Bir varmış, bir yokmuş. Uzak dağların eteğinde, yemyeşil çayırların ve rengârenk çiçeklerin arasında küçük bir köy varmış. Bu köyde hayvanlarını çok seven, çalışkan ve iyi kalpli bir çoban yaşarmış. Çobanın sürüsünde koyunlar, kuzular ve keçiler bulunurmuş. Fakat sürünün içinde diğerlerinden biraz farklı olan küçük bir oğlak varmış. Bu oğlağın adı Pofuduk’muş. Pofuduk, bembeyaz tüyleri, minicik boynuzları ve meraklı gözleriyle çevresinde olup biten her şeyi öğrenmek istermiş.
Pofuduk çok sevimliymiş ama biraz da aceleciymiş. Çoban ne zaman sürüyü çayıra götürse Pofuduk hemen diğer hayvanların önüne geçer, yeni yerler keşfetmeye çalışırmış. Çoban onu her defasında nazikçe uyarırmış. “Pofuduk, merak etmek güzeldir ama merak ettiğin her şeyin peşinden düşünmeden gitmek doğru değildir,” dermiş. Küçük oğlak ise başını sallayıp söz verirmiş ama birkaç dakika sonra yine başka bir şeyin peşine düşermiş.
Bir sabah güneş, dağların arkasından altın renkli ışıklarını göndermeye başlamış. Çoban sürüyü her zamanki gibi köyün dışındaki geniş çayıra götürmüş. Çayırda taze otlar, papatyalar ve mis kokulu kekikler varmış. Hayvanlar neşeyle otlamaya başlamış. Pofuduk ise çayırın kenarında parlayan mavi bir kelebeği görmüş. Kelebek çiçekten çiçeğe uçuyor, ardından da ormanın kenarına doğru ilerliyormuş. Pofuduk’un gözleri merakla büyümüş. “Şu kelebeğin nereye gittiğini öğrenmeliyim,” diye düşünmüş.
Küçük oğlak, sürüden yavaşça uzaklaşmış. Önce birkaç adım atmış, sonra biraz daha ilerlemiş. Kelebek bir ağacın arkasına konunca Pofuduk da ağacın yanına gitmiş. Fakat kelebek yeniden havalanmış ve ormanın içine doğru uçmuş. Pofuduk onu takip ederken çobanın sesini duyamayacağı kadar uzaklaşmış. Bir süre sonra etrafına bakmış ve sürüyü göremediğini fark etmiş. Orman bir anda ona çok büyük ve sessiz görünmüş.
Pofuduk’un içini korku kaplamış. Az önce çok eğlenceli görünen keşif, şimdi hiç de eğlenceli değilmiş. “Keşke çobanın sözünü dinleseydim,” diye düşünmüş. Tam o sırada yaşlı bir baykuş ağacın dalından ona bakmış. Baykuş, Pofuduk’un üzgün olduğunu anlayınca “Neden tek başına ormanda dolaşıyorsun küçük oğlak?” diye sormuş. Pofuduk başından geçenleri anlatmış. Baykuş da ona “Hata yapmak insanlara ve hayvanlara mahsustur. Önemli olan hatayı fark edip doğru yolu bulmaya çalışmaktır,” demiş.
Baykuş, Pofuduk’a ormandan çıkması için yol gösterebileceğini söylemiş. Ancak önce küçük oğlağın sakin olması gerekiyormuş. “Korktuğun zaman hemen koşma,” demiş baykuş. “Önce dur, etrafını dikkatlice dinle ve düşün. Bazen aradığın yol, sandığından çok daha yakındır.” Pofuduk derin bir nefes almış ve çevresini dinlemeye başlamış. Uzaklardan ince bir çan sesi duyuluyormuş. Bu, çobanın sürüsündeki hayvanların boyunlarında taşıdığı çanların sesiymiş.
Pofuduk, baykuşun gösterdiği patikadan ilerlemeye başlamış. Yolda küçük bir dereyle karşılaşmış. Dereyi geçmek için acele etmek yerine önce taşların sağlam olup olmadığını kontrol etmiş. Daha önce olsa düşünmeden atlayacakmış ama bu kez dikkatli davranmış. Sağlam taşlardan birinin üzerine basarak karşıya geçmiş. Sonra çan sesleri biraz daha yaklaşmış. Pofuduk artık doğru yolda olduğunu anlamış.
Bu sırada çoban da Pofuduk’un kaybolduğunu fark etmiş. Sürüyü güvenli bir yerde bırakmış ve küçük oğlağı aramaya başlamış. Çoban çok endişeliymiş ama paniğe kapılmamış. Pofuduk’un en çok hangi yerlere merak duyduğunu düşünmüş. Ormanın kenarındaki patikaya geldiğinde yerde küçük oğlağın izlerini görmüş. İzleri takip ederek ilerlemiş ve sonunda Pofuduk’u karşısında bulmuş.
Pofuduk çobanı görünce büyük bir sevinçle ona doğru koşmuş. “Çobanım, çok üzgünüm. Sen beni uyarmıştın ama seni dinlemedim,” demiş. Çoban küçük oğlağın başını okşamış ve gülümsemiş. “Önemli olan yalnızca hata yapmamak değildir Pofuduk. Bazen yaptığımız hatalardan ders çıkarmak da büyük bir erdemdir,” demiş. Pofuduk, çobanın sözlerini dikkatle dinlemiş. O gün ilk kez merak ile dikkatsizlik arasındaki farkı anlamış.
Köye dönerken Pofuduk, ormanda yaşadıklarını düşünmüş. Kelebeğin peşinden gitmesi ona yeni bir şey öğretmişti. Merak insanı yeni bilgiler öğrenmeye götürebilirmiş, fakat güvenliğini düşünmeden hareket etmek insanı zor durumda bırakabilirmiş. O günden sonra Pofuduk yine meraklı bir oğlak olarak kalmış ama artık önce düşünür, sonra hareket edermiş.
Aradan günler geçmiş. Bir gün köyde büyük bir yağmur başlamış. Çoban sürüyü ağıla götürürken küçük bir kuzu çamurlu yolda takılıp kalmış. Diğer hayvanlar korkuyla meleşmeye başlamış. Pofuduk hemen kuzuya yardım etmek istemiş ama bu kez acele etmemiş. Önce çobana haber vermiş, sonra güvenli bir yerden kuzunun yanına yaklaşmış. Çoban da Pofuduk’un yardımıyla kuzuyu kurtarmış. Çoban, küçük oğlağın artık ne kadar dikkatli olduğunu görünce çok mutlu olmuş.
O akşam köyün üzerinde yıldızlar parıldarken çoban sürüsünü güvenli ağılda dinlenmeye bırakmış. Pofuduk ise samanların üzerinde uzanıp gökyüzünü seyretmiş. Yaşlı baykuşun sözlerini hatırlamış: “Önce dur, dinle ve düşün.” Bu sözler küçük oğlağın aklında güzel bir öğüt olarak kalmış.
O günden sonra Pofuduk yalnızca meraklı değil, aynı zamanda dikkatli ve sorumluluk sahibi bir oğlak olmuş. Sürüdeki küçük hayvanlara da öğrendiklerini anlatmış. Onlara “Yeni şeyler keşfetmek çok güzeldir ama kendimizi ve sevdiklerimizi korumayı unutmamalıyız,” dermiş. Çoban da Pofuduk’un bu değişiminden gurur duyarmış.
Ve masalımız burada sona ermiş. Gökten üç elma düşmüş; biri merak eden ama düşünmeyi unutmayan çocuklara, biri hatalarından ders çıkaranlara, biri de sevdiklerinin sözünü dinleyip güvenliğin değerini bilenlere gitmiş. Pofuduk’un hikâyesi ise köyde uzun yıllar anlatılmış. Çünkü herkes öğrenmiş ki gerçek cesaret, düşünmeden tehlikeye atılmak değil; doğru zamanda durup doğru kararı verebilmektir.
