keloğlan bahçeye çıktığında toprağın ortasında parlayan yeşil bir filiz görmüş. Filiz her gün biraz daha uzamış, yaprakları genişlemiş, dalları bahçenin dört bir yanına yayılmış. Çok geçmeden bitkinin üzerinde kocaman sarı çiçekler açmış. Köyde yaşayan çocuklar, bahçenin etrafında toplanıp bu olağanüstü bitkiyi hayranlıkla izlemeye başlamışlar. Keloğlan ise bitkinin çevresindeki toprağı koruyor, susuz kalmaması için elinden geleni yapıyormuş.

Bir sabah güneş doğarken yaprakların arasında kocaman bir karpuz belirmiş. Önce küçük bir elma kadarmış, sonra bir top kadar büyümüş. Günler geçtikçe büyümüş, büyümüş ve neredeyse bir tekerlek kadar olmuş. Kabuğu altın gibi parlıyor, üzerine düşen güneş ışıkları bahçeye sarı yıldızlar serpiyormuş. Köy halkı bu manzarayı görünce şaşkınlıktan ağızlarını açık bırakmış. Herkes, Keloğlan’ın bahçesindeki Altın Karpuz’u görmek için geliyormuş.

Haberi duyan köyün zengin tüccarı da bahçeye gelmiş. Altın Karpuz’u görünce gözleri parlamış. İçinden, “Bunu satarsam bir ömür boyunca çalışmama gerek kalmaz!” diye geçirmiş. Keloğlan’a yaklaşarak, “Sana bu karpuz için bir kese altın vereyim. Böylece annenle birlikte zengin olursun,” demiş. Keloğlan bir an düşünmüş. Annesinin yorgun ellerini, aç kalan çocukları ve susuzluktan kuruyan tarlaları hatırlamış. Sonra nazikçe cevap vermiş: “Altınlar güzel olabilir ama köyümüzde insanlar açken ben bu karpuzu yalnızca kendim için saklayamam.”

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir:  Denizden Gelen Prenses

Tüccar, Keloğlan’ın teklifini reddetmesine öfkelenmiş. Daha fazla altın önermiş, ardından onu korkutmaya çalışmış. Ancak Keloğlan kararından dönmemiş. “Bir şeyi değerli yapan, onu yalnızca kendine saklamak değil, doğru zamanda başkalarıyla paylaşmaktır,” demiş. Tüccar başını öfkeyle sallayarak oradan ayrılmış. Keloğlan ise Altın Karpuz’un ne zaman olgunlaşacağını merak ederek beklemeye devam etmiş.

Altın karpuzun içindeki büyük sır

Nihayet beklenen gün gelmiş. Altın Karpuz’un kabuğu güneşin altında öyle parlak görünüyormuş ki bahçedeki bütün çiçekler sanki ona doğru eğilmiş. Keloğlan annesini, komşularını ve köydeki çocukları çağırmış. Herkes karpuzun çevresinde toplanmış. Keloğlan eline küçük bir bıçak alarak karpuzu kesmiş. Tam o anda bahçeyi altın renkli, yumuşacık bir ışık kaplamış. Karpuzun içinden mis gibi tatlı bir koku yayılmış.

Fakat herkesin şaşkınlığı daha yeni başlıyormuş. Altın Karpuz’un içi altınla ya da mücevherlerle dolu değilmiş. İçinden birbirinden güzel, sulu, kırmızı karpuz dilimleri çıkmış. Üstelik karpuz kesildikçe içindeki dilimler hiç tükenmiyormuş. Herkes bir dilim alıyor, geriye yine paylaşılacak kadar karpuz kalıyormuş. Çocuklar sevinçle gülmüş, yaşlılar gözleri dolarak dua etmiş, anneler çocuklarına tatlı karpuz dilimleri uzatmış. Köyde uzun zamandır ilk kez böylesine neşeli bir kalabalık toplanmış.

Keloğlan, karpuzun dilimlerini herkese eşitçe dağıtmış. Önce yaşlılara, sonra küçük çocuklara ve yardıma ihtiyacı olan ailelere uzatmış. Kendi payını en sona bırakmış. Annesi oğluna bakıp gururla gülümsemiş. “Evladım, sen bu tohumu ekerken yalnızca toprağı sulamadın; sabrını, umudunu ve iyiliğini de büyüttün,” demiş. Keloğlan ise bir dilim karpuzu annesiyle paylaşarak, “Ana, galiba ihtiyar kadının sözlerini şimdi anladım. Altın Karpuz’un asıl hazinesi, hepimizin aynı sofrada buluşmasıymış,” diye cevap vermiş.

O sırada bahçenin kenarında yeşil pelerinli ihtiyar kadın yeniden belirmiş. Köylüler onu görünce şaşkınlıkla ayağa kalkmışlar. Kadın, Keloğlan’a yaklaşarak şöyle demiş: “Altın Karpuz yalnızca iyilikle büyümez, evlat. Onu büyüten sabır, onu koruyan emek, bereketini artıran ise paylaşımdır. Sen bunların hepsini kalbinde taşıdın.” Ardından elini kaldırmış. Gökyüzünde koyu bulutlar toplanmaya başlamış, rüzgâr hafifçe esmiş ve uzun zamandır beklenen yağmur damlaları toprağa düşmüş.

Yağmur, köyün susuz tarlalarını sulamış, ağaçların yapraklarını canlandırmış ve derelerin yeniden akmasını sağlamış. Köylüler sevinçle yağmurun altında dans etmişler. Tüccar da yaptığı bencilliği düşünerek Keloğlan’ın yanına gelmiş. Başını öne eğip, “Seni yalnızca zengin olmakla ilgilenen biri sandım. Oysa sen bana gerçek zenginliğin ne olduğunu gösterdin. Beni affeder misin?” diye sormuş. Keloğlan gülümsemiş ve elini uzatmış. “Herkes hata yapabilir. Önemli olan hatasını anlayıp daha iyisini yapmaya çalışmaktır,” demiş. Tüccar da bundan sonra köydeki ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye söz vermiş.

Keloğlan ve Altın Karpuz masalının öğüdü

O günden sonra köyde herkes birbirine daha çok yardım etmeye başlamış. Komşular tarlalarını birlikte ekmiş, hasatlarını paylaşmış, çocuklar ağaç dikmeyi ve doğayı korumayı öğrenmiş. Keloğlan’ın bahçesinde yetişen Altın Karpuz’un tohumu ise köydeki başka bahçelere de ekilmiş. Her bahçede altın bir karpuz yetişmese bile insanlar emek verdiklerinde, birbirlerine destek olduklarında ve ellerindekini paylaştıklarında bereketin çoğaldığını görmüşler.

Keloğlan da annesiyle birlikte yaşamaya devam etmiş. Ne zenginlik peşinde koşmuş ne de yaptığı iyiliklerle övünmüş. Çünkü artık biliyormuş ki gerçek mutluluk, yalnızca kendin için güzel bir hayat kurmak değil, başkalarının hayatını da güzelleştirebilmektir. Köyün çocukları her akşam onun evinin önünde toplanır, Altın Karpuz’un masalını dinler ve ertesi gün bir iyilik yapmak için birbirlerine söz verirlermiş.

Gökten üç altın elma düşmüş: Biri iyiliği kalbinde taşıyanlara, biri emeğin değerini bilenlere, biri de sahip olduklarını başkalarıyla paylaşanlara… Masalımız burada bitmiş, ama Keloğlan’ın öğrettiği iyilik hikâyesi çocukların kalbinde yaşamaya devam etmiş.

Benzer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz