Elira adlı iyi kalpli bir kız, üvey annesi ve kardeşleri tarafından hor görülür, ev işleriyle boğuşur. Krallıktaki bir baloya katılmak ister ama engellenir. Ayın Ruhu, ona büyülü bir elbise ve gümüş ayakkabılar verir. Balo gecesi Prens Kael’le tanışır ama gece yarısı büyü bozulmadan kaçar, bir ayakkabısını düşürür. Prens, ayakkabının sahibini arar ve sonunda Elira’yı bulur. Elira saraya gider, ancak köyüne eğitim desteği şartıyla. Masal, onun sadece prensese değil, bir lider ve umut ışığına dönüşmesiyle son bulur.
Keloğlan bir gün ormanda yolunu kaybeder ve Bilgecan Dede'nin kulübesine rastlar. Kalbindeki tembellik sorununu anlatır. Bilgecan Dede ona “Zamanın Aynası”nı gösterir. Aynada Keloğlan, seçimlerinin gelecekte onu nasıl biri yapacağını görür: ya tembel ve yalnız ya da çalışkan ve mutlu. Bu görüntülerden ders alan Keloğlan, hayatını değiştirir, çalışkan biri olur ve herkesin sevgisini kazanır.
Uzak diyarlarda, lanet nedeniyle kimsenin konuşamadığı bir şehir vardır: Sessiz Şehir. Halk, kalbin sesiyle anlaşmayı öğrenmiştir. Bu sessizlik, bir zamanlar çok gürültücü olan şehir halkının hatasını düzeltmesi için Zaman Perisi tarafından verilmiştir.
Yıllar sonra Lina adında bir çocuk doğar ve yıllar sonra şehirde ilk kez sesiyle şarkı söyler. Lina’nın kalpten gelen sesi, Zaman Perisi’ni etkiler ve laneti kaldırır. Ancak halk, sessizliğin değerini öğrendiği için artık yalnızca sevgi ve anlayışla konuşur. Sessiz Şehir, “Kalbin Diliyle Konuşan Şehir” olarak anılmaya başlar.
Köy faresi Minik, doğayla iç içe, huzurlu bir köyde yaşamaktadır. Bir gün şehirde yaşayan kuzeni Parlak onu ziyarete gelir ve Minik’i şehre davet eder. Minik, kuzeniyle şehre gider ama gürültü, tehlikeler ve kalabalık onu rahatsız eder. Şehirdeki lüks yemekler bile köydeki huzurun yerini tutmaz. Sonunda Minik, kendi sade ama güvenli hayatını seçerek köyüne döner. Masal, herkesin mutlu olacağı yerin farklı olabileceğini ve sadeliğin bazen en büyük zenginlik olduğunu anlatır.
Lira adlı 13 yaşındaki bir kız, gizemli bir kolye sayesinde zamanı yöneten gizli bir diyar olan Zamanyurdu’na geçiş yapar. Burada, zamanı denetleyen kadim kum saati Zeraphos'un yeni bekçisi olması gerektiğini öğrenir. Zamanın sırlarını açığa çıkarabilmek için geçmiş, şimdi ve gelecekle ilgili üç sınavdan geçer. Bu sınavlar Lira’ya sabrı, kimliğini ve umudu öğretir. En sonunda kum saatindeki karanlık bölge aydınlanır ve sır açığa çıkar: “Zaman, sevgiyle hatırlanırsa sonsuza kadar yaşar.” Lira, artık zamanın hafızasıdır ve insanlara anların değerini hatırlatır.
Küçük bir kız olan Elif, gökkuşağının sonunu bulmak için yola çıkar. Yolculuğu boyunca cesaret, bilgelik, neşe, umut, sadakat, yaratıcılık ve hayal gücünü simgeleyen yedi rengin sırrını keşfeder. Her renk, ona farklı bir değer ve deneyim kazandırır. Bu değerleri topladıktan sonra, gökkuşağının ötesine ulaşır ve insanların unuttuğu sevgi ve paylaşım dolu bir dünyayı görür. Döndüğünde zaman hiç geçmemiştir ama Elif artık bambaşka biridir.
Ali Baba, ormanda odun keserken tesadüfen kırk haraminin sihirli bir mağarada hazine sakladığını keşfeder. "Açıl susam açıl" sözleriyle mağaraya girer ve biraz altın alır. Kardeşi Kasım da hazineyi öğrenip mağaraya gider ama sihirli sözleri unutunca haramiler tarafından yakalanıp öldürülür. Ali Baba, cesedi gizlice alıp gömer. Haramiler durumu fark edip Ali Baba’nın evini bulmaya çalışır, fakat sadık hizmetçi Morgiana zekâsıyla hepsini alt eder. Ali Baba, mağaradaki hazineyi sadece ihtiyacı kadar kullanır ve dürüstçe yaşamaya devam eder.
Meraklı bir kız çocuğu olan Elif, büyükannesinden kalan bir haritayla Altın Kapı’nın sırrını çözmek için yola çıkar. Kapıyı açmak için üç anahtar gereklidir: Cesaret, Merhamet ve Doğruluk anahtarları. Elif bu anahtarları, karanlık ormanda yalnız bir tilkiye yardım ederek, yaralı bir kuğuyu iyileştirerek ve kendi hatasını itiraf ederek kazanır. Altın Kapı’nın ardında hazine yerine bir ayna vardır; bu, insanın içindeki değerlerin en büyük hazine olduğunu gösterir.
Hazinenin, insanın kalbindeki erdemler olduğunu anlatan anlamlı ve öğretici bir masaldır.
Uyumayan Prens Alp, geceleri asla uyuyamazken; Uykucu Prenses Elif ise gün boyu bile uyuyabilen bir prensesmiş. Bir gün tanışan bu iki zıt karakter, birbirlerinin dünyasını anlamaya başlamış. Elif, Alp’e rüyalarını anlatmış, Alp de hayal kurmayı öğrenmiş. Sonunda Prens ilk kez uyuyabilmiş, Elif de onunla rüyalarında buluşmuş. Böylece birbirlerinin dengesini bulmuşlar ve mutlu bir uyku–uyanıklık dostluğu başlamış.
Masalda, Pinokyo yalan söyleyip fidanları dikmediğini gizler ve burnu uzar. Doğruluk Bahçesi'nde sadece dürüstlerin ektiği fidanlar büyüdüğü için gerçek ortaya çıkar. Hatasını anlayıp dürüstçe itiraf edince burnu normale döner. Sonunda fidanları diker ve bahçe meyve verir. Pinokyo, dürüstlüğün değerini öğrenir.
Meraklı bir kız olan Elif, Ayışığı Gölü’nün gizemini çözmek ister. Eski bir kitap bulur ve geceleri sihirli sözleri okuyunca gölün altındaki gizli krallık Lunaria’ya ulaşır. Orada, büyüyle hapsedilmiş halkı ve Kraliçe Marina’yı bulur. Elif’in cesareti ve temiz kalbi sayesinde büyü bozulur, krallık özgürlüğüne kavuşur. Elif ödül olarak dilek hakkı kazanır ama sadece herkesin hayal kurmaya devam etmesini diler.