Bir varmış, bir yokmuş… Uçsuz bucaksız, rengârenk çiçeklerle süslü, kuşların neşeyle şarkılar söylediği Gülümseyen Orman adında büyülü bir orman varmış. Bu ormanda yaşayan hayvanlar birbirlerine yardım eder, doğayı korur ve paylaşmanın mutluluğunu yaşarmış.
Bu ormanda yaşayan Minik Sincap Fındık, diğer sincaplardan biraz farklıymış. O, çok meraklı, cesur ve öğrenmeyi seven bir sincapmış. En büyük hayali, ormanın en büyük ve en lezzetli fındığını bulup ailesine götürmekmiş.
Bir sabah annesi ona seslenmiş:
“Sevgili Fındık, bugün yiyecek toplarken dikkatli ol. Cesaret çok güzel bir özelliktir ama akıllıca davranmak da en az cesur olmak kadar önemlidir.”
Fındık başını sallamış.
“Merak etme anne, hem cesur hem de dikkatli olacağım!”
Küçük sincap, sırtındaki minik sepetini alıp ormanın derinliklerine doğru yola çıkmış.
Bilge Baykuşun Tavsiyesi
Yolda yaşlı bir baykuşla karşılaşmış. Baykuş, ormanın en bilgili hayvanıymış.
“Nereye gidiyorsun küçük dostum?” diye sormuş.
“En büyük fındığı bulmaya gidiyorum!” demiş Fındık heyecanla.
Baykuş gülümsemiş.
“En büyük hazine bazen en büyük fındık değildir. Yol boyunca öğrendiklerin ve yaptığın iyilikler de birer hazinedir.”
Fındık bu sözleri aklına yazmış ve yoluna devam etmiş.
Yardım Etmenin Gücü
Biraz ileride minik kirpi dikenli çalılara takılmış.
“İmdat! Çıkamıyorum!” diye seslenmiş.
Fındık aslında acele ediyormuş. Çünkü büyük fındığı ilk bulan olmak istiyormuş. Ama annesinin sözlerini hatırlamış.
Hemen dalları dikkatlice kenara çekmiş ve kirpiyi kurtarmış.
Kirpi mutlulukla:
“Teşekkür ederim! Sen olmasaydın burada saatlerce kalabilirdim.”
demiş.
Fındık yoluna devam ederken içi sıcacık olmuş. Yardım etmenin verdiği mutluluk, bulacağı en büyük fındıktan bile güzel hissettirmiş.
Küçük Dereyi Geçmek
Az sonra karşısına berrak bir dere çıkmış.
Su çok hızlı akıyormuş.
Fındık hemen atlamayı düşünmüş ama sonra durmuş.
“Önce düşün, sonra hareket et.” demiş kendi kendine.
Etrafta duran sağlam taşları kullanarak güvenli bir yol oluşturmuş. Böylece dereyi dikkatlice geçmiş.
Tam o sırada tavşan ailesi de dereyi geçmek istemiş.
Fındık:
“Bu taşları siz de kullanabilirsiniz.”
demiş.
Herkes güvenle karşıya geçmiş.
Büyük Meşe Ağacı
Saatler sonra ormanın en yaşlı meşe ağacına ulaşmış.
Dallarında altın gibi parlayan kocaman fındıklar sallanıyormuş.
Fındık sevinçle ağaca tırmanmış.
Tam en büyük fındığı alacakken dalların arasında minik bir kuş yuvası görmüş.
Anne kuş yavrularını besliyormuş.
Fındık düşünmüş:
— “Bu dalları fazla sallarsam yavrular korkabilir.”
Bu yüzden dikkatlice yalnızca yere düşmüş olgun fındıkları toplamış.
Doğaya zarar vermeden topladığı fındıklar sepetini doldurmaya yetmiş bile.
Eve Dönüş
Akşam olduğunda Fındık evine dönmüş.
Annesi sepeti görünce gülümsemiş.
“Demek ki en büyük fındığı buldun?”
Fındık başını sallamış.
“Aslında en büyük hazineyi buldum.”
“Neymiş o?”
“Yardım etmek, sabırlı olmak, düşünerek hareket etmek ve doğayı korumak.”
Annesi oğluna sarılmış.
Tam o sırada kurtardığı kirpi, tavşan ailesi ve bilge baykuş da gelmiş.
Hepsi birlikte topladıkları yiyecekleri paylaşmış, şarkılar söylemiş ve mutlu bir akşam geçirmişler.
Fındık o gün anlamış ki gerçek cesaret yalnızca korkusuz olmak değilmiş.
Gerçek cesaret; doğru olanı yapmak, başkalarına yardım etmek ve doğaya sevgiyle yaklaşmakmış.
O günden sonra Gülümseyen Orman’da yaşayan herkes, küçük sincabın macerasını çocuklarına anlatmış.
Ve masal burada bitmiş.
Gökyüzündeki yıldızlar parlamış, minik sincap huzurla uykuya dalmış.
