Ana SayfaYaşa Göre5-6 Yaş MasallarıDülger Kızı ve Ormanın Ahşap Kalbi

Dülger Kızı ve Ormanın Ahşap Kalbi

Dülger Kızı ile sabır, iyilik, yardımlaşma ve doğa sevgisini keşfedin.

Uzaklarda, dağların ardında, sabahları kuşların şarkısıyla uyanan yemyeşil bir orman varmış. Bu ormanın kıyısında, ahşap evlerin ve çiçeklerle süslü küçük bahçelerin bulunduğu bir köy yaşarmış. Köyde herkes birbirine yardım eder, büyükler bildiklerini çocuklara öğretirmiş. Fakat köyün en dikkat çekici çocuğu, tahtaya şekil vermeyi, kırılan eşyaları onarmayı ve ağaçların kokusunu dinlemeyi seven küçük bir kızmış. Adı Elif olan bu kız, babasından öğrendiği marangozluk sanatına büyük bir merak duyduğu için köyde ona sevgiyle Dülger Kızı derlermiş.

Dülger Kızı’nın babası, elleri nasırlı, sabırlı ve iyi kalpli bir dülgermiş. Küçük atölyesinde masa, sandalye, oyuncak araba ve kuş yuvaları yapar; her yaptığı işe özen gösterirmiş. Elif de boş zamanlarında babasının yanında oturur, tahta parçalarını inceler, hangi ağacın nasıl koktuğunu öğrenir ve aletlerin ne işe yaradığını sorarmış. Babası bir gün ona, “Güzel bir şey yapmak yalnızca elini kullanmakla olmaz kızım; önce dikkat etmeyi, sonra sabretmeyi öğrenmelisin,” demiş. Elif bu sözleri aklının bir köşesine yazmış, çünkü babasının söylediği her cümlenin içinde küçük bir hayat dersi olduğunu düşünürmüş.

Bir sonbahar sabahı Dülger Kızı, ormanda yürürken daha önce hiç duymadığı bir ses işitmiş. Sanki ağaçların arasından hafif bir tıkırtı geliyormuş. Merakla sesin peşinden giden Elif, yosunlarla kaplı yaşlı bir meşe ağacının altında küçük, ahşap bir kutu bulmuş. Kutunun kapağında yaprak şeklinde bir işaret varmış. Elif kutuyu hemen açmak yerine önce etrafına bakmış, sonra ağaca zarar vermeden kutuyu yerden almış. Kutunun içinden minicik bir tahta anahtar ve üzerinde “Kalbi ahşapta değil, iyilikte ara.” yazan eski bir not çıkmış.

Elif notu okuyunca şaşırmış. Bu gizemli anahtar acaba neyin anahtarıymış? Köye dönüp babasına sormak istemiş ama merakı ağır basmış. Ormanda biraz daha ilerlemeye karar vermiş. Bir süre sonra yolun kenarında kanadı incinmiş küçük bir serçe görmüş. Serçe korkuyla titriyormuş. Dülger Kızı onu incitmeden ellerinin arasına almış, sakin bir yere götürmüş ve yakındaki pınardan su vermiş. Serçe biraz dinlenince kanatlarını hareket ettirmiş. Tam o sırada Elif’in cebindeki tahta anahtar hafifçe parlamış.

Dülger Kızı bunun sıradan bir anahtar olmadığını anlamış. Ancak anahtarın sırrını çözmek için daha dikkatli olması gerektiğini düşünmüş. Ormanda yürümeye devam ederken karşısına yaşlı bir kaplumbağa çıkmış. Kaplumbağa, yıllardır kullandığı küçük köprünün yağmurdan zarar gördüğünü ve yuvasına ulaşmakta zorlandığını anlatmış. Elif hemen yardım etmek istemiş ama babasının sözünü hatırlamış: “Önce dikkat et, sonra sabret.” Köprüyü aceleyle onarmak yerine sağlam dalları seçmiş, uygun ölçülerde küçük parçalar hazırlamış ve onları dikkatlice birleştirmiş. İşini bitirdiğinde kaplumbağa güvenle karşıya geçmiş.

O anda ormanda tatlı bir rüzgâr esmiş. Ağaçların yaprakları aynı anda hışırdamaya başlamış. Meşe ağacının gövdesinden altın renkli bir ışık yükselmiş ve ışığın içinden yaşlı bir orman perisi belirmiş. Perinin saçları sonbahar yaprakları kadar renkli, gözleri ise berrak bir pınar kadar parlakmış. Peri, Dülger Kızı’na gülümseyerek, “Sen aradığın şeyi bir sandıkta değil, yaptığın iyiliklerde buldun,” demiş. Elif şaşkınlıkla cebindeki anahtara bakmış. Peri ona, bu anahtarın yalnızca iyilik yapan ve öğrendiklerini başkalarıyla paylaşan çocukların elinde ışık verdiğini anlatmış.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir:  Tom’un Kırık Kuyruğu

Elif, “Peki bu anahtar neyi açıyor?” diye sormuş. Orman perisi gülümseyerek onu yaşlı meşenin arkasındaki sarmaşıklarla kaplı küçük bir kapıya götürmüş. Elif tahta anahtarı kapının kilidine yerleştirdiğinde kapı sessizce açılmış. İçeride birbirinden güzel tahta oyuncaklar, küçük kitaplar, renkli kalemler ve ahşap yapım araçları bulunan gizli bir oda varmış. Odanın ortasında ise üzerinde “Öğrenen eller, paylaşan kalpler” yazan büyük bir sandık duruyormuş.

Peri, bu odanın uzun yıllar önce köy çocuklarının öğrenmesi için yapıldığını anlatmış. Fakat zaman içinde oda unutulmuş, çocuklar da oraya giden yolu kaybetmiş. Elif bu eski öğrenme yuvasını yeniden canlandırmaya karar vermiş. Köye döndüğünde yaşadıklarını babasına ve diğer köylülere anlatmış. Babası onun cesaretine değil, asıl sabırlı davranıp canlılara yardım etmesine sevinmiş. Ertesi gün köydeki çocuklarla birlikte ormana gitmişler ve gizli odayı temizlemeye başlamışlar.

Çocuklar birlikte çalışırken herkes farklı bir becerisini ortaya koymuş. Kimi kitapları düzenlemiş, kimi kırılmış oyuncakları onarmış, kimi de kuşlar için küçük yuvalar yapmış. Dülger Kızı onlara tahtayı ölçmeyi ve güvenli şekilde çalışmayı öğretmiş. Bir çocuk yaptığı ilk kuş yuvasını beğenmeyince üzülmüş. Elif ona, “Bir şeyi ilk denemede mükemmel yapamamak başarısızlık değildir; yeniden denemek öğrenmenin bir parçasıdır,” demiş. Çocuk yeniden başlamış ve bu kez yuvasını daha sağlam yapmış.

Günler geçtikçe ormandaki küçük oda köyün en sevilen öğrenme yerine dönüşmüş. Çocuklar burada kitap okuyor, doğayı gözlemliyor, eski eşyaları onarıyor ve birbirlerinden yeni şeyler öğreniyorlarmış. Kimse yaptığı işin büyüklüğüyle övünmüyor, herkes elinden geldiğince yardım ediyormuş. Çünkü Dülger Kızı onlara önemli bir şey öğretmiş: Bir ağacı büyüten nasıl yağmur, güneş ve topraksa, insanı geliştiren de merak, emek, sabır ve iyilikmiş.

Bir akşamüstü Dülger Kızı yaşlı meşenin yanına yeniden gitmiş. Tahta anahtarı cebinden çıkardığında artık ışık saçmadığını fark etmiş. Bunun üzerine biraz üzülmüş. Tam geri dönecekken ağacın dalları hafifçe sallanmış ve yaprakların arasından orman perisinin sesi duyulmuş: “Anahtarın ışığa ihtiyacı kalmadı Elif. Çünkü artık kapıyı açan anahtar değil, senin güzel kalbin.” Elif gülümsemiş. O günden sonra elindeki her tahtaya yalnızca şekil vermemiş; yaptığı her işin birine fayda sağlamasına dikkat etmiş.

Yıllar sonra köyde herkes onu hâlâ Dülger Kızı diye anmış. Fakat Elif’in en büyük başarısı yaptığı güzel masalar, oyuncaklar ya da kuş yuvaları değilmiş. Onun en değerli eseri, çocuklara emek vermeyi, sabırlı olmayı, doğayı korumayı, yardımlaşmayı ve öğrendiklerini paylaşmayı öğretmesiymiş. Yaşlı meşe ağacı ise her bahar yeni yapraklar açarak köy çocuklarına aynı sırrı fısıldarmış: Gerçek sihir, insanın sahip olduğu şeylerde değil; iyilik yapmak için kullandığı ellerde ve öğrenmeye açık olan kalbindedir.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
Benzer Masallar

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz