Uzaklarda, yemyeşil bambu ağaçlarının arasında sevimli bir panda ailesi yaşardı. Ailenin en küçük üyesi Minik Panda’ydı. Minik Panda’nın yuvarlak kulakları, pofuduk yanakları ve merakla parlayan gözleri vardı. Sabahları annesiyle birlikte uyanır, bambuların arasındaki küçük patikada yürür ve kuşların neşeli seslerini dinlerdi. Fakat o sabah diğer sabahlardan farklıydı. Çünkü Minik Panda artık anaokuluna başlayacaktı.
Minik Panda yatağından kalkınca biraz heyecanlandı. Annesi onun minik çantasını hazırlamıştı. Çantanın içinde su şişesi, küçük bir mendil ve en sevdiği oyuncak ayıcık vardı. Minik Panda çantasına bakıp, “Acaba anaokulunda beni neler bekliyor?” diye düşündü. Annesi onun yanına oturup gülümsedi ve “Yeni bir yere gitmek bazen insanı heyecanlandırabilir. Ama sen merak ettiğin her şeyi yavaş yavaş öğrenebilirsin,” dedi.
Minik Panda annesinin elini tuttu. Birlikte bambu ormanının içinden geçerek rengârenk çiçeklerin bulunduğu küçük bir okula geldiler. Anaokulunun kapısında güneş şeklinde sarı bir tabela vardı. Pencerelerden kahkahalar, şarkılar ve oyun sesleri geliyordu. Minik Panda kapının önünde durdu. Kalbi biraz hızlı atıyordu. Annesi elini sıcacık tuttu ve “Ben seni almaya geleceğim. Sen burada güzel vakit geçirirken ben de seni düşüneceğim,” dedi.
Minik Panda sınıfa girdiğinde öğretmeni Gül Abla onu karşıladı. Gül Abla’nın sesi yumuşacık ve neşeliydi. “Hoş geldin Minik Panda. Seni görmek çok güzel,” dedi. Minik Panda önce annesinin arkasına saklandı. Sonra başını yavaşça kaldırıp sınıfa baktı. Sınıfta tavşan, sincap, kirpi ve küçük bir kaplumbağa vardı. Hepsi renkli oyuncaklarla oynuyordu.
Minik Panda’nın yanına küçük bir tavşan geldi. Tavşanın adı Pofuduk’tu. Pofuduk gülümseyerek, “Benimle oyuncak bloklardan bir ev yapmak ister misin?” diye sordu. Minik Panda önce sessiz kaldı. Sonra küçük bir blok aldı ve Pofuduk’un yanına oturdu. Birlikte kırmızı, sarı ve mavi blokları üst üste koymaya başladılar. Minik Panda’nın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
Bir süre sonra Gül Abla çocukları oyun saatine çağırdı. Çocuklar birlikte yuvarlak bir halıya oturdular. Gül Abla eline küçük bir top aldı ve “Bu top kimin eline gelirse adını söyleyebilir,” dedi. Top önce Pofuduk’a, sonra Sincap Fındık’a gitti. Sıra Minik Panda’ya geldiğinde biraz utandı. Gül Abla ona gülümseyerek, “Acele etmene gerek yok. Hazır olduğunda adını söyleyebilirsin,” dedi. Minik Panda derin bir nefes aldı ve “Ben Minik Panda,” dedi. Arkadaşları alkışladı.
Öğleye doğru çocuklar birlikte meyve yediler. Minik Panda muzunu yerken Pofuduk ona elma uzattı. “İstersen elmanın bir parçasını seninle paylaşabilirim,” dedi. Minik Panda teşekkür ederek elmayı aldı. O sırada Fındık da yanlarına geldi. Üç arkadaş birlikte oturup meyvelerini yediler. Minik Panda paylaşmanın ne kadar güzel olduğunu öğrendi.
Sonra sınıfta müzik başladı. Gül Abla neşeli bir şarkı açtı. Çocuklar ellerini çırptı, zıpladı ve dans etti. Minik Panda önce onları izledi. Sonra küçük ayaklarını hareket ettirmeye başladı. Bir sağa, bir sola döndü. Pofuduk onunla birlikte dans etti. Minik Panda artık sınıfta kendini daha rahat hissediyordu.
Bir süre sonra Minik Panda annesini hatırladı. İçinde küçük bir özlem oluştu. Gül Abla bunu fark etti ve yanına oturdu. “Anneni özlemen çok normal. Sevdiğimiz insanları özleyebiliriz. Annen seni almaya gelecek,” dedi. Minik Panda başını salladı. Gül Abla, “İstersen annene kavuşana kadar birlikte güzel bir resim yapabiliriz,” diye ekledi. Minik Panda bunu duyunca sevindi.
Minik Panda bir kâğıt aldı. Önce büyük bir güneş çizdi. Sonra bambu ağaçları, renkli çiçekler ve üç küçük panda çizdi. Resmin yanına da küçük bir okul çizdi. Gül Abla resme bakıp, “Bugün burada neler yaptığını resminle anlatmışsın,” dedi. Minik Panda gururla gülümsedi.
Derken okulun kapısı açıldı. Minik Panda’nın annesi gelmişti. Minik Panda annesini görünce koşarak ona sarıldı. Annesi de onu sımsıkı kucakladı. “İlk günün nasıl geçti?” diye sordu. Minik Panda gözlerini parlatıp, “Önce biraz korktum. Sonra Pofuduk ile oyun oynadım, arkadaşlarımla dans ettim ve resim yaptım,” dedi. Annesi onun başını okşayarak, “Seninle gurur duyuyorum,” dedi.
Eve doğru yürürlerken Minik Panda’nın adımları artık daha neşeliydi. Sabah gördüğü okul ona artık çok farklı görünüyordu. Kapısının önünde durup geriye baktı. İçeride arkadaşları vardı. Yarın yine oyun oynayabilirlerdi. Minik Panda annesinin elini tuttu ve “Yarın yine anaokuluna gidebilir miyiz?” diye sordu. Annesi gülümseyerek, “Elbette,” dedi.
O gece Minik Panda yatağına uzandığında çantasını yatağının yanına koydu. Çünkü ertesi gün yeni oyunlar, yeni şarkılar ve yeni arkadaşlıklar onu bekliyordu. Gözlerini kapatırken bugün öğrendiği güzel şeyi düşündü: Yeni bir yere başlamak biraz heyecanlı olabilir. Ama cesaret edip küçük bir adım attığımızda, bizi güzel sürprizler karşılayabilir.
Minik Panda derin bir nefes aldı ve huzurla uykuya daldı. Bambuların arasından hafif bir rüzgâr geçti. Yapraklar usulca sallandı. Ay gökyüzünde parladı. Minik Panda’nın rüyasında rengârenk bir anaokulu, neşeli arkadaşlar ve sıcacık gülümsemeler vardı. Yeni macerası daha yeni başlıyordu.
