Bir varmış, bir yokmuş… Uzak dağların ardında, yemyeşil ormanlarla çevrili küçük bir köyde Keloğlan adında meraklı, iyi kalpli ve yardımsever bir çocuk yaşarmış. Keloğlan’ın en büyük özelliği, başından geçen her olaydan bir ders çıkarmasıymış. Köyde herkes onu severmiş ama Keloğlan’ın annesi, onun bazen fazla meraklı olmasından endişelenirmiş. Bir sabah Keloğlan, köyün yaşlılarından birinin anlattığı gizemli bir hikâyeyi dinlemiş. Rivayete göre, ormanın hiç kimsenin kolayca ulaşamadığı bir köşesinde Sonsuzluk Çiçeği adında büyülü bir çiçek varmış. Bu çiçek, onu bulan kişinin dileğini hemen gerçekleştirmez; önce o kişinin gerçekten ne istediğini anlamasını sağlarmış.
Keloğlan bu hikâyeyi duyunca gözleri merakla parlamış. Yaşlı adam ona, “Sonsuzluk Çiçeği’ni arayan kişi, önce kendi kalbindeki yolu bulmalıdır.” demiş. Keloğlan bu sözlerin ne anlama geldiğini tam olarak anlayamamış ama yine de çiçeği bulmaya karar vermiş. Annesinden izin aldıktan sonra küçük heybesini hazırlamış, içine biraz ekmek, su ve birkaç elma koymuş. Annesi ona, “Oğlum, ormanda karşılaştığın her canlıya saygılı davran ve zor durumda olan birini görürsen yardım etmeyi unutma.” diye öğüt vermiş. Keloğlan da annesine sarılıp, “Merak etme anneciğim, iyilik yaptığım sürece yolumu kaybetmeyeceğim.” demiş.
Keloğlan ormanın derinliklerine doğru yürürken önce küçük bir dereyle karşılaşmış. Derenin kenarında kanadı incinmiş bir serçe çaresizce çırpınıyormuş. Keloğlan hemen yanına çömelmiş ve onu dikkatlice avuçlarının arasına almış. Serçenin kanadını temizleyip onu güvenli bir ağacın gölgesine bırakmış. Serçe, “İyiliğin karşılıksız kalmaz, Keloğlan.” diye cıvıldamış. Keloğlan şaşkınlıkla etrafına bakınmış ama konuşan başka kimseyi görememiş. Birkaç dakika sonra serçe yeniden uçmaya başlamış ve ormanın içlerine doğru süzülmüş. Keloğlan ise yoluna devam ederken ilk kez Sonsuzluk Çiçeği’nin yalnızca bulunacak bir çiçek olmadığını düşünmeye başlamış.
Bir süre sonra karşısına üç yol çıkmış. Birinci yol geniş ve aydınlıkmış, ikinci yol taşlı ve yorucuymuş, üçüncü yol ise dikenli çalılarla kaplıymış. Tam o sırada Keloğlan’ın kulağına ince bir ses gelmiş. Ses, “Kolay görünen her yol doğru yol değildir.” diyormuş. Keloğlan biraz düşünmüş ve en zor görünen yolu seçmiş. Çünkü annesinin ona her zaman, “Emek vermeden elde edilen şeylerin değerini anlamak zordur.” dediğini hatırlamış. Dikenleri dikkatlice aralayarak ilerlerken yolun sonunda yaşlı bir kaplumbağa görmüş. Kaplumbağa, yuvasına ulaşmak için büyük bir taşın etrafından geçemiyormuş. Keloğlan taşı kenara çekmiş ve kaplumbağanın yolunu açmış.
Kaplumbağa Keloğlan’a teşekkür etmiş ve ona eski bir harita vermiş. Haritanın üzerinde büyük bir ağaç, küçük bir göl ve yıldız şeklinde çizilmiş bir işaret bulunuyormuş. Kaplumbağa, “Bu harita seni çiçeğe götürebilir ama yalnızca sabırlı olursan.” demiş. Keloğlan haritayı dikkatlice inceleyerek yoluna devam etmiş. Öğle vakti olduğunda karnı acıkmış. Tam elmalarından birini yiyecekken karşısına aç bir tilki çıkmış. Tilkinin gözleri elmalara takılmış ama Keloğlan korkmamış. Elmasının yarısını tilkiye vermiş ve, “Paylaşırsak ikimizin de karnı doyar.” demiş. Tilki elmayı yerken başını eğmiş ve teşekkür etmiş.
Akşamüstü Keloğlan haritada gösterilen büyük ağaca ulaşmış. Ağacın gövdesinde küçük bir kapı varmış. Kapının üzerinde, “Sabır, iyilik ve bilgiyle açılır.” yazıyormuş. Keloğlan önce kapıyı itmiş ama kapı açılmamış. Sonra yazıyı yeniden okumuş ve düşünmeye başlamış. Gün boyunca yardım ettiği serçeyi, kaplumbağayı ve tilkiyi hatırlamış. Ardından haritayı dikkatle incelemiş. Haritanın köşesinde küçücük bir bilmece olduğunu fark etmiş: “Beni paylaşırsan çoğalırım, saklarsan azalırım. Ben neyim?” Keloğlan cevabı hemen bulamamış. Uzun süre düşündükten sonra, “Bilgi!” diye seslenmiş. O anda küçük kapı yavaşça açılmış.
Kapının ardında ışıl ışıl bir bahçe varmış. Bahçenin ortasında, yaprakları ay ışığı gibi parlayan muhteşem bir çiçek duruyormuş. Çiçeğin üzerinde her renkten küçük ışıklar dans ediyormuş. Keloğlan hayranlıkla yaklaşmış. “Demek Sonsuzluk Çiçeği sensin.” demiş. Çiçek hafifçe sallanmış ve etrafa tatlı bir koku yayılmış. Sonra bahçenin içinden gizemli bir ses yükselmiş: “Beni bulmak için çok yol geldin. Şimdi dileğini söyle.” Keloğlan gözlerini kapatıp düşünmüş. Aklına zengin olmak, büyük bir sarayda yaşamak veya hiç yorulmamak gibi birçok dilek gelmiş. Fakat sonra annesini, köyünü ve yol boyunca karşılaştığı canlıları hatırlamış.
Keloğlan gözlerini açıp, “Benim dileğim, köyümdeki insanların ve ormandaki canlıların birbirlerine daha çok yardım etmesi. İnsanlar doğayı korusun, çocuklar bilgiye değer versin ve kimse sahip olduklarını paylaşmaktan korkmasın.” demiş. Sonsuzluk Çiçeği bir anda binlerce ışığa dönüşmüş. Çiçekten yayılan ışık ormanın üzerinden geçerek köye kadar ulaşmış. Ertesi sabah köylüler uyandıklarında dere kenarında yeni fidanların büyüdüğünü, kuruyan çeşmenin yeniden aktığını ve köyün her yerinde rengârenk çiçeklerin açtığını görmüşler. Ancak en büyük değişiklik insanların davranışlarında olmuş. Komşular birbirine yardım etmeye, çocuklar kitaplarını paylaşmaya ve herkes ormandaki canlıları korumaya başlamış.
Keloğlan köye döndüğünde annesi onu kapıda karşılamış. Annesi, “Söyle bakalım oğlum, Sonsuzluk Çiçeği sana ne verdi?” diye sormuş. Keloğlan gülümseyerek, “Bana sihirli bir hazine vermedi anneciğim. Daha değerli bir şey öğretti: İyilik paylaşıldıkça büyür, bilgi paylaşıldıkça çoğalır ve sabırla atılan küçük adımlar büyük değişiklikler yaratır.” demiş. Annesi oğlunun başını okşamış ve gururla gülümsemiş. O günden sonra Keloğlan, köydeki çocuklara yaşadığı macerayı anlatmış. Fakat onlara çiçeğin yerini hiçbir zaman söylememiş. Çünkü Sonsuzluk Çiçeği’nin sırrını anlamıştı: Asıl sonsuzluk, bir çiçeğin yapraklarında değil; iyiliğin, bilginin ve güzel davranışların insanlar arasında nesilden nesile aktarılmasındaydı.
Ve derler ki Keloğlan’ın köyünde o günden sonra hiçbir çocuk, “Ben tek başıma ne yapabilirim ki?” diye düşünmemiş. Çünkü herkes küçük bir iyiliğin bile dünyayı değiştirebileceğini öğrenmiş. Kimi bir ağacı sulamış, kimi yaşlı bir komşusuna yardım etmiş, kimi bildiği bir şeyi arkadaşına öğretmiş. Böylece Sonsuzluk Çiçeği hiç solmamış; çünkü onun gerçek kökü insanların kalbinde, gerçek suyu ise iyilik ve sevgideymiş. Gökten üç elma düşmüş: Biri bu masalı dinleyen çocuğa, biri öğrendiğini başkalarıyla paylaşana, biri de dünyayı güzelleştirmek için küçücük de olsa güzel bir adım atana… Masal da burada bitmiş, iyilik ise sonsuza kadar sürmüş.
