Bir varmış, bir yokmuş… Uzak dağların ardında, sabahları çiçek kokularıyla uyanan, geceleri yıldızlarla parlayan küçük bir orman varmış. Bu ormanda Lina adında meraklı ve yardımsever bir çocuk yaşarmış. Lina, ormandaki hayvanlarla konuşmayı, dere kenarında taş toplamayı ve yaşlı ağaçların altında kitap okumayı çok severmiş. Fakat Lina’nın en ilginç arkadaşı, güneş doğduğunda onunla birlikte yürüyen gölgesiymiş. Lina nereye gitse gölgesi de peşinden gelir, o koştuğunda koşar, o zıpladığında zıplarmış. Lina, gölgesinin sessiz ama sadık bir dost olduğuna inanırmış.
Bir sabah Lina her zamanki gibi evinden çıkıp ormanın içindeki küçük göle doğru yürümüş. Güneş gökyüzünde parlıyor, kuşlar dallarda neşeli şarkılar söylüyormuş. Lina gölün kıyısındaki büyük kayanın üzerine oturup suya bakarken birden garip bir şey fark etmiş: Gölgesi yanında değilmiş! Önce gözlerini ovuşturmuş, sonra sağa sola bakmış. Gölge yokmuş. Lina şaşkınlıkla, “Nereye gittin benim sessiz arkadaşım?” diye seslenmiş. Fakat ona cevap veren yalnızca ağaçların arasından gelen hafif rüzgâr olmuş.
Lina, gölgesini bulmaya karar vermiş. Çünkü bir arkadaş kaybolduğunda onu aramak gerektiğini düşünüyormuş. Önce ormanın en yaşlı sakini olan Baykuş Bilge’ye gitmiş. Baykuş Bilge, yüksek bir çam ağacının kovuğunda yaşıyormuş. Lina başından geçenleri anlatınca bilge baykuş gözlerini yavaşça kırpıştırmış ve “Bazen kaybolduğunu düşündüğümüz şeyler, aslında bize önemli bir şey öğretmek için uzaklaşır,” demiş. Lina bu sözleri tam anlayamamış ama teşekkür edip yoluna devam etmiş. Çünkü gölgesini bulmadan eve dönmeye hiç niyeti yokmuş.
Lina ormanın derinliklerine doğru ilerlerken küçük bir tavşanın çalıların arasında sıkıştığını görmüş. Tavşan korkuyla titriyormuş. Lina hemen dalları dikkatlice kenara çekerek ona yardım etmiş. Tavşan kurtulduğunda sevinçle, “Teşekkür ederim Lina! Sen yardım etmeseydin burada daha uzun süre kalabilirdim,” demiş. Lina gülümsese de aklında hâlâ gölgesi varmış. Tam yürümeye başlayacakken yerde güneşin altında uzanan ince, koyu bir şekil görmüş. Lina heyecanla eğilmiş fakat bunun kendi gölgesi olmadığını anlamış. Bu, yaşlı bir ağacın gölgesiymiş.
Bir süre sonra Lina dere kenarına ulaşmış. Suyun üzerinde küçük bir tahta köprü varmış. Köprünün yanında ise kanadı incinmiş bir serçe duruyormuş. Lina serçeyi avuçlarının içine almadan, onu ürkütmemek için yanına çömelmiş ve biraz su bırakmış. Serçe su içtikten sonra kendini daha iyi hissetmiş. Lina, “Merak etme küçük serçe, biraz dinlenirsen yeniden uçabilirsin,” demiş. Serçe başını eğip Lina’ya bakmış. Sonra kanatlarını hafifçe çırparak, ormanın ilerilerini işaret eder gibi bir dala konmuş. Lina, serçenin bir şey anlatmaya çalıştığını düşünerek onu takip etmiş.
Serçe, Lina’yı ormanın hiç bilmediği bir bölümüne götürmüş. Burada ağaçlar daha sık, yollar daha sessizmiş. Lina ilerledikçe güneş ışıkları dalların arasından ince çizgiler hâlinde yere düşüyormuş. Birden uzaktan küçük bir ses duymuş. “Lina!” Ses tanıdıkmış. Lina heyecanla sesin geldiği yöne koşmuş ve büyük bir kayanın arkasında kendi gölgesini görmüş. Fakat gölgesi eskisi gibi Lina’nın ayaklarının altında değilmiş. Küçük bir ışığın yanında durmuş, sanki bir şeyi koruyormuş.
Lina şaşkınlıkla, “Seni buldum! Ama neden benden ayrıldın?” diye sormuş. Gölge cevap verememiş; çünkü gölgelerin konuşmak gibi bir yeteneği yokmuş. Fakat Lina, kayanın yanında minicik bir kirpi gördüğünde her şeyi anlamaya başlamış. Kirpi korktuğu için kayanın arkasına saklanmış ve güneş ışığından korunmaya çalışıyormuş. Lina’nın gölgesi, güneş ışığının önünde durarak kirpinin üzerine serin bir alan oluşturmuş. Lina arkadaşının neden uzaklaştığını o zaman anlamış: Gölgesi, yardıma ihtiyacı olan küçük bir canlıyı korumak için onun yanına gitmişti.
Lina kirpinin yanına oturup, “Demek beni bırakmadın, başka bir arkadaşına yardım etmeye gittin,” demiş. O anda Lina önemli bir şey öğrenmiş. Gerçek dostluk yalnızca birlikte oyun oynamak ya da güzel zaman geçirmek değilmiş. Bazen bir arkadaşın ihtiyacı olduğunda onun yanında olmak, hatta kendi rahatından biraz vazgeçmek de dostluğun bir parçasıymış. Lina kirpinin önüne birkaç yaprak ve su bırakmış. Ardından gölgesinin yanına dönerek gülümsemiş.
Ormandan dönerken Lina’nın gölgesi yeniden ayaklarının yanında yürümeye başlamış. Lina artık ona eskisinden farklı bakıyormuş. Gölgesinin sessizliği ona boş gelmiyormuş; tam tersine, sessizliğin içinde bile iyilik anlatan bir dil olduğunu düşünüyormuş. Yolda karşılaştığı tavşana el sallamış, serçenin yeniden uçtuğunu görmüş ve yaşlı ağaca teşekkür eder gibi dallarına dokunmuş. O gün Lina yalnızca kayıp gölgesini bulmamış, yardım etmenin, paylaşmanın ve başkalarının duygularını anlamaya çalışmanın değerini de öğrenmiş.
Akşam olduğunda Lina evinin penceresinden gökyüzüne bakmış. Güneş yavaşça batıyor, gölgeler uzuyor, yıldızlar birer birer ortaya çıkıyormuş. Lina annesine yaşadıklarını anlatmış. Annesi onu dinledikten sonra, “Bazen bir şeyi kaybettiğimizi düşündüğümüzde aslında daha değerli bir şey kazanmış oluruz,” demiş. Lina bu sözleri duyunca gülümsemiş. Çünkü o gün kayıp bir gölgenin peşinden giderken yardımseverliğin, dostluğun ve iyiliğin izini bulmuştu.
O günden sonra Lina ormanda yürürken yalnızca kendi gölgesine değil, çevresindeki herkesin ihtiyaçlarına da dikkat etmeye başlamış. Bir kuşun susadığını görürse su bırakmış, yaşlı bir ağacın dibindeki çöpleri toplamış, arkadaşlarından biri üzgün olduğunda onu dinlemiş. Çünkü artık biliyormuş ki küçük bir iyilik bile bir başkasının gününü güzelleştirebilir. Ve her akşam güneş batarken Lina’nın gölgesi yine yanında belirirmiş. Sessizce yürür, Lina’nın adımlarını takip edermiş. İkisi de biliyormuş ki gerçek dostluk, birbirinin yanında olmak kadar, gerektiğinde başkalarına iyilik yapmayı da bilmektir.
Böylece Kayıp Gölgenin Arkadaşı’nın hikâyesi ormanda dilden dile yayılmış. Çocuklar bu masalı dinledikçe yardımseverliğin, arkadaşlığın, paylaşmanın ve empati kurmanın önemini öğrenmişler. Lina ise her sabah yeni bir güne umutla başlamış. Çünkü artık anlamış ki insan bazen aradığı şeyi bir yolun sonunda değil, yaptığı küçük bir iyiliğin içinde bulurmuş. Gölgesini ararken kendisini iyiliğe götüren yolu bulan Lina’nın hikâyesi de uzun yıllar boyunca ormandaki çocuklara anlatılmış.
