Bir varmış bir yokmuş…
Masmavi denizlerin ortasında, mercanlarla süslenmiş rengârenk bir koy varmış. Bu koyda yaşayan balıkların en ilginci Miskin adında turuncu benekli, biraz tombul ama çok neşeli bir balıkmış.
Miskin’in diğer balıklardan önemli bir farkı varmış:
Masal anlatmayı çok severmiş!
Ama öyle sıradan masallar değil…
Masal anlatırken yüzgeçlerini sallayıp sesler çıkarır, bazen taklit yapar, bazen de yanlışlıkla baloncuk çıkarıp herkesi güldürürmüş
Masal Saati Başlıyor!
Her akşam güneş batarken, küçük balıklar mercanların etrafında toplanır, hep bir ağızdan:
“Miskin! Miskin! Masal anlat!” diye bağırırlarmış.
Miskin boğazını temizler gibi “blup blup” yapar ve başlarmış:
“Bir varmış bir yokmuş… Tembel bir denizyıldızı varmış!”
Ama bir gün masal anlatırken küçük bir sorun ortaya çıkmış…
Dinlemeyi Bilmeyen Balıklar
Bazı balıklar masalı dinlemek yerine:
Oraya buraya yüzüyor
Araya girip konuşuyor
“Ben daha iyi masal anlatırım!” diye bağırıyormuş
Miskin durup düşünmüş
Sonra masalı yarıda kesmiş.
“Masal anlatmak kadar, dinlemek de önemlidir,” demiş.
“Eğer birbirimizi dinlemezsek, masallar da güzelliğini kaybeder.”
Küçük balıklar utanmış, başlarını eğmişler.
Masalın İçindeki Ders
Ertesi gün Miskin bambaşka bir masal anlatmış.
Bu kez masalda:
Paylaşmayı bilen bir yengeç
Sabırlı bir kaplumbağa
Söz kesmeyen bir ahtapot varmış
Masal bittiğinde Miskin gülümseyerek sormuş:
“Bu masaldan ne öğrendik?”
Küçük bir balık el kaldırmış:
“Dinlemeden öğrenemeyiz!”
Bir diğeri:
“Saygılı olursak herkes mutlu olur!”
Miskin’in gözleri sevinçle parlamış
Mutlu Son
O günden sonra denizde Masal Saati bir kural ile başlarmış:
Dinleyen konuşmaz, konuşan dinlenir.
Miskin hâlâ masal anlatırmış,
Balıklar hâlâ çok gülerlermiş,
Ama artık herkes birbirini dinlemeyi de bilirmiş.
Ve deniz, masallar sayesinde biraz daha mavi,
Biraz daha neşeli olmuş

