Ana SayfaYaşa Göre5-6 Yaş MasallarıKalbi Işık Saçan Çocuk

Kalbi Işık Saçan Çocuk

İyiliğin kalpleri aydınlattığı büyülü bir çocuk masalı.

Bir varmış, bir yokmuş… Uzak dağların ardında, sabahları kuşların şarkılarıyla uyanan, akşamları yıldızların ışığıyla parlayan küçük ve sevimli bir köy varmış. Bu köyde Eren adında, meraklı, yardımsever ve iyi kalpli bir çocuk yaşarmış. Eren’in diğer çocuklardan farklı bir özelliği varmış: Ne zaman içtenlikle birine yardım etse, kalbinin çevresinde küçük bir ışık belirirmiş. Eren önce bunun yalnızca kendisine öyle göründüğünü düşünmüş. Fakat zaman geçtikçe, yaptığı her güzel davranışın ardından kalbindeki ışığın biraz daha güçlendiğini fark etmiş.

Eren bir sabah erkenden evinden çıkıp ormana doğru yürümüş. Yolda kanadı incinmiş küçük bir serçe görmüş. Serçe çalıların arasında çaresizce bekliyormuş. Eren hemen yanına çömelerek, “Korkma küçük kuş, sana yardım edeceğim,” demiş. Serçeyi dikkatlice alıp güvenli bir yere götürmüş, ona su vermiş ve iyileşmesi için yuvasına yakın bir ağacın altında beklemiş. Serçe kısa süre sonra kanatlarını hareket ettirmeye başlamış. Tam uçmadan önce Eren’in omzuna konup cıvıldamış. O anda Eren’in kalbinden yayılan ışık biraz daha parlamış.

O günden sonra Eren, kalbindeki ışığın bir sır olmadığını anlamaya başlamış. Ancak bu ışığın yalnızca iyilik yaptığında ortaya çıktığını fark etmiş. Bir gün köyün meydanında yaşlı bir değirmencinin ağır çuvalını taşımakta zorlandığını görünce hemen yanına koşmuş. “İsterseniz çuvalı birlikte taşıyabiliriz,” demiş. Değirmenci gülümseyerek teşekkür etmiş. Eren çuvalı taşırken kalbindeki ışığın sıcaklığını hissetmiş. O sırada değirmenci ona önemli bir şey söylemiş: “Gerçek ışık, insanın elindeki fenerden değil, kalbindeki iyilikten doğar.”

Eren bu sözleri uzun süre düşünmüş. Fakat köyde herkes onun gibi düşünmüyormuş. Bazı çocuklar Eren’in kalbindeki ışığı kıskanıyor, onun özel olduğunu sanıyorlarmış. İçlerinden biri, “Senin ışığın varsa bizim de olmalı!” diyerek Eren’in peşinden koşmuş. Eren kaçmak yerine durup sakin bir şekilde, “Bu ışığı kimse satın alamaz ve kimse başkasından alamaz. Her insan kendi güzel davranışlarıyla onu büyütebilir,” demiş. Çocuklar şaşırmış. Çünkü Eren onlara kızmak yerine ışığın sırrını paylaşmayı seçmiş.

Ertesi gün çocuklar köyde küçük iyilikler yapmaya başlamış. Biri çeşmenin çevresindeki taşları temizlemiş, biri yaşlı bir komşusunun sepetini taşımış, bir başkası ağacın altında ağlayan küçük bir çocuğu teselli etmiş. Gün boyunca köyün farklı yerlerinde küçük ışıklar görünmeye başlamış. Önce yalnızca bir kıvılcım kadar olan bu ışıklar, iyilik çoğaldıkça yıldızlar gibi parlamış. Köy halkı o gün anlamış ki iyilik paylaşıldıkça azalmaz; aksine çoğalır.

Fakat birkaç gün sonra köyün üzerine koyu bir sis çökmüş. Güneş görünmüyor, kuşlar yuvalarından çıkmıyor, çocuklar oyun oynayamıyormuş. Köyün yaşlıları bu sisi daha önce hiç görmediklerini söylemişler. Eren, “Belki de hepimiz birlikte hareket edersek sisin içinden bir yol bulabiliriz,” demiş. Çocuklar el ele tutuşmuş. Her biri yaptığı güzel davranışları hatırlamış. Birinin ışığı diğerine, diğerinin ışığı bir başkasına ulaşmış. Çok geçmeden köy meydanı yüzlerce küçük ışıkla aydınlanmış.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir:  Miskin ve Sessiz Oyuncak

Işıklar çoğaldıkça sis yavaş yavaş dağılmış. Önce evlerin çatısı görünmüş, sonra ağaçların dalları, ardından masmavi gökyüzü ortaya çıkmış. Güneş yeniden köyün üzerine doğduğunda herkes büyük bir sevinç yaşamış. Eren’in kalbindeki ışık ise artık diğerlerinden daha parlak görünmüyormuş. Çünkü köydeki herkesin kalbinde aynı güzel ışık yanıyormuş. Eren o zaman ışığın kendisine ait olmadığını, yalnızca başkalarına iyiliği hatırlatmak için bir başlangıç olduğunu anlamış.

Akşam olduğunda çocuklar köy meydanında toplanmış. Yaşlı değirmenci onlara dönerek, “Bugün öğrendiğiniz en önemli şey nedir?” diye sormuş. Çocuklar bir süre düşünmüş. Sonra Eren gülümseyerek, “Bir kalbi aydınlatmak için büyük şeyler yapmamıza gerek yok. Bazen bir yardım eli, güzel bir söz, paylaşılmış bir ekmek ya da yalnız bir arkadaşımıza verilen küçük bir destek bile yeterlidir,” demiş.

O geceden sonra köyde güzel bir gelenek başlamış. Her çocuk uyumadan önce o gün yaptığı bir iyiliği düşünüyor, ertesi gün yapabileceği başka bir iyiliğin hayalini kuruyormuş. Zamanla köy, çevredeki en neşeli ve en huzurlu yer olarak tanınmış. İnsanlar oraya geldiklerinde neden kendilerini iyi hissettiklerini anlayamıyorlarmış. Oysa cevabı çok basitmiş: Köyde yaşayan insanların kalpleri ışık saçıyormuş.

Eren büyüdükçe kalbindeki ışığın gerçek sırrını hiç unutmamış. Çünkü o, ışığın başkalarından üstün olmak için değil, karanlıkta kalanlara yol göstermek için var olduğunu öğrenmiş. Çocuklara da hep aynı şeyi söylermiş: “İyilik yaptığınızda karşılığını beklemeyin. Çünkü gerçek iyilik, teşekkür edildiğinde değil, bir başkasının yüzünde mutluluk gördüğünüzde kalbinizi aydınlatır.”

Ve masal burada bitmiş. Ama Eren’in ışığı hiç sönmemiş. Çünkü iyilik yapan her çocuğun kalbinde görünmeyen küçük bir ışık varmış. Kimi zaman bir arkadaşına yardım ederken, kimi zaman ailesine destek olurken, kimi zaman da üzgün bir canlıyı korurken bu ışık biraz daha büyürmüş. Belki sen de bugün birine güzel bir söz söylersen, bir arkadaşına yardım edersen veya paylaşmayı seçersen, kalbinin içinde minicik bir ışığın yandığını hissedebilirsin. Çünkü en güçlü ışık, insanın kalbinden yayılan iyilik ışığıdır.

Benzer Masallar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz